Yok mu hayrımızı isteyen?

Edip AKAR
Suriye’de çatışmaların ilk aylarındaki beklentiler yerini belirsizliğe bıraktı. Belli olan tek şey, durumun gittikçe daha vahim bir hal aldığı. Farklı kutuplar on yıllardır ezilen bir halkın üzerinde oyun oynuyor. Şehirler, içlerindeki insanlar dikkate alınmadan yerle bir ediliyor. Küresel güçler pazarlıklarını sürdürürken bir yandan da Suriye’ye silah yığmaya çalışıyor; ölen ölüyor, kalanlar ise perişan bir şekilde çevre ülkelere sığınmak zorunda kalıyor. 
 
Batılılar, tarafların birbirlerini olabildiğince zayıflatmasını bekliyor ve olan korumasız halka oluyor. Ve biz de belli ki komşudaki yangının farklı taraflarına benzin taşımayı daha kolay görüyor, yangını hakiki anlamda içimizde hissetmiyoruz. Orada etrafı kuşatılan köy ve şehirlerin içindekileri gerçekten kardeş görüyor olsaydık, o kasabaların birinde kendi ailemiz ölümü bekliyor olsaydı elbette ki “Duruuun!” diye feryat edecektik.
 
Oysa uçurumun kenarında seveni olan bir insan sorumluluğunu maalesef göstermiyoruz. Baas rejiminin on yıllardır yaptığı zulümler eşliğinde “Katil Esed ve taraftarlarının yaptıkları yanlarına kar mı kalacak? Asla!” sesleri yükseliyor, diğer yandan “O ABD uşaklarına hadleri bildirilmeli!” türünden imha hesapları ile “Batı bloku”nun muhaliflere silah desteği iddiaları sıralanıyor. Bu durum akan kanı her geçen gün arttırıyor.
 
Tartışma, konferans veya başka bir şeye ihtiyaç hissetmeden söyleyebiliriz ki bugün Suriye’de en acil ihtiyaç, ateşkestir. Zulüm ve haksızlıklara rağmen ateşkes zorunludur.  Özellikle Türkiye halkı ve yöneticileri, ateşkesi sağlamak konusunda etkili olabilirler. Hatta kanaatimce bunu gerçekleştirebilecek tek güç, Türkiye’dir.
 
Başbakan Erdoğan, hem kendine hem de tüm İslam âlemine bir iyilik yapmak istiyorsa bunun için çaba harcamalıdır. Kendisinin de yakın zamanda muhatap olduğu Batının ikiyüzlü politikalarını beklemek yerine, Suriye için gerekirse “baldıran zehiri” içmeyi de göze almalıdır.
 
Peki, bu ihtiyaca rağmen neden kimse bir ateşkesi dillendirmiyor? Yok mu en azından oradaki halka bir nefes aldırmak için ateşkes çağrısı yapacak bir dost? Yıllarca birbiriyle savaşan TC ve PKK’nin ateşkesini ve hatta barışını zılgıt ve tebriklerle destekleyenler, neden Suriye’de böyle bir süreci desteklemiyorlar? Neden Suriye’de “analar ağlamasın” diyemiyoruz?
Kemalist ve Baas arasında ne fark var? Baas’a karşı çıktığınız gibi binlerce Müslüman’ı hapislerde çürüten ve halen yüzlercesini hukuksuzca zindanlarda tutan, yüzlercesini muhacir olmak zorunda bırakan, on binlercesini işkencelerden geçiren Kemalizm’e de karşı çıksanız ya! Uzaktaki zalime küfretmek kolay tabi.
 
Ve Katil Esed’in yanında durup muhaliflere terörist diyenlere de sormak lazım: Suriye’deki “teröristler” PKK canilerinden daha mı vahşi? Bastıkları camiler, katlettikleri veya sürdükleri Müslümanları görmüyor, bilmiyorsanız bile yıllarca dillendirdiğiniz “bebek katillikleri” ne oldu? Muhalifler Batı’dan silah alıyor da PKK silahsız mı öldürüyordu o kadar insanı? Hem her bir İslam(!) ülkesi, silahını zaten kâfir ülkelerden almıyor mu? Bu ister İran olsun, ister Türkiye, Suriye veya muhalif gruplar… Fark nedir?
 
Fark, medya üzerinden halka pompalanan propagandalardır. Bu propagandalar yüzünden insanlar kendi akıllarıyla düşünemiyor, sadece söylenene kilitleniyorlar. Takip ettikleri bilgi kaynaklarına sorgusuz inanıyorlar ve edindikleri her şey de bilgi düzeyinde kalıyor. Kavrama yok, analiz yok, sentez hiç yok. Haliyle doğru bir değerlendirme beklemek de yanlış olur.
 
Allah, bu ümmete hakkında hayırlı olanı versin. Vesselam…
 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.