Suriye’de gelinen nokta

Abdullah KAVAN

Suriye’de gelinen noktada net bir ABD işgali söz konusudur. Şu an Suriye’nin üçte biri DEAŞ gerekçesi üretilerek işgal edildi. Bütün komşu ülkelerin küçük hesapların peşine düşmesi ve gelen tehlikeyi okumamaları bu sorunu çıkmaza sokmuştur. Zira, ABD bu iç çekişmeler sebebiyle adım adım bir ülkeyi hokkabazlıklarla işgal ediyor. Peki, bu sadece Suriye’nin sorunu mu?

Tabi ki değil. Bütün bir coğrafyanın sorunu olarak gittikçe daha da büyüyor. Belki tahmin edilmeyen ağır sonuçlar doğuruyor. Komşu devletler olduğu gibi bu devletler içerisindeki oluşumların da halklarıyla birlikte buna hazırlıklı olmaları gerekir.

Suriye’deki ABD işgali bir coğrafya, bir halk sorunudur. Çünkü bu savaş, bu coğrafyanın daha çok kana bulanması için çıkarıldı. O günden bu yana bu cepheyi kapatmak yerine, komşu ülkeler “küçük kemik” hesaplarını yaparak ellerindekini tehlikeye atmayla karşı karşıyadır. Bu coğrafyanın güvenlik sorunlarını çözmek istiyorsak önce Suriye’deki ihtilaflarımızı sahada çözmeliyiz. Ondan sonra ABD işgali sonlandırılabilir.

Suriye’deki Amerikan işgali bu ülkeler arasındaki çekişmelerin çok ötesinde bir tehlikedir ve öyle algılanmalıdır. O işgale karşı, bugün komşu devletlerin; özelde Türkiye ve İran geç kalınmışsa da hangi cephede olduğuna bakmaksızın, ortak bir mutabakata varmalıdır. Bunun sonuçlarını okumak için kâhin olmaya gerek yok. Gelinen noktaya bakmamız yetiyor. Örneğin; İran sınırından Akdeniz’e uzanan ve Irak ile Suriye’nin bütün kuzeyini kapsayan kuşak, bir cephe ve işgal hesabıdır.

Kurgunun ana hedefi başta İran ve Türkiye olmak üzere bu coğrafyadır. Bu iki ülke bazı döngüleri değiştirmek istediğinden dolayı öncelikli hedeftir. Onları güçsüzleştirme girişimleridir. Çünkü bu iki ülke, bütün coğrafyayı harekete geçirebilme potansiyelini barındırıyor. Bu iki ülke birlikte yeni bir coğrafya düzeni ve tarih inşa edebilir. Bu yüzden de onları yavaşlatmanın, durdurmanın, küçültmenin ve birbirlerine düşürmenin hesapları yapılıyor.

Gerçekten gelinen noktada mesele sadece Suriye’nin meselesi değildir. Yaklaşmakta olan büyük bir tehdit var ve biz şu an bile bu tehdidin içindeyiz. Örneğin yaşadığımız ülke Türkiye açısından değerlendirirsek; özellikle bölgemizde olan 6-8 Ekim olaylarını hatırlayın. İnsan bir adım sonrasını düşünmek bile istemiyor.

Suriye’yi yakından takip edenler biliyor ki sadece Suriye’nin kuzeyine silah yığınağı yapılmıyor. İç cephe de çok hızlı bir şekilde silahlandırılıyor, güçlendiriliyor. Bu da gösteriyor ki sadece Türkiye meselesi değil diğer komşu ülkelerin de görmesi gereken bir tehlikedir.

Sonuç olarak; ABD’nin Suriye işgali, sınırın kuzeyi üzerinden Türkiye endişe duyduğu kadar, Irak’ın, Suriye’nin, İran’ın, Rusya’nın ve bölge ülkelerinin ana hedefi olmak zorundadır. Hangi senaryo, hangi teklif, hangi çözüm önerisi gelirse gelsin, nihai noktada hepsinin çözüm adresi kayıtsız şartsız bir anlaşmadır. Zira ABD burada olduğu müddetçe hiç birinin rahat etmeyeceği kesindir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.