Saltanat devam mı ediyor?

Hasan SABAZ

Seçimler yerine başka bir konudan söz etmeyi düşünüyoruz.

Saltanat tartışmalarından…

Son zamanlarda hem içte hem de dışarıda Erdoğan için “Padişahlık özlemi içinde” şeklinde sözler söylenir. “Diktatör” denir. “Güç zehirlenmesi yaşıyor” diyorlar.

Erdoğan ve ona yakın olanlar da buna şiddetle itiraz ediyorlar.

Diktatörlerin olduğu ülkelerde nasıl bir yönetimin olduğundan söz ediyor, örnekler veriyorlar.

Biz de saltanattan ve güya saltanatın kaldırılışından söz edelim diyoruz.

Yani biraz geriye gidelim.

Osmanlı İmparatorluğu, 600 yılı aşkın bir süre hayatiyetini devam ettirdikten sonra XX. Yüzyılın ilk çeyreğinde son nefesini verdi. Milli Eğitim Bakanlığına ait bir yayında konu şu şekilde özetlenmiştir:

“1 Kasım 1922’de kabul edilen bir kanunla, halifelik ve saltanat birbirinden ayrılıp, saltanat kaldırıldı. Böylece, Osmanlı Devleti hukukî olarak sona ermiş ve Türk inkılâplarının en önemlilerinden biri gerçekleştirilmiştir.”

Demek ki “Türk inkılâplarının en önemlilerinden biri” saltanatın kaldırılması imiş.

Saltanat kaldırıldıktan bir buçuk yıl sonra cumhuriyet ilan edilecek, 2 yıl sonra da halifelik kaldırılacaktır.

Artık halk yönetimine geçilmiştir.

Halkın yönetimi nasıl ele aldığı da şöyle anlatılır:

“27 Ekim 1922’de İtilaf Devletleri TBMM Hükümeti yanında İstanbul hükümetini de Lozan görüşmelerine davet ettiler. Bu gelişmeler ve nedenlerden dolayı Mustafa Kemal Paşa, padişahlıkla halifeliği birbirinden ayırıp Siyasi İktidarı temsil eden saltanatın kaldırılması, halifeliğin ise devam etmesi şeklinde bir çözüm yolu buldu. Komisyonda görüşmelerinin çıkmaza girdiğini gören Mustafa Kemal Paşa, bir sıranın üzerine çıkarak şunları söylemiştir. “Efendiler, egemenliği, hiç kimse, hiç kimseye bilim gereğidir, diye görüşmeyle tartışmayla vermez. Egemenlik güçle, kudretle ve zorla alınır. Osman oğulları zorla Türk milletinin egemenliğine el koymuşlardır. Bu yolsuzluklarını altı yüz yıldan beri sürdürmüşlerdir. Şimdi de Türk Milleti, bunlara yeter diyerek ve bunlara karşı ayaklanarak egemenliğini kendi eline almış bulunuyor. Bu bir oldubittidir.” dedi.”

Saltanat kalktı ve halkın yaşamı değişti.

Yöneticilerin yetkilerinde, yaşamlarında, halka yaklaşımlarında çok şey değişti.

Şimdi bakalım neler değişmiş.

1924 Anayasası gereğince TBMM 29 Ekim 1923’teki cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra üç kez daha (1927, 1931, 1935 yıllarında) Atatürk’ü tekrar cumhurbaşkanlığına seçti. 1927’de kabul edilen CHF (Cumhuriyet Halk Fırkası) tüzüğü ile Mustafa Kemal Atatürk, partinin “değişmez genel başkanı” ilan edildi ve milletvekili adaylarını seçme yetkisi, kaydı, hayatı boyunca kendisine tanındı.

Şimdi maddelerimizi sıralayalım:

Atatürk ölünceye kadar Cumhurbaşkanı idi.

Osmanlı sultanlarından kalan saraylarda yaşadı.

Milletvekillerini, bakanları, başbakanı ve bürokratları belirleme yetkisine sahipti ve kendisine hesap sorulamazdı.

12 yıl uşaklığını yapan Cemal Granda, hatıralarında onun çevresindekilerle, kendisiyle ve yaverleriyle olan konuşma üslubundan söz eder. Çok nezih(!) bir dili vardır Granda’ya göre.

Şimdi asıl meselemize gelelim.

Atatürk, halkın seçmediği bir meclis tarafından cumhurbaşkanı seçildi. Daha doğrusu onun döneminde hiç seçim olmadı.

Çocukları olmadığı için yönetimi onlara bırakıp bırakmayacağı konusu meçhuldür.

Yaptıkları sorgulanamazdı.

Dünyada sağlığında onun için yapıldığı kadar hiç kimse için heykel yapılmamıştır.

Ama tüm bunlara rağmen o saltanatı kaldırdı öyle mi?

Şimdi söyler misiniz, sultan olsaydı bundan daha fazla yetkisi mi olacaktı?

Ya da aslında 15 sene idaredeki konumu saltanattan ne kadar farklıydı?

Günümüzle nasıl bir kıyas yapılabilir, siz karar verin.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.