Sessizliği kırmak

M. Zülküf YEL

Terör çetesi israilin sicili, vahşet ve katliamlarla doludur. Her geçen gün bu kirli sicili biraz daha kabarmaktadır. Siyonistlerin vahşetleri öyle boyutlara varıyor ki, bazen bizatihi içerden insanların itirafları kamuoyuna yansıyor. İnsanlık suçu işlemeyi alışkanlık haline getiren israilin cürümlerinin binlerce delili olsa da ve bu cürümler mütemadiyen tekrar etse de, içerden gelen itirafları önemsiyoruz. Çünkü insanlığın gerçekleri çarpıcı bir şekilde görebilmesi adına bizatihi suça ve katliamlara karışanların itirafları önemlidir. Bunun son örneği, Gazze'deki katliam ve vahşete iştirâk eden, kadın, çocuk, yaşlı demeden herkesi katletme emrini icra eden askerlerin itiraflarıdır.

Siyonistlerin Gazze'ye yönelik saldırılarında görev alan bazı askerler çarpıcı itiraflarda bulunup pişmanlıklarını dile getirdiler.

israilde ‘Sessizliği Kırmak' adlı insan hakları örgütü, israil ordusunun geçen yaz Gazze'ye düzenlediği ‘Koruyucu Hat' operasyonuna katılan ve yaptıklarından pişmanlık duyan 60'tan fazla askerin korkunç ifadelerini, ‘Gazze'de işte böyle savaştık' isimli bir raporla yayınladı.

israilin, Gazze'ye 7 Temmuz 2014'de başlattığı, 51 gün süren saldırılarında; 2 binden fazla kişi hayatını kaybetmiş, 11 binden fazla kişi yaralanmıştı. Saldırılarda 17 bin 200 ev, 73 cami ve 24 okul tamamen yıkılmış, binlerce bina hasar görmüştü. Gazze'den dünya ajanslarına yansıyan fotoğraflar israil askerlerinin hedef gözetmeksizin ateş ettiğini ve bomba yağdırdığını, ölenlerin büyük bölümünün çocuk olduğunu gösteriyordu. Terör devleti israil ise, bu iddiaları hep yalanladı. Ancak israilli eski askerler tarafından kurulan ‘Breaking The Silence' (Sessizliği Kırmak) isimli örgüt, operasyona katılan 60'tan fazla askerle yaptığı görüşmelerin kayıtlarını yayınlayınca, gerçekler kısmen de olsa dünya kamuoyuna yansıdı. Elbette ki kayıtlarda beyan edilen suçlar, işlenen vahşetin tamamını ifade etmemektedir. Büyük fotoğrafın küçük bir karesi olan bu itiraflar, israilin, insanlık düşmanı olduğunun açık bir kanıtıdır. Bu itiraflar, siyonistlerin savaş esnasında ve sonrasında kamuoyunu nasıl yanılttıklarını da net bir şekilde ortaya koyuyor. Yine bu itiraflar, vidanı henüz ölmemiş, gönlü insanlıktan yana olan herkesin, Filistin davası ve Filistin'lilerin hakları konusundaki duyarlılıklarını bir kez daha hatırlatmaktadır. İnsanlık adına, mazlumların safında yer almanın insanî bir yükümlülük olduğunu göstermektedir.

Terör şebekesi israil askerlerinin söz konusu raporda yer alan bazı itiraflarını kısaca derledik. israil vahşetinin özeti olan bu itiraflardan bazıları şöyle:

- Orada sadece ölüler var. Orada zaten canlı olmamalı. Bu nedenle ‘mahallelerde 200 metre mesafe içinde gördüğünüz her şeyi izin beklemeden derhal öldürün' diye talimat aldık. Sokaklarda yürüyenlere ateş açmamız gerekiyor mu, diye sorduğumuzda ise, cevabı “evet” oldu.

- Mora boyanmış bir ev gördüm. Beni rahatsız ettiğine karar verdim. Komutanıma ‘ateş edebilir miyim' diye sordum. ‘Tabii ki' diye yanıt aldım. Vurdum, ev yerle bir oldu. Kimsenin umurunda değildi. 

- Meyve bahçesinde iki Filistin'li kadın vardı. Telefonla konuşuyorlardı. Ateş ettik öldüler. Yanlarına gidip cesetlerine baktığımızda silahsız olduklarını gördük. Ama onları terörist olarak kayda geçirdik. Orayı terk etmemişlerse bizim için düşmandılar.

- Gazze operasyonunda Vahşi Batı'da gibiydik. Arabalara, ambulanslara bile ateş ettik. Hepsi komutanlarımızın onayı dâhilindeydi. Eğer bunları yaptıysak bu ordu ahlaken çökmüş demektir. Çünkü askerlikte ilk kural, sebepsiz yere öldürmemektir. Buna rağmen ‘Yakınındaki herkesi öldür' emri verildi. Bu emri uyguladım ve pişmanım. Bana hiçbir şey yapmamış insanları vurdum. Çatılardaki, arabalarının içindeki, ambulanstaki, evlerindeki insanları öldürdüm. ‘Hadi eğlence için bir top atışı yapalım' dediğimiz zamanlar oldu.

- Ateş ederken sivil kaybı umurumuzda değildi.  Çünkü bize verilen emir şuydu: “Masum sivil diye bir şey yoktur. Çevrenizde gördüğünüz herkes eğer şu ana kadar Gazze'yi terk etmedilerse düşmanınız demektir. Tankların geldiğini görüp kaçmayan insanların başka amaçları vardır. Sizin hayatınız için tehdit oluştururlar ve öldürülmeleri gerekir.”

- Operasyona sürekli bir dini kimlik verme çabası vardı. Askerlere dini kitaplar, kipalar dağıtıldı. Provokatifti. Komutan operasyonel detayları anlattıktan sonra her grubun hahamı kalkar bize ders verirdi. Garipti...

- Gazze'de bir mahalleye tanklar eşliğinde girdik. Kimse yoktu kontrol altına aldık. Sabah 07:00-08:00 dolaylarıydı. Tankları durdurup dinlenmeye başladık. O anda telsizden ‘Tankları tek sıra yapın' diye emir geldi. Tankların namlusunu El Buraij isimli Filistin mahallesine çevirmemiz ve ateş etmemiz emredildi. Komutana, ‘Nerede ateş edeyim?' diye sordum. ‘Nereye istersen' diye yanıt verdi. Her tank kendine bir evi hedef seçti. Telsizden ‘Şimdi El Buraij'e günaydın diyeceğiz' diye ateş emri verildi. Kimse bize ateş etmiyordu, ama biz ettik.

Bu açık itiraflardan sonra insanlık vicdanı harekete geçmeli ve tüm insanlık için tehdit olan siyonizm mahkûm edilmelidir. Başta Gazze ablukası olmak üzere, Filistin'lilerin gasp edilen hakları ve mazlumiyetleri gündem haline getirilmelidir.

Bu kadar açık itiraflardan sonra, acaba insanlık ve özellikle de Müslümanlar harekete geçmek için daha ne bekliyorlar?
 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.