Ya beraberliğin ruhu, ya da o ruha Fatiha

Özkan YAMAN

 Jitemli yıllara geri dönülmeyecek filan deniyor. Ancak bölge halkına toptan militan muamelesi yapma veya PKK ile mücadele dilinin tam şovenist bir sokak ağzı olması, devletin doksanlı yılların fecaatlerine geri dönme ya da döndürülmeye başladığına işaret ediyor. Bu da tabi ki HDP için, Diyarbakır'da seçim mitinginde patlayan bombadan bile daha değerli bir nimet. Bir tanesini bile dışarda bırakmadan bütün Kürtleri istese de istemese de HDP'li yani PKK'li yapma ya da öyle lanse etme planı tıkır tıkır işliyor. Tabi ki bu planın içerisinde eskiden olduğu gibi HDP'li olmayan Kürtleri; devletçi, işbirlikçi veya Işidçi diye etiketleme de var.

Devletin şimdiye kadar yaptığı ölümcül hataların ortaya çıkardığı sonuçların faturasını kalkıp masum halka kesmeye çalışan provakatörler de yine bu plandan hariç değil. Ama gelin görün ki, kanaat önderlerinden çıt yok. Kelli felli akademisyenlerden, hocaefendilerden(!) çıt yok. İslâmi cemaatlerden, gruplardan, tarikatlerden veya STK'lardan çıt yok.

Nüfusunun üçte birinden fazlasının Kürt olduğu bir ülkeden bahsediyoruz. Söyleye söyleye dilimizde tüy bitti diye bir deyim vardır hani, yeri gelmişken yine söyleyelim; “Kafatasçı Kemalist rejim değişmediği sürece bu sorunu çö-ze-mez-si-niz.” Hadi diyelim ki dağdaki bayırdakileri etkisiz hale getirdiniz, peki ovadakileri ne yapacaksınız, otuz yıldır küllenmiş acılardan oluşan bir kültür var, onu ne yapacaksınız. Evet silahı bırakma şartı doğrudur ve bunda ısrar önemlidir. Ancak şu anda silahın gücünden ziyade ortaklığın, beraberliğin gücüne ihtiyaç var.

Birincisi; çıkıp şöyle demek çok mu zor: ‘Bizim beraberliğimizi Atatürkçülük yaralıyor. Andımız şaklabanlığını kaldırıp attığımız gibi kafatasçı, ayrımcı, ırkçı Atatürk milliyetçiliğini kaldırıp atıyoruz.' Tamam varsın çatışmalar devam etsin. Bunu bu toz içinde yapın ki, baldıran zehiri içerim sözünüzün samimiyeti ortaya çıksın.

İkincisi; Kardeşliğin edebiyatını yapmayı artık bırakın, bıraktırın. Pratik ne istiyor ona odaklanın. Kürt demekten, Kürdistan demekten, Kürtçe öğrenmekten ve öğretmekten ürkmeyin, ürkütmeyin. Kürde bir hakaret eden olursa cezaların en ağırını verin. Bakın Kürtçe TV açılınca kıyamet kopmadı, köylerin ismini Kürtçe yazdırınca ülke bölünmedi. Otuz milyona varan Kürt nüfusunun sadece dilini değil, tarihini, kültürünü, sanatını, tecrübesini büyük bir zenginlik görüp bundan istifade edin, batı insanına sevdirin. Öyle, sadece “biz ayrılamayız” şarkılarıyla bu iş olmuyor. “Kürtten evliya koyma kapıya” diyen soysuzlara, Kürt evliyalar olmasa, Türk'ün çıkacak kapı bile bulamayacağını idrak ettirin.

Üçüncüsü:  Sembolik bazı adımlar atmaktan da korkmayın, korkutmayın. Şeyh Said Efendi ve idam edilen arkadaşlarının mezar yerlerini verin ve devletin kirli geçmişini artık sahiplenmekten vazgeçin. Bir Başbakanın seçim mitinginde Kürtçe selamlama yaptığında bu, oradakileri neredeyse ağlatacak kadar sıcak ve kucaklayıcı gelmektedir. Peki bir de aynı başbakanın o mitingde şal û şepık giydiğini düşünün. Evet bunlar kimine göre çok basit ve pragmatist gelebilir. Ama yüzyıllardır bir şekilde horlandığı halde Allah hatırına bunu hep içine atmış bir halk için bu tür simgesel yaklaşımlar bile çok kıymetlidir.

Dördüncüsü: Dediğimiz gibi varsın çatışmalarınız devam etsin. Ama tam da böyle bir zamanda toplayın batıdaki tabanınızı ve devasa kardeşlik mitingleri organize edin. O mitingler, Kütçe ağırlıklı olsun. Meşru tarzda folklorik çeşitlilik ve renklilik altında analar kucaklaşsın ve beraberlik sözü vurgulansın.

Beşincisi: “Bölgede HDP'den başka bir temsilci daha var o da Ak partidir” yaklaşımının 7 Haziran seçimlerinde ne kadar boş bir yalan olduğunu gördünüz. Şimdi orada HDP'den başka gerçekten kim var diye oturup kafa yormanızın vakti değil midir? Avcıyı görünce kafasını kuma sokan devekuşu gibi gerçeklerden kaçarak kurtulamazsınız. Çevrenizdeki saray soytarılarının ve dalkavukların, sizi daha hangi uçurumdan atmasını bekliyorsunuz. Daha ne zamana kadar bölgenin ve Türkiye'nin HDP dışında dinamik, teşkilatlı, donanımlı, programlı ve proaktif gücü ve hakkaniyetli temsilcisi olan HÜDAPAR'ı yok sayıp, taleplerini göz ardı edeceksiniz.

Ama yok, niyetiniz, bir süre böyle atışıp, sonra seçime doğru barış güvercinlerinin yaptığı ateşkes çağrılarıyla, tekrar sorunlu çözüm muhabbetine kaldığınız yerden devam etmekse, memlekette nerdeyse herkes ezbere Fatiha bilir, hep beraber birbirimize bol bol okuruz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.