Öfke; iradeyi devre dışı bırakır, hâkimiyeti kaybettirir

Asiye ASLAN

Ebu Vail (r.a) anlatıyor: "Urve İbn Muhammed es-Sa'di'nin yanına girdik. Bir zat kendisine konuştu ve Urve'yi kızdırdı. Urve kalkıp abdest aldı ve:

"Babam, dedem Atiyye (r.a)'tan anlattı ki, o, Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini nakletmiştir:

"Öfke şeytandandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın." (Ebu Davud).

Öfkeyi yenmek yüce Kitabımızda da olgun müminlerin özellikleri arasında sayılmıştır. Çünkü bu kişiler nefislerini sabırla dizginlemişlerdir. Yüce Allah, bu dünyada bizleri imtihana tabi tutmuştur. Bu imtihan mukabilinde yaşamımızda olaylar karşısında ilginç tepki verebiliyor ve farklı duygulara sahip oluyoruz.  Bu imtihanı kazanabilmek için de bazı ilginç ve farklı duyguları ve tepkileri dizginlemek bize düşmektedir. Evet… Anlatmaya çalıştığımız duygulardan biri de öfkedir.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) de nefisle mücadeleyi yani öfkeyi yenmeyi büyük cihat olarak değerlendirmiştir. Buna binaen Allah Resulü şöyle buyurmaktadır:

Rasûlullah (sav) (bir gün): "Siz aranızda kimi pehlivan addedersiniz?" diye sordu. Ashap (r.a): "Erkeklerin yenmeye muvaffak olamadığı kimseyi!" dediler. Rasûlullah (sav): "Hayır," dedi, "gerçek pehlivan öfkelendiği zaman nefsine hâkim olabilen kimsedir" dedi. (Müslim)

Öfke anında, kişi ağzından çıkan sözlerin ve yaptığı davranışların farkında olmaz. Bu öfke sebebiyle karşısındaki kişiyi incitebilir ve bunu daha ileriye götürerek saldırıda bulunup kişinin yaralanmasına veya ölümüne dahi sebep olabilir. Böylece hem kendi hayatını hem de zarar verdiği kişinin hayatını mahveder. Önemli olan kişinin gücü yettiği halde intikam almayıp affetmesidir. Bu bakımdan İslam, insanlar arsında huzuru bozan öfkeyi hoş görmemiş ve kötü bir huy olarak zikretmiştir.

Öfke, iradeyi devre dışı bırakır ve kişi kendi hâkimiyetini yitirir. Kişide olan sevgi, saygı ve merhamet duyguları zayıflar. Öfkelenen insan hak ve adaletten ayrılabilir. Hakkın ve adaletin olmadığı bir toplumda ise, saygı, sevgi, huzur ve güven olamaz.

Öfkeyle kalkan zararla oturur, hüsrana uğrar. Kendisi olmaktan çıkarak başka bir kimliğe bürünüp tanınmayacak hale girer. Kızgınlık, insanları ana ve babadan,  eş ve çocuklardan ve akrabadan ayıran hatta katil yapabilen, bir depremdir. Bu hüsranın olmaması için kişi söyleyecekleri veya uygulayacaklarını önceden biçip tartmalıdır. Böyle davrananlar, hem insanlar yanında saygınlık kazanır, hem de Allah katındaki dereceleri yükselir.

Bir adam Hz. Peygamber(s.a.v)‘e “Bana öğüt ver” dediğinde, Hz. Peygamber(s.a.v), “Gazaplanma” buyurdu. Adam dileğini birkaç kez tekrar etti. Hz. Peygamber(s.a.v)  “Gazaplanma” diye buyurdu. (Riyazü's Salihin) 

Öfkelenmemek veya öfkeyi yenmek için, Peygamberimiz'den başka tavsiyeler de gelmiştir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

-Öncelikle söyleyeceklerimizi veya yapacaklarımızı önceden düşünmeliyiz,

- Sonraki adım ise öfkelenmemeye çalışmalıyız,

-Öfke anında Euzu-besmele çekmeliyiz,

-Bulunduğumuz ortamdan uzaklaşmalıyız,

-Sadece karşı tarafı suçlamak yerine kendi nefsimizi de sorguya çekebilmeliyiz,

-Abdest alınmalı, Kur'an okunmalı veya namaza durulmalıdır.

Sonuç olarak, Peygamberimizin öfkelenen bir kişi için, "Ben bir kelime biliyorum ki, eğer şu adam o kelimeyi söylese muhakkak öfkesi geçer. O kelime: Euzu billahi mineş-şeytânirracîm", sözüdür" ifadesinden hareketle öfkelendiğimizde nefsimize engel olup Allah'a sığınmalıyız.

Öfkemizi yenerek bütün dünyevi ve uhrevi kötülüklerden korunmak dileğiyle…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.