TRUMP'a artık emmioğlu mu diyeceğiz yani?!

Said Çınar

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Trump'la yaptığı telefon görüşmesi ve ardından CİA direktörü Mike Pompeo'nun Türkiye'ye gelmesi, Türk-Amerikan ilişkileri bağlamında değişik değerlendirmeleri beraberinde getirdi.

Trump'la oluşan yeni aşama için ilişki seyrini betimleyecek tarzda resmi açıklamalar henüz yok. Ancak hükümete yakın medya organlarına hâkim olan yaygın görüş, Trump yönetiminin Suriye'de Türkiye'yi PKK/YPG'ye tercih ettiği, hatta FETO'nun ipini çekeceği yönünde oldu.

Evvela şunu vurgulamak gerekir ki, Trump yönetimi, Ortadoğu ve Suriye üzerine veto ettiği Obama yönetiminin politikaları yerine henüz kendi politikalarını şekillendirmiş değil. Trump ve ekibinin şu andaki çabaları ve bölge ülkelerinin liderleriyle ardı ardına yürüttüğü “telefon diplomasisi”, yürütülecek yeni politikaların çerçevesini oluşturmaya dönük manevralardan ibarettir.

Türkiye'nin Obama yönetiminin politikaları nedeniyle bölgesel çapta girdiği yeni bir ilişki ağı söz konusudur. Bu da Rusya ve İran'la geliştirilen ilişki ağıdır. Ayrıca Türkiye'nin Suriye'deki öncelikleri ve dost-düşman algılaması vardır. Bu algılama, şimdilik Amerika'nın politik vizyonuyla pek de uyumlu bulunmamaktadır. Hatta bu ilişki ağı, çerçevesi ne olursa olsun, Trump'un oluşturacağı yeni politikayla tezat teşkil edecektir.

Trump yönetiminin Türkiye ile nasıl bir ilişki geliştireceği şimdilik “araştırma” evresindedir. Bunu belirleyecek olan da “arka kapı” diplomasisi olacaktır.

Trump'un uygulayacağı Türkiye politikası henüz açıklanmamış olsa da, Türkiye'nin yeni bölgesel partnerleri olan Rusya ve İran'a dönük politik vizyonu bellidir. Rusya ile ilişkileri bozmadan mücadele edileceği vurgusu hâkim iken, İran'la düşmanlık üzerine kurulu bir politik ve askeri vizyonun çerçevesi oluşturulmuş durumdadır. Dolayısıyla Trump yönetiminin Türkiye politikasını etkileyecek olan en önemli faktör de bu ilişki denkleminin geleceğinde saklıdır.

Medya organlarına yansıtılanlar, genelde Türkiye'nin bölgede taşıdığı kaygılardan hareketle beklentileri içermektedir. Oysa devletlerarası ilişkiler ve beklentiler karşılıklı pazarlıklar ve koparılması hedeflenen tavizler üzerine kuruludur. Türkiye'nin FETO, PKK, YPG, güvenli bölge, koridor, batı menşeli ekonomik ve siyasi örtülü operasyonlar konusunda Amerika'dan yana beklentileri var iken, Amerika'nın da Türkiye ile ilişkilerin sekteye uğramasına yol açan hususlar konusunda mutlaka talepleri söz konusu olmuştur.

Şunu da vurgulamak gerekir ki, Amerika'nın son dönemde Türkiye'yi sıkıştıran politikaları ülke olarak Türkiye'yi gözden çıkardığı anlamına gelmemektedir. NATO üyesi, stratejik konumu ve önemli bir müttefik olarak Türkiye, Amerika'nın bölgesel politikaları için vazgeçilmez bir ülkedir. Dolayısıyla Amerika'nın sorunu ülke ile değil, mevcut siyasi irade iledir, siyasi iradenin ABD'nin itirazlarına rağmen yürütmeye çalıştığı politikası iledir. 15 Temmuz girişiminin Amerika ile ilişkisi bu açıdan önemlidir. Amerika, mevcut siyasi iradenin kalıcı olduğuna inanmaya başlarsa bir şekilde ilişki biçimini negatiften pozitife çevirecektir. Nitekim Amerika açısından mevcut siyasi iradenin kalıcılığı bağlamında iki önemli viraj vardır. Başkanlık sisteminin meclisten geçerek referandum sürecine girmesi, ilk virajın geçildiği anlamına gelmektedir. İkinci viraj ise referandumun sonucu olacaktır. Referandum sonucu mevcut siyasi iradenin lehine gelişirse bu, mevcut siyasi iradenin önümüzdeki yıllar için kalıcı olacağı anlamına gelecektir ve bu durum Amerika'nın Türkiye ile ilişkilerini negatiften pozitife çevirmesine sebep olabilecektir.

Şayet Türk-Amerikan ilişkileri iki tarafı da olumlu etkileyecek bir sürece girerse, bu durum Türkiye'nin Rusya ve İran'la ilişkilerini nasıl etkileyecektir sorusu öne çıkacaktır.

Türkiye ile Rusya'nın son dönem ilişkileri iki taraf için de zorunluluklardan kaynaklanmıştır. Bu ilişkilerin kuvvet derecesinin bir takım testlerden geçmesi gerekecektir. İlk test Karlov suikastı oldu; ikincisi ise Pompeo'nun Ankara'da olduğu sırada Rus uçaklarının El Bab'da Türk askerlerini “yanlışlıkla” vurması şeklinde gerçekleşti. İlişkiler bu iki testten başarıyla geçmiş olsa da en önemli test aracı, Türk-Amerikan ilişkileri iki tarafın da memnun olacağı bir düzeye yükseldiğinde gerçekleşecektir.

Bunun yanında Türkiye'nin bölgede ve İslam dünyasında oynamak istediği bir rol vardır. Trump yönetiminin mutedil İslami akımları da “Radikal terörizm” parantezine alarak değerlendirdiğini ve bunun Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğinde önemli bir etki faktörü olacağını da belirtmiş olalım.

                                                                        *          *          *

Son bir not;

Türkiye'yi ziyaret eden CİA Direktörü Mike Pompeo, 15 Temmuz darbe girişiminin püskürtülmesini Twitter hesabından tebrik eden İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif'e, yine kişisel hesabından ve CB Erdoğan'ın Twitter hesabını da ekleyerek 16 Temmuz'da şu karşılığı vermişti:

@JZarif  #Iran govt about as democratic as that of @RT_Erdogan … both are totalitarian Islamist dictatorships. https://t.co/jQIa2ObKGy

"İran da Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hükümeti kadar demokratik... Her ikisi de İslamcı totaliter bir diktatörlük."

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.