Rahat mısınız Bayım!

Nurullah AY

 Şaşırmış akademisyenler “barış için” derken; muhalefet, “tek parti iktidarda olmasın” diyordu.

PKK, “HDP'ye oy verin” diye halka namlunun soğuk ucunu gösterirken; BDP, bilboardlarda kan akıtılan musluk resimleriyle “evinizin içine kadar bu kan girecek” mesajı veriyordu.

Kemalistler, “Tayyip'ten başka şekilde kurtulamayız” telaşında; Gülenciler,”Tayyip'i indirirsek, Kırmızı Kitap'tan çıkarız” sanıyordu.

Kimlik bunalımı yaşayan ortam İslamcıları “özgür inanç HDP ile olur” diyecek kadar dibe vururken; Aleviler, HDP'nin din dersini kaldıracağını umuyordu.

Nişantaşı muhiti sazın cazibesine kapılmış; bir kitle “barış için”, bir kitle de “Türkiye partisi” diyordu.

Seçimden bir gün sonra barış güvercini partisinin Muş milletvekili, koruculara hitaben “biz o keleşleri size doğrultmasını biliriz, buradan def olup gideceksiniz” deyip “barış için” diyenleri kapak toplama kampanyasının organizatörü yaptı.

İki gün sonra Diyarbakır'da İhya Der başkanı Aytaç BARAN katledildi.

Ne barış için diyenlerden bir tepki geldi ne de “iki asker için çatışmaya değer miydi” diyen akademisyen Ayşe HÜR'den.

Barışseverler sadece üç maymunu oynamakla kalmamış, maymunun envai çeşit hareketlerini yaptı.

Aytaç BARAN'ın katledilmesi, Doğan ve Gülen medyasında sadece altmış sözcükle üçüncü sayfa haberi olarak verildi.

Helvadan yaptıkları ve saf insanlara taptırdıkları putun sahte oluşu, Gülen için de Doğan için de pek iyi netice vermeyecekti.

Çok geçmeden saz tellerinin şarjör, sapının dipçik, akort burgularının da gez göz arpacık olduğu ifşa oldu.

Kimse yanılmadı, herkes içindeki art niyeti makyajlayarak sundu bir bakıma.

Ancak hedefi on ikiden vuran, şüphesiz “Türkiye partisi” diyen kitle oldu.

Seçimden önce bölge partisi iken, seçimden sonra eşbaşkan Figen YÜKSEKDAĞ'ın “her yerde saldırı varsa her yerde direniş” ifadesi HDP'nin artık Türkiyelileştiğinin ve “Türkiye partisi” olduğunun işareti değil mi?

Her yerde direniş, bol soslu kaos, biraz puslu hava ve “Oylar HDP'ye sonrası sizi ilgilendirmez”

Rahat mısınız bayım!

****

HEYY SEN!...

Heyy Sen!

Paşa çocuğu, yalı kaçkını, kimsenin kızmaması için kendini yazdığını ifade edip günah çıkaran istavrozcu!

Heyy sen!

Soldan çark edip liberalizme direksiyon kıran.

Babası paşa, kendisi maşa, cümle âleme temaşa!

Heyy Sen!

Çandaroğlunun âlicengiz oyunuyla HDP'ye “Kürt siyasal hareketi” payesi vermeye çalışan görevli ajan, Müslüman mahallesinde salyangoz satan.

Heyy Sen!

Yediğin onca herze, ne uğruna geveze!

Benim gibi bir Kürt senin verdiğin akılla mı temsilci edinecek akıl fukarası, ortalığın maskarası…

Heyy Sen!

Yasin BÖRÜ cinayetine kör, Berkin'e tasma şakırdatan.

Ahmakıslatan yağmurlara sel hayali kuran.

Heyy Sen!

Eşkıyayı hükümran kılma sevdalısı.

İstediğin kadar umut bağla kan denizine, mazlumun tükürüğü Firavun'u Nil'de boğduğu gibi boğacak seni.

Firavun nedameti kâr etmeyecek.

****

ELİ ÖPÜLESİ ANALAR!

Ana kutsaldır, annelik de ekmek gibi kutsaldır.

Ve her bir can yere düşende bu kutsal anaları derinden yaralar.

Kurulduğu günden beri beş yüze yakın saldırıya maruz kaldı HÜDA PAR.

Kimi zaman tutuşan ateşi söndürdü parti temsilcileri, kimi zaman karalar bağlar.

HDP'ye saldırılınca öfkelendi sempatik çocuk.

Sazının telleri öfke kusuyor, güftesinden kan damlıyordu ve insanlığın en hassas noktasından tahrik etmeye çabaladı ülkücüleri.

Amaç, sokaklarda birbirine giren vandallar.

Boğa güreşlerinin müptelası, gladyatör cinayetlerinin bağımlısı, kan aksın istedi.

Ülkücüleri Kürtlerin üstüne saldırtıp safları sıklaştırma adına safları kandırma gayretinde.

Niyet Şeytani.

6/8 Ekim olaylarının faili olduğu halde kimse annesine selam göndermedi, göndermemeliydi.

“Biri evinizi, partinizi yakıyorsa, sizi döverek öldürüyorsa ona karşı kendinizi savunmanız Türk Ceza Kanunu'na göre meşru müdafaa hakkıdır, insani ve vicdani olarak da haktır. Evinizi, iş yerinizi, partinizi, binanızı, yakarak, katlederek, linç ederek, saldırmaya gelenleri, anasından doğduğuna pişman etme hakkınız da vardır” diyordu.

Bir parti lideri, tabanına çatışın diyor, karşı tarafı tahrik ediyor.

6/8 Ekim olaylarında elli insanın ölümünden sorumlu değilmiş gibi davranıyor.

HÜDA PAR'ın Lice'de araçları sokak ortasında yakıldığında “HÜDA PAR'ın ne işi vardı Lice'de” diyen DEMİRTAŞ'ın yine de, analık hatırına, annesinin ellerinden öpmek icap eder.

….

Bilmem siz fark ettiniz mi,  “pişman edelim” değil, “pişman edin” diyor.

Adam haklı, maşa varken ateşi ne diye eliyle tutsun ki!

****

TERS KÖŞE

KULLAN, AT!

Yıllarca fahişelik yapan ve  fahişe olarak tedavülden kalkan bir fahişenin yıllar sonra “ben hayatım boyunca namaz kıldım veya oruçlarımı kaçırmadım” gibi ifadeleri, sadece kargaların sabah içtiması şeklinde gülmelerine yarar.

Fahişe, fahişelik gibi kavramlarla yazıma başlamamdan rahatsız olduğunuzu biliyorum, ancak tuvaleti tarif etmek için klozet ve sifonu kullanmak mecburiyetinde olduğuma da hak verin yani.

Bakın tuvaleti kullanırken atladığım kelimeler de olmadı değil.

Neyse, mevzuu bu değildi tabi ki.

Sahiden ben bu yazıda neyden bahsedecektim?

Ha, İsmet'ten söz edecektim.

Şaşırdınız değil mi?

Hayır hayır, şu kıtlığa neden olduğu için eşeklerin;

“Zır zır ya ismet / te ceh jime stend da millet” diye isyan ettikleri sağır İsmet'ten değil.

İsmet dediğim, son kullanma tarihi geçtikten sonra ıskartaya çıkınca işlevinin dışında kullanıma açık olduğunu beyan eden her zevat gibi kullanılmaya başlanan İsmet Sergin'dir mevzu olan.

Tedavülden kalkan her metanın kullanım zamanında bir kıymeti harbiyesi olur; ancak bu zat, kendi döneminde onaylamadığı olayların cereyan ettiğini ve devletin bugün de HÜDA PAR'a yakın durduğunu söyleyince, insanın aklına yine ilk satırlarda zikrettiğim fahişe gelir.

Bu defa insanın “tecavüz mü acaba “ diyesi geliyor ve içi cız ediyor. Çünkü bir fahişe, fuhşa gönülsüz bulaşmışsa ortada bir tecavüz olayının olduğu muhakkak.

Seçime gir, yüklü para harca, bakan ol, kendi döneminde onaylamadığın bazı olayların vuku bulduğunu söyle, aradan yirmi yıl geçmiş olsun, çık konuş.

Bayram değil seyran değil, bu insanlar seni niye öptü SEZGİN?

Bunamış Doğan'ın Arif olduğunu sanıp işkembe gurultularındaki senfoniye kanmışsın koçum, bir daha kullanılmaktasın hem de çok ucuza, ortalık malı gibi.

Sen bunamış olabilirsin, ancak tedavülden kalkan malın alıcısının pek seçici olmayacağını bilecek kadar tecrüben var sanırım.

Hem bugünü değerlendirmeseydin, her trene binmeye amade yeni yetme gezizekalılar, fikirlerinde bir derinlik arar, belki de sana hak verirlerdi.

Ancak konuşmaların sipariş üzeri, etkisi nafile!

...

Sahi siz, son kullanma tarihi geçen ürünleri ne yaparsınız?

Benim ne yaptığımı merak ediyorsanız, söyleyeyim:

Ben,  son kullanma tarihi geçen ilaçları klozete atar, sifonu çekerim.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.