Reyhanlı’da Patlayan Bombalar

Hasan SABAZ
Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde bombalı araçlarla düzenlenen saldırılarda elliden fazla insan hayatını kaybetti.
Olayın şekli ve sonrasında yaşananlar düşünüldüğünde saldırganları ve amaçlarını anlamak zor değil.
Baas rejimi, siyasi muhalefetten umudunu kesince toplumu ayağa kaldıracak eylemlere başvuruyor.
Reyhanlı’da saldırı sonrası Suriyeli mültecilere yönelik tepkiler şiddete dönüştü.

Saldırıyı yapanlar her şeyi planlamışlar demek ki.

Zalime değil de mazluma tepki gösterenlerin tavrını anlamak zor değil aslında.

Onlar, halkı bu şekilde ayağa kaldırmayı planlıyorlardı.

Patlama sonrası planlarını yürürlüğe koydular. Patlamayı gölgede bırakan planlar…

Gazeteci Hakan Albayrak’ın söyledikleri dehşet vericiydi.

Olay yerine giden Albayrak, ölenlerin bir kısmının mülteciler olduğunu ve patlama sonrası birilerinin saldırısı sonucu
vahşice katledildiklerini yazdı.

Esad’ın zulmünden kaçan mültecilerden bazıları Reyhanlı’da kafaları taşlarla ezilerek öldürülmüş.

Olay infial uyandıracak kadar vahim.

Polis olayları önlememiş.

Bunun yerine hastanelerde doktorlara baskı yapılarak ölenlerin patlamanın etkisiyle hayatlarını kaybettikleri kayıt altına alınmış.

Bu da ikinci bir facia işte.

Bir de üçüncüsü var.

Mülteciler ekmek almak için bile evlerinden dışarı çıkamıyorlar.

Hele bir de sınıra gidenler…

Mültecilerden bir kısmı kaçtıkları Suriye’ye geri dönmek için sınıra gitmişler.

Ölümden, açlıktan, tecavüzden kaçmışlardı.

Ama Reyhanlı’da gözleri o kadar korkmuş ki ölümü Suriye’de karşılamak için sınıra gitmişler.

Sanırım esas facia da budur.

Kimin zalimi daha kötü?

Savaşın, siyasetin, hukukun kirlendiği bir ortamda maalesef “Reyhanlı bombalarına” daha sık rastlamaya başladık.
İnsani değerler, İslami ve ahlaki değerler stratejik hesaplara kurban ediliyor.
Geride ruhsuz, değersiz, sadece kendileri için ağlayabilen, sadece kendi acılarını gündeme getirebilen yığınlar kaldı.
Baksanıza rezalete!

Esad’ın zulmünden söz ediyorsun, hemen önüne “işte muhalifler de şunu şunu yaptı” şeklinde açıklamalar çıkıyor.

Aktörlerin yerini değiştirsen de bir şey değişmiyor.

İnsanlar garip bir şekilde kendi zalimini aklama telaşında.

Hiçbir gerçek yalın haliyle kabul edilmiyor.

Her olayın “ama”larla başlayan uzun yorumların sonunda tanınmaz hale geldiği bir süreci yaşıyoruz.

Etnisiteler keskinleşiyor, mezhepler keskinleşiyor.

Ortak bir tek kelime bulmak bile zorlaşıyor.

Reyhanlı’da bombalar patladı.

Vahşetin tarifini yapmak ne kadar zorsa, zalimi bir kimliğe hapsetmek de o kadar zordur. Ölümler, yaralanmalar, tahribatlar…

Peki ya sonrası?

Hangi sorun çözülecek bu katliamdan sonra? Zaten aktörlerin tümü imhadan söz ederken çözümden bahsetmenin pek bir anlamı da yok.

Amerika ve Rusya, rejim ile muhalifleri görüştürme konusunda uzlaşmış.

Ciğeri yanmamışlar, tuzu kurular mazlumlar adına masaya oturacak.

Sahada savaşanlar masaya tepki gösterecek.

Emperyalist “Ben görevimi yaptım” diyecek.

Şiddet devam edecek.

Ne zamana kadar sürecek bu durum? Allah bilir.

Rabbim mazlumlara rahmetini yağdırsın.
 

Müslümanlara anlayış versin.

Kavmin, partinin, mezhebin, cemaatin çıkarları için değil ümmetin maslahatı, İslam’ın izzeti, mazlumların hakları için çalışmayı nasip etsin Rabbim!



 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.