Terörist Avından Dolayı Hizmet Veremeyen Ülkeler

Menderes YILDIRIM

Müslüman ülkeler ve etkin kurumları, hatta kimi STK'ların; “terörden” dolayı, başını kaşıyacak zamanları yok. Yüzyıl önce başlayan kurtuluş(!?) savaşlarının devamı olarak savaşıyorlar; savaşmaya da devam edecekler gibi; kendi halkları ve bunların değerleriyle.  Anlatacak derdi olanlara duyurulur.

Son yüz yılımız böyle geçti, geçmekte.

Batılılar; dünya savaşları sonucunda kendilerinin dahi inanmadıkları rejim ve statükolarını bizlere ihraç etti. Kendi halklarına ekonomik, sosyal alanlarda ayıracakları çok zamanları var.

“Diyar-ı Küfri gezdim beldeler kâşaneler gördüm/ Dolaştım mülk-i İslam'ı bütün viraneler gördüm”(Ziya).

Dünyaya savaş mahsulü olan kan ölüm, göç, istikrarsızlık ihraç eden Batı, yasalarına kadar, kendi ülkesinde, evcilleşmiş ve de medeni.

Bizim yasaların her an beklenmeyen sürprizleri var. Kara sakız veya yazı-tura oyunu gibi.

Açık oy, gizli tasniflerin yaşandığı şeflerin dönemleri hala diri. Yassıada'da, önce karar, sonra yargılamanın yapıldığı mahkemeleri de unutmadık.

Hadim'ul Haremeyniş'şerifeyn şeyhlerinin ülkesinde; “kralın yanlış yaptığına inanmak ve bunu halka anlatmanın cezasının idam olduğunu” anlatmanın cezası, idamdır.

Firavun vârislerinin Mısır'ında % 52 oyla seçilen Mursi, sözlü yasalarla idamlık…

Pakistan'ın FETO'su kelb-i lâ-Tahir'ul Kadrî, ülkenin en büyük partisinin başkanı Pervez Müşerref'i hapse attırdı. Hem de hırsızlıktan. Yani FETO'nun bizde yapmaya çalıştığı ama başaramadıklarını yapan CIA maşası şeyh, yani casus, yani CIA/MOSSAD işbirlikçisi, yani vatan ve millet haini, yani İslam ve insanlığın dışında tüm zihniyetlerin bizdeki paraleli.

Diğer Arap beyliklerinde olanları saymama gerek yok.

Tüm halkı Müslüman ülkelerdeki statükoların, işte böyle bir meslekleri ve yoğun işleri var. Hakk'la, halkın iradesiyle savaşmak.

Bunlardan hayır gelmez. Bunlar hizmet erbabı olamaz! Halka rağmen var oldukları için halka güvenemezler, halkla barışamazlar. Varlık sebepleri; kendi halkları ile savaşmak, masumlara suçlar isnad ederek ağır cezalar kesmektir.

İnsanlıktan nasip alamamış habis ur, despot tiranlar, tek dişli canavarlar, yılan ve akrepler…

Dert ve sabır küpü olan Hakk'ın kulları; alayını; Zuntikam (intikam alıcı) olan , “günleri insanlar arasında dolaştıran” Kadir Rabblerine havale etmiş ve “elin, beyden yaman” çıkacağı günün gazabına bırakmış; yani akıbetleri yamandır.

Bu zalim ve ceberrut statükolar, değer ve tanımlarımızı değiştirdi.

İşin acıklısı; “din, iman, onur, barış, insanlık” adına kaybettiğimiz her şeyde, bizim payımız da vardır.

Hırslıyız, dertliyiz, gerginiz, yıllardır bileniyoruz; mağduruz ama yıkılmadık mağruruz; alacaklıyız, tüm ümmet coğrafyasında sabrediyoruz.

1990'larda zirve yapan cihad marşlarının yanında, gönüllere tahta kuran aşağıdaki şiir, günümüzün mazlum yüreklerine de tercüman olmakta. İstanbul müftüsü Selanikli A. Şeref Güzelyazıcı'nın dilinden dinleyelim.

NEREYE?

Nereden kaynıyor hayat ırmağı?/ Bu durmaz karanlık akış nereye?/ Annem mi, açılan mezar kucağı?/ Ebedî geceden bakış nereye? 

Meçhul bir yolcuyum bu son akşamda,/ Ümit nûrum söndü siyah bir camda./ Evim, çocuklarım, gözüm arkamda;/ Ahbaplar! Bu itiş, kakış nereye?!

Gönlümde yıldız yok, gözümde ışık,/ Emeller, rüyâlar karmakarışık. / Îmânım! Nerdesin, gel karşıma çık! / Bu derin girişten çıkış nereye?!

Artık ne mavilik, ne pembe bahar,/ Ne mehtap, ne sahil, ne sandal, hep kar,/ Söyleyin benimle uçan ey kuşlar,/ O yazlık dünyadan bu kış nereye?!

Birkaç rekât namaz, zekât, oruç, hac,/ Duâlarım gibi kabûle muhtaç,/ Şeref, son nefeste edince mîrac,/ Semâlardan koptu alkış nereye?! "

Merhum; “bir ilim merkezi olan İstanbul'da dini meseleleri soracağımız bir alim kalmadı; irfan öksüzü olduk.” demişti. Tüm alacak ve mağduriyetlerimzizin telafisi intizarı ve dualarımızla vesselam.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.