Şehitlerin Ümmete aidiyeti Mecburidir

Emin GÜNEŞ

 Ümmetin içerisinde farklı mezhepler, meşrepler, fırkalar, camialar, kavimler olabilir. Her kes farklı bir sahada Rıza-i ilahi için gayret sarf edebilir. Bu gayretin nihai hedefi yani Allah rızasını kazanmanın zirvesi kuşkusuz ŞEHADETTİR.

Şehadet makamına ulaşan kişi, bütün mensubiyetlerden kılıcın kınından çıkması gibi sıyrılır çıkar. O artık ümmetin malıdır. Cemaatler mezhepler meşrepler üstü olduğu gibi zamanlar ve mekânlar üstüdür de. Şehitler arasında fark gözetilmez. Makamları farklı olsa da en düşük şehidin makamı bile peygamberlikten sonra gıpta edilecek en yüce makamdır.

Şehit, yalnız ve sadece Allah rızası için canını veren kişidir. Aksi, yani O'nun rızasından başka bir amaç gözetmek ya da yanına ilave etmek şehadeti zedeler bozar. Kişi ırkı, dili, cemaati, mezhebi, meşrebi, partisi, derneği için canını verirse asla şehit olamaz. Mensubu olduğu fırkaya hizmet etmiş olabilir, Fırkası ona minnettar olabilir ama asla kitap sünnetin övdüğü şehadet rütbesine ulaşamaz.

Şehadetin kriterlerinden bir başkası da saldırgan tarafla ilgilidir. Şehitlerimizin düşmanlarının da ırkı, mezhebi, meşrebi, dini, dili ne olursa olsun asıl saldırdığı Allah Azze ve Celle'dir. Şehidin kimliği kişiliği değildir asıl düşmanlık edilen. Onun kimliği üzerinden asıl saldırılan ancak ve sadece Allah(cc) tır.

Şimdi dünyanın muhtelif cephelerinde çok sayıda Allah rızası için savaşan mücahitler vardır. Bunların çoğundan haberimiz dahi yoktur. Herkes en fazla kendi fırkası içerisindeki mücahitleri tanır, bilir. Ancak bunlardan biri şehit olur olmaz Ümmete mal olur Ümmet tarafından tanınır bilinir. Mesela Şehit Abdülkadir Mola'yı Türkiye'den kaç kişi tanıyordu. Şehadeti ile tanımayan kaldı mı?

Şehit, ümmet içerisindeki fırkaların istikameti veya sıhhatı için de ciddi bir turnusol görevi icra eder. Ümmetin sahiplendiği şehidi sahiplenmeyen fırka kendini sorgulamalıdır. Bir yerde hata yaptığının farkına varmalıdır.

Yakın tarihimizde Mesela Mavi Marmara ve 6/8 Ekim şehitleri yani Yasin Börü ve arkadaşları bu manada gerçekten ümmete mal olmuşlardır. Bunu özellikle Mavi Marmara davası ve 5 Ekimde Ankara'da görülen Şehit Yasin ve arkadaşlarının dosyalarına verilen destekten anlamak ve görmek mümkündür. 5 Ekimde Yasin ve arkadaşlarının duruşmasına katılan Avukatların mensubiyetlerini sorsalar gerçekten sayamam. Özellikle dikkatimi çeken husus belki de belirgin bir mensubiyeti olmayan bağımsız sadece İslâmi kimliği ile maruf çok sayıda Avukatın resen, herhangi bir organizasyona tabi olmadan bireysel ve kendi imkânları ile basından duyar duymaz gelip duruşmaya katılmış olmasıdır.

Örnek verdiğimiz bu iki dosyada saldırgan/sanık konumunda olan tarafın Doğrudan Allah'a (cc) düşman olduklarında da tereddüt yoktur. PKK-israil dostluk ve işbirliğine aynı saflarda olduklarına küçük bir örnek olarak “Kanada doğumlu 31 yaşındaki bir kadın, bir dönem ordusunda askerlik de yaptığı israil'den Suriye'ye geçerek YPG saflarında savaşmaya başladı” haberi verilebilir.

Esasen ümmetin sırtına saplanmış hançer gibi sürekli azizlerimizin tertemiz kanlarını akıtan israil için yeni bir işbirlikçiye ihtiyaç vardı. Ümmetin yetimlerinin başına bela olan neo-israil/PKK maalesef bu görevi üstlenmiş, Selahaddinin çocuklarından Haçlıların intikamını almaktadır. Haliyle Haçlıların maddi ve manevi desteğine mazhar olmaktadır.

Bir yandan Furkanlarımızı ortadan kaldırmaya çalışan bu insanlık düşmanı sırtlanlar diğer taraftan insan müsveddesi LGBTİ'lilere yeni hayat alanları açmaya çalışmaktadırlar. 

Rabbim bütün şehitlerimiz gibi 6/8 Ekim şehitlerimizin de şehadetlerini mübarek kılsın.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.