Ümmetin İhtilafları ve Siyasi Vahdet

Sait ŞAHİN

Haksöz Dergisi’nin Ağustos-Eylül birleşik sayısında ele aldığı Suriye dosyası etrafında yaptığım değerlendirmede kısaca değindiğim vahdet düşüncesini ele almak istedim.

Vahdet düşüncesi, İslam ümmeti üzerine yanan duyarlı Müslümanların sürekli en büyük hayali olmuştur. Çünkü ümmetin unsurları ne zamanki İslam üst çatısı altında birlik oluşturmuşlarsa, Müslümanlar hakimiyete ve izzete kavuşmuşlardır. Ancak ne zamanki ümmetin unsurları ırki, mezhebi, fikri ayrılıklarda derinleşip, birliklerini kaybedince, Müslümanların mahkumiyeti ve zilleti de beraberinde gelmiştir.

İslam ümmetinin belini kıran; ihtilaflar ve bu ihtilaflar etrafındaki çekişmeler oldu. Allah ve Resulüne itaatten uzaklaşan müslümanlar, ayrılıklara düşüp parçalandılar. Zayıflayıp güçlerini kaybettiler ve küfrün rahat yuttuğu lokmaların sofrasına dönüştüler. Küfür alemi de bu zengin sofranın başına üşüştü.
“Allah’a ve Resulüne itaat edin, çekişmeyin. Yoksa çözülür, zayıflarsınız; gücünüz/devletiniz gider…” (Enfal:46)
Müslümanlar ilahi ikazlara kulak asmayıp, körleşince izzetlerini kaybettiler ve küfrün oyuncağı haline geldiler. Bugün dünya Müslümanlarının içinde bulunduğu hal ve yaşadığı zulümler, vahdetlerini kaybetmelerinden, küfrün plan projelerine alet olmalarından kaynaklanıyor.

İslam ümmetinin vahdet oluşturması çok zor (ancak Allah dilerse…) Zira ümmet, dinde parçalandı, yetmedi dinlerinde parçalanan ümmet bin bir parça oldu. Ümmet içinde ortaya çıkmış olan mezhep, meşrep, metot, düşünce, anlayış ayrılıkları o kadar derinleşti ki, bu tarihi derinliğin izalesi beşer nokta-i nazarında mümkün değil. Ümmet unsurlarının aynı akide ve fıkıh üzerine bir araya gelme, vahdet oluşturma ihtimali, mevcut tablo ile imkansızdır. Ümmetin vahdetinin bir tek yolu vardı: Dünya Müslümanlarının yaşadıkları zulümler karşısında birlik olmak suretiyle İslam düşmanı olan kafirlere ve zalimlere karşı cephe almaktır. Yani siyasi vahdet oluşturmaktır.
Evet, bu ümmetin bir tek vahdet ihtimali kalmıştır; siyasi vahdet. Siyasi vahdetin oluşması için Mescid-i Aksa ve Kudüs merkezli Filisitin meselesi de çok uygun bir zemindi. Ancak ümmetin bu zemini iyi değerlendirmediği; dünyevi çıkarlarına ve dini ihtilaflarına kurban ettiği de ortada.

Suriye’de yaşananlar da ümmetin siyasi vahdet ihtimaline ağır darbeler vurdu. Suriye’de her türlü çıkar konuşuyor, ancak hemen hiç konuşulmayan bir bütün olarak ümmetin çıkarlarıdır. Kendi lokal çıkarlarını önceleyip, ümmetin genel çıkarlarını ıskalayanlar, ümmetin ihtilaflarını Suriye’de derinleştirdi. Ümmet Suriye etrafında büyük bir fitne yaşıyor. Şii ve Sunni dünya içinde bu ateşe sürekli odun taşınıyor. Küfür aleminin İslam alemi üzerindeki en büyük projesi olan Şii-Sunni savaşı amaçlarında Suriye üzerinden müthiş bir iştah kabarması yaşıyorlar. Ancak küfrün İştahlarını kabartan halimizin müsebbibi, ümmet içi unsurlar olan Şiilerdir, selefilerdir…

Bir mizanda iki dağ birbirine karşı muvazenede bulunsa, bir küçük taş, muvazenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir. İşte, ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husumetkârâne tarafgirliklerinizden, kuvvetiniz hiçe iner; az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. Hayat-ı içtimaiyenizle alâkanız varsa; “mümin, mümin için bünyan-ı mersustur, bir kısmı bir kısmına kuvvet verir” düstur-u âliyeyi düstur-u hayat yapınız, sefalet-i dünyevîden ve şekavet-i uhreviyeden kurtulunuz.
İslam dünyasında şii-selefi etraflı bir fitne yaşanıyordu. Özellikle Arap dünyasında yıllardır çok ciddi düşmanlıklara sebebiyet veren bu fitne, son yıllarda bulunduğumuz coğrafyaya da taşındı. Bir taraftan hız kazanan Şiileştirme ve Şiilik çalışmaları ile diğer taraftan selefilik çalışmaları bu ülke Müslümanları arasına fitne tohumları ekiyor. Bu fitne tohumları bugüne kadar dünya Müslümanları içinde en vasat duruşu/anlayışı sergileyen camiamızı da hedef almış durumda. Camiamızın ümmetçi anlayışını delmek, aramıza fitne tohumları ekmek ve bizleri de piyasanın bölünen, parçalanan Müslümanlarına dönüştürmek için Şiilik, Selefilik/tekfircilikle beraber Kürtçülük düşüncelerini aramızda yaymak istiyorlar.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.