Tüm İnsanları ÖLÜM Eşitler!

Esra GÜLŞAHİN

Ölüm tüm dünyevi düşüncelere, hayallere ve ardınca umut edilen yaşama göz kapattıran bir olgudur. Hayatın içinde en büyük realite ve bu realiteyi doğrulayan mezarlıklar, somutun alasını gösterircesine gözlerimizin önünde. Tüm çare arayışı ve ölümsüzlük iksiri bulmaya çalışan hırsa rağmen bir sıfır zaferini ilan eder her durumda. Ne kadar dünyaya tutuklu kalmak istese de ölüm rüzgarının insanı devirmeyeceği doğru değil. Yüzler arşın yaşasan da hayat defterine son noktayı ölümün koyacağı muhakkak.

Ve ölümün öyle bir güzel yanı var ki, herkesi eşit kılar cinsten. Kendini bir ülkenin başkanı gören adama da uğrar, kenar mahallede hiç tanınmayan adama da. Para gücüyle kendini putlaştıran kibirli insana da uğrar, eski satarak kendi imkanınca yaşayan insana da. Onlarca insan katline geçen zalime de uğrar, mazluma da. Yani ölümde para, güç, otorite önemli değil; çünkü ölüm gerçeği her şeyin ötesinde bir hakikat. Ondandır en çok mazlumlar sever ölümü. Ölümün sevecen yanı; zalim ne kadar güçlü olsa da, haksızlık en derinden yapılmışsa da, adalet ikame edilmiyorsa da tüm bunların sonsuz olmadığıdır. Bu nedenle ölüm hakikati kadar ölümden sonraki hayata inanmakta büyük nimettir.

Dünyamızca yaşanan bu salgın olayı da bize ölümü daha çok hatırlattı. Ve özellikle bu görünmeyen virüsün daha tanınır kişilerde görülmesi ve o kişilerin para ve otorite anlamındaki kişiler olması ölümün güce uğrayacağı hakikatini asla değiştirmedi. Ülke başkanlarından tutunda tanıdık simalar ve kenar mahallerde oturan amcaya kadar uğrayan virüs, insanın ölüm karşısında ne kadar aciz olduğunu defaatle gösterdi.

Allah'ın ayetleri bu kadar bariz iken hala bu akıl sersemliği kullukla boyun eğmiyorsa, bunca mesaja rağmen kalp istikamet yolunda doğruya ulaşmıyorsa bu koyu bir körlük ve yolunu bilmez bir gaflet halidir.

Oysa bu dersten en çok almamız gereken husus, ölüm. Ve salt bir yok oluş değil bizim inandığımız, var olan yeni bir dünya gerçeği ve sonsuzluk hayatı. Ve en büyük derslerden birisi de; ne kadar mutlu olursak olalım ne kadar hayatımız güzel bahçeler içinde de geçse sadece bir salgın endişesiyle hayat kabusa döndü. Virüsün ölümcül olma etkisi az kesimi kapsasa da, sadece bu korku hayatın ne de sıkıntılı ve mutlak mutluluk yeri olmadığını gösterdi. Ondandır Peygamber Efendimiz; "Lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayınız" buyurur.

Hakikaten bu durum salgın olayında daha bariz açığa çıktı. Kalp krizi, trafik kazası gibi aniden gelen ölüm sebeplerinin öncesini bilemez insan ve yine müzmin hastalıklardan sonra da ölüm gerçeğine daha aşina olur insan. Ama dünya hayatında ölüm endişesini; her an bir insandan gelecek olan el sıkışmadan, temastan, marketten eve gelen ürünlerden, dışarıdaki her şeyden gelme olasılığını düşünmek dünyevi lezzetleri bir an da olsa nasıl acılaştırdığını gördük.

Bu süreçler geçecek Allah'ın izniyle. Ancak süreçten sonraki hayata kaldığımız yerden devam etmek ürkütücü. İllaki dünya-ahiretimize değen müspet değişimlerle devam etmek gerekiyor ki verilen dersten ibret almış olabilelim. Özellikle ölüm endişesini aynı bu salgın döneminde yaşadığımız gibi bazı zamanlar aklımızdan çıkarmayacasına yaşamak gerek. Her an gelebilme endişesi ve her an kendimizi günahlardan koruyabilme içgüdüsüyle... Nasıl ki virüs her yerde olabilir bilinciyle hareket edip kendimizi muhafaza ederek her seferinde ellerimizi yıkıyorsak, dünyanın soyut kirlerine karşı da el an tetikte olup üzerimize bulaşmamasını ve ruhumuzu ellerimizi yıkar gibi her seferinde ibadetle yıkamalıyız. İbret alan ve yaşayanlardan olmak duasıyla. Baki muhabbetle...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.