Tarihin sessiz tanıkları

Hasan SABAZ

Hafta sonu, SDAM (Strateji Düşünce ve Analiz Merkezi) tarafından düzenlenen “Küreselleşmenin boyutları ve dinamikleri” ana temalı “3. Akademik Buluşma” için Van'daydık.

Yirmi tebliğin sunulduğu, tartışma ve müzakerelerin yapıldığı verimli bir buluşma oldu.

Serhad ili Van, serin havasının yanı sıra iyi bir mihmandarlık örneği sergiledi, hakkını teslim edip emeği geçenlere teşekkürlerimizi iletelim.

Küreselleşmenin farklı boyutları üzerinde değerlendirmeler yapıldı.

Ama niyetim –en azından şimdilik- toplantı ve içeriği üzerinde durmak değil. Daha çok Van'da gördüklerimden söz etmek istiyorum.

Özellikle Hüsrevpaşa Camii, Van Kalesi ve Horhor medresesi…

Hüsrevpaşa Camii, Van'ın merkezinden ve şehrin gürültüsünden uzakta olmanın verdiği dinginliği size her an hissettiriyor gibi. Ortasında şadırvanı, bir tarafında türbesi ile yapı bir külliye şeklinde inşa edilmiş. Medresesi bulunduğu gibi imareti de unutulmamış. Restorasyon izleri görünüyor; ama bu tarihi dokuya pek zarar vermemiş.

Cami, koyu ve açık renkte kesme taşlardan inşa edilmiş ve bu göze hoş bir görüntü vermektedir.

Van kalesi, tarihi kaynaklara göre M.Ö dokuzuncu yüzyılda Urartular tarafından inşa edilmiş. Yukarı çıkması bir hayli zahmetli olan kayalık bir tepenin üzerine yapılmış. Kalenin üzerinden çevrenin güzel bir manzarası var. Yapılabilecek bir teleferik sistemi daha işlek bir ziyaret ortamı sağlayabilir.

Bir de Hüsrevpaşa Camiine çok uzak olmayan Horhor Medresesi var.

Horhor Medresesi, 1897-1907 ve 1912-1914 yılları arasında Bediuzzaman'ın ders verdiği, talebe yetiştirdiği bir yerdir. Burada yetişen talebeleriyle beraber savaşa katılmıştır Üstad.

Uzun yıllar boyunca kötü bir durumda kalan, Rus istilasında Ermenilerce yakılan medrese, 98 yıl aradan sonra 2014 tarihinde yine camii olarak faaliyete geçti.

Horhor Medresesi Van Kalesinin dibinde sayılır. Üstad medresenin yakılmasından söz ederken ‘Memlekette kapanan ve vefat bütün medreseleri' zikreder ve yekpare bir taş olan Van Kalesinin bu kabristanın başında bir “mezar taşı” olarak göründüğünü büyük bir keder ile anlatır.

26. Lema'da şöyle demektedir Bediuzzaman:

“Her şeyden evvel Van'da Horhor denilen medresemin ziyaretine gittim. Baktım ki sair Van haneleri gibi onu da Rus istilâsında Ermeniler yakmışlardı. Van'ın meşhur kal'ası ki dağ gibi yekpare taştan ibarettir. Benim medresem, onun tam altında ve ona bitişiktir. Benim terk ettiğim yedi sekiz sene evvel, o medresemdeki hakikaten dost, kardeş, enis talebelerimin hayalleri gözümün önüne geldi. O fedakâr arkadaşlarımın bir kısmı hakikî şehit, diğer bir kısmı da o musîbet yüzünden manevî şehit olarak vefat etmişlerdir.

Ben ağlamaktan kendimi tutamadım ve kal'anın ta medresenin üstündeki iki minare yüksekliğinde medreseye nazır tepesine çıktım, oturdum. Yedi sekiz sene evvelki zamana hayalen gittim.”

Medresenin içine girince Üstad'ı ve bir grup talebeyi ders yaparken hayal edebilirsiniz. Biraz ilerisinde kayalıkların arasından gelen berrak ve soğuk suyla içiniz ferahlarken de geçmişi yaşamanız mümkün.

Kim bilir dile gelseler neler neler anlatırlar o taşlar, o yıkık yapılar.

Medresede yıllarca ders veren Bediuzzaman, harabe haline bakarken şunları düşünmüş:

“O vakit ehli dünyanın haline çok taaccüp ettim. Nasıl kendilerini aldatıyorlar? Çünkü o vaziyet dünyanın tam fani olduğunu ve insanların da içinde misafir bulunduğunu bilbedahe (apaçık olarak) gösterdi. Ehli hakikatin mütemadiyen, dünya gaddardır, mekkardır (aldatıcı, hilekar), fenadır, aldanmayınız demeleri ne kadar doğru olduğunu gözümle gördüm.”

Horhor Medresesi ve Van kalesi gibi yapılar tarihin sessiz tanıkları olarak çok şeyler söylüyorlar. Tabii kulak verebilirsen…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.