Sorunlarımıza İslami Bakış

Hasan YILMAZ

Günlük hayatımızda birçok durumla karşılaşırız. Rahatsızlık duyduğumuz bir  tablo gördüğümüzde sitemlerimiz kaçınılmaz oluyor. Bazen sitem eder, bazen de mırıldanarak ‘'Çalışıyoruz çalışıyoruz bir şey yok'' diyoruz. Bunu hayatın her alanında önceleyebiliriz.

Böylesi bir sistem şekline, ölçüsüne baktığımızda bir kısım kimseler, bu davranış biçimini a normal görüp yakışıksız bulur. Oysaki meselenin psikolojik derinliğine indiğimizde insanların sitemiyle birlikte bir paylaşım isteğinin olduğunu, yeniden bir bilgiye, belgeye ihtiyaçları zuhur eder.

Önceliği alan bu durum, bir diyalog arzusu ve sitem edilenlerden bir beklentinin olması, karşı tarafa verilen kıymetin ve saygının işareti olabilir. Yani insan bazen basit gibi görünse de içini sevdiği insanlara dökmek ister. Bu durum psikolojik bir rahatlamayı sağlar. Aksi halde bu durum farklı hastalıklara hatta ölümcül hastalıklara neden olabilir.

Anlatılanlara göre; Kadının biri, hastaneye gider. Doktor yapılan tetkikler sonucunda kadının kanser olduğu kanaatine varır. İşin psikoljik ve sosyololjik boyutu incelediğinde kadın, derdini hiç kimseye açmayarak içine gömdüğünü sonunda da böyle bir hastalığın hâsıl olduğunu anlar. Bu durumdan vazife çıkartan doktor bütün hastalarına muhabbetlerini ve seyahatlerini artırmayı çözüm olarak sunar.

Bu tür sorunların sadece bireylerde olduğunu söylemek doğru olmaz.  Bu tür durumlara ailede, eğitimde, siyasette sıklıkla rastlamak mümkün. Bu konuda eğitimi öncelediğimizde; sınav süreçlerinde kimselerin öğrencileri duymadıklarını, anlamadıklarını; dertleriyle dertlenmediklerini söylemeleri, aileye baktığımızda eşlerin sitemlerinin benzerliği ya da toplumun diğer katmanlarına bakıldığında bu örneklerin çokluğu bir diyalogsuzluğun, bir ilgisizliğin sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Bu örneklerden anlıyoruz ki diyalogun geliştirilmemesi  ya da alternatiflerin sunulmaması  kafadaki sorunları  büyüttüğü gibi, farklı sorunlara da davetiye çıkarmakta.

Peki var olan bu sorunlara yaklaşımımız nasıl olmalı?

Bizler, her zaman sorunları en iyi ve güzel şekilde çözen, bizlere hayatımız boyunca örneklik teşkil eden Efendimiz'in (a.s) hayatından kesitler  verip  Efendimiz'in  (a.s)   böyle durumlarda nasıl davranıp nasıl bir yaklaşım sergilediğini anlayalım.

‘'Bir seferinde  bir sahabe, Peygamberimizin (a.s) yanına gelerek başına gelen bir felaketi aktarmak istediğini söylediğinde, Peygamberimiz (a.s) onu dinlemiş ve felaket dediğin bu mu? Bende ikindi namazını kaçırdım diyeceğini sandım'' cevabını vermiştir.

Bu meselden anlıyoruz ki müslüman insanın en büyük derdi; temel kaideler olmalı. Öncelemesi gereken unsurlar iyice tefekkür edilmeli, bu teffekkürden sonra nelerin felaket olup olmadığı daha iyi analiz edilecektir.

Efendimiz'in  ‘'Bu mu ?'' dediğinde dile getirilen sorunun ikindi namazının yanında küçük bir mesele  olduğu vurgulanmıştır. Bu mesele  psikolojik analizlerimize yardımcı olduğu gibi bir çok sosyal davranışların gelişimine ve ilişkilerin olgunlaşmasına  yardımcı olacaktır.Efendimiz'in (a.s) sahebenin dikkat odağının asıl merkezine yönelmesine vesile olması ,o yönde çözüm geliştirmesi; sorunların uhrevi işlerle  meşguliyetle çözebileceğini işaret etmiştir. Bu anlattığımız kıssa,aklı selim insanlara çok şey hatırlatacaktır.Rabbim bizleri kıssalardan ders alanlardan eylesin.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.