Dini-medya sosyo-grafisi

Dini-medya sosyo-grafisi

20.yy ile birlikte bir iletişim devrimi yaşandı. Teknoloji hiç beklenmedik bir şekilde çok hızlı ilerledi. Radyo, televizyon, telefon, bilgisayar, internet ve sosyal medya…

20.yy ile birlikte bir iletişim devrimi yaşandı. Teknoloji hiç beklenmedik bir şekilde çok hızlı ilerledi. Radyo, televizyon, telefon, bilgisayar, internet ve sosyal medya… Günümüzde halen bir iletişim çağında yaşıyoruz. Kitle iletişim araçları ya da başka bir deyişle medya hayatımızın tüm alanlarını sarmalamış durumda. Her geçen gün iletişim araçlarının farklı bir yüzü hayatımıza girmekte. Medyanın hayatımızı her geçen gün farklı biçimlerde etkilemesi ve değiştirmesi yanında, algı ve tasavvurlarımızı değiştirme işlevleri de söz konusu. Başka bir deyişle medya hem gündelik hayatımızdaki algılarımızı belirlemekte hem de hayatımızın hızlı değişiminde işlevsel olabilmektedir.

Teknolojinin şaşırtıcı biçimde hızlı gelişimi ile beraber hayatımıza yeni iletişim aracıları girmiş ve halen girmeye devam etmektedir. Bu teknik nitelikteki iletişim araç(cı)ları eskilerden farklı ve daha kitlesel bir iletişim sağlamaktadırlar. Dolayısıyla gelinen yeni durumda karşımıza eski geleneksel olandan ve “teknik iletişim öncesi” durumdan farklı tarzda iletişimi sağlayan sosyokültürel kurumlar çıkmaktadır. Bu yeni iletişim araçlarının (medya) sahip olduğu özellikler ve yukarıda değinilen “iletişimin gerçeklik yaratma, kültürü oluşturma” işlevi nedeni ile günümüzde medya, kültürü yeniden üretmekte ve şekillendirmektedir.

“Günümüz toplumlarının en belirgin özelliği nedir?” diye bir soru sorulsa, belki verilecek cevapların başında onun “hızla değişen yönü” gelecektir. Gerçekten de “değişim” belki bütün toplumlar için evrensel bir olgudur ancak günümüzdeki durumu nitelemede “değişim” tabiri artık yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle sosyal bilimlerde günümüzdeki değişimi adlandırmada “hızlı değişim” tabiri kullanılmaktadır. Çağımızdaki bu hızlı değişim süreci en çok iletişim alanında yaşanmaktadır. Bilginin teknolojiye dönüşümündeki yaygınlığa paralel olarak teknolojideki hızlı gelişmeler öncelikle iletişim alanında kendisini göstermekte ve toplum hayatında (küreselleşme, çok kültürlülük vb.) yansımasını bulmaktadır. Modern toplumlardaki hızlı değişim süreci, kitle iletişim araçlarının da yaygınlaşması ile birey ve toplum hayatını derinden etkilemektedir.

Bu süreçte kitle iletişim araçları ve güncel tabirle medya, kültürün yerel ve küresel bazda kişilere ulaştırılmasında önemli işlevler görmektedir. Şüphesiz bu işlevler karşılıklı bir ilişki çerçevesinde yürümektedir. Bir taraftan medya, ulusal ya da küresel ölçekte kültürel kodların bireye verilmesi görevini görürken, diğer tarafta bireylerin psiko-sosyal gereksinimlerini gideren işlevsel bir aygıta dönüşmektedir. Bireyler yazılı basın, radyo, TV, internet vb. kitle iletişim araçları ile eğlenme, bilgi edinme, merak giderme, haber alma, kendini ifade etme gibi çok yönlü insani gereksinimlerini yerine getirmektedirler. Bu anlamda medya, “yaygın eğitim aracı” olmanın yanı sıra zaman ve mekân sınırlarını aşan etkili bir “sosyalizasyon aracı” da olmaktadır.

Kültürlerin devamını sağlamada birçok vasıta vardır. Ancak bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi kitle iletişim araçlarına, kültürel iletimin bireye geçişinde öncü bir rol vermektedir. Bu nedenle kitle iletişim araçları kültürü besleyici bir işleve sahiptir. Şüphesiz bu işlevin negatif ve pozitif yönleri olacaktır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, medyanın eğlence, bilgilenme ve sosyalizasyon işlevlerini “alışılagelen zaman ve mekan anlayışının dışında” yürütmekte oluşudur. Kitle iletişim araçlarındaki hızlı gelişim, eğlenme, öğrenme ve bilgilenmedeki klasik yaklaşımları büyük oranda değiştirmiştir. Artık birey belli bir kurum (eğitim kurumları) ya da hiyerarşinin (usta-öğrenci ilişkisi) dışında bilgiye ulaşabilmekte, kendi beceri ve yaratılışına uygun olarak kendisini ifade edebilmektedir. Kitle iletişim araçlarının hızlı gelişimiyle gelinen yeni süreçte toplumlar eğitim kurumlarını bu yeni duruma göre ayarlamaya çalışmakta, yeni alışkanlıklar ve yeni okuryazarlıkların doğurduğu sorunlarla uğraşmaktadırlar.

Birey ve topluma dönük tutum belirleme, sosyalizasyon, kültür aktarma vb. işlevleri kitle iletişim araçlarını din açısından da önemli kılmaktadır. Çünkü dinlerin de bir mesajı vardır ve topluma bunun aktarılması gerekir. Dini kurum ya da toplulukların dini mesajları kitlelere ulaştırmak için kitle iletişim araçlarını kullanmak istemeleri bu anlamda tabiidir.

Kitle iletişim araçları günümüzde aile, cami, vaaz gibi geleneksel dini sosyalleşme araçlarına ek olarak “modern dini sosyalizasyon” aracı olarak karşımıza çıkmaktadır. Dini sosyalleşme sürecinde kitle iletişim araçları iki ana fonksiyon icra etmektedirler. Medyanın dini sosyalleşmesindeki birincil işlevi; dini bilgilerin aktarımı yoluyla meydana gelmektedir. Medya aracılığı ile geniş kitlelere dini kültürü tanıtıcı ve benimsetici faaliyetler yapılabilmektedir. Kitle iletişim araçlarının dini sosyalleşmedeki ikincil işlevi; “rol model” olarak sunulan karakterler yoluyla gerçekleşmektedir. Filmler, müzik, tartışma ve haber programları gibi görsel ve işitsel yayınlar aracılığıyla karakterler, bireylerin taklit etmeye çalıştığı, sonuçta da dini tutum ve davranışlarını ona göre düzenlediği rol model olarak işlev görebilmektedir. Rol modeller her yaş için mümkün olsa da özellikle çocuk ve gençlerde daha etkili olmaktadır. Geleneksel yollardan farklı (informel ve yaygın) dini bilgi aktarımı ve dini rol model oluşturma fonksiyonları kitle iletişim araçlarını hem aranan hem de tartışılan bir olgu haline sokmaktadır.

Kitle iletişim araçlarının aynı zamanda ve öncelikle bir eğlence aracı olması, dünyevi bir işleyiş mantığına sahip olması gibi hususlar, medyanın dini amaçla kullanımında avantaj yanında kimi “dezavantajları” da beraberinde getirmektedir. Kitle iletişim araçları dini bilgi ve rol modellerin kitlelere ulaştırılması açısından önem arz etmekle beraber, kendine has özellikleri din açısından kimi sorunları da beraberinde getirmektedir. İletişim biliminin dili ile söyleyecek olursak, bazen “araç (media) mesaja etki etmekte ve mesajı içerikten yoksun hale getirebilmektedir”. Bu durumun nedenine inildiğinde karşımıza popüler kültürün “çelişkili doğası” çıkacaktır.

Günümüzde kitle iletişim araçları ile özdeşleşen popüler kültür bir taraftan yaygın, halka mâl olma anlamına gelmektedir. Bu anlamıyla dini mesajın halk tabakasında yaygınlaşmasının kanallarını açma anlamında popüler kültür araçları olarak medya cazip ve de rakipsiz görünmektedir. Dindar insan kitlelere dinin mesajını ulaştırma, çeşitli kesimlerle etkin iletişim kurmanın peşinde olacağı için kitle iletişim araçları bu anlamda önem kazanmaktadır. Çünkü din, belli ilke ve prensipler paralelinde tutum ve davranış değişikliği anlamına gelmektedir. Ayrıca kitle iletişim araçları, insanların dini algılarını şekillendirmede açık ve kapalı imalarla etkin bir rol oynayabilmektedir. Bu anlamda medya bir çeşit din eğitimi aracı olarak işlev görebilmektedir. Geleneksel toplumlardan farklı olarak modern toplumlarda dini kimlik ve kolektivite oluşturmanın en etkin yolu medyadan geçmektedir. Mesajın kitleselleşmesi ve görünür hale gelmesinde medya günümüzde öncü rol oynamaktadır. Bu durum günümüzde din-medya ilişkisini her açıdan önemli kılmaktadır. Dinin medyada temsili, o dinin ilke ve prensiplerinin “kitleselleşmesi ve popülerleşmesi” anlamına da gelmektedir.

“Medya ve İzleyici Arasındaki İlişki”ye dair birçok araştırmalar yapılmıştır. Yapılan bu araştırmaların ortak kanısı; medya ve izleyici arasında karşılıklı etkilemelerin olduğu şeklindedir. Kitle iletişim araçlarının “pekiştirme etkisi”ne vurgu yapılmaktadır. Buna göre kitle iletişim araçları tutumları doğrudan değiştirmez ancak, var olan tutumların gücünü artırıcı ya da onları daha ileri noktalara sevk edici etkide bulunabilir.[1]

Bu anlamda konuya yaklaşıldığında kitle iletişim araçlarının yeni tutum oluşturma yerine mevcut tutumlarını “besleyici” ya da var olan tutumları “besleyerek ilerletici” işlevlerinin daha belirleyici olduğu anlaşılmaktadır. Dini inançları olan bir kişi medyada bu konudaki programları tercih etmekte, bunlar konusunda daha seçici olmaktadır. Burada izleyici kendisine sunulan ürünü tercih edebilmektedir. Her ne kadar ilk adım kitle iletişim araçlarından gelmiş gibi görünse de izleyicinin tercihi belirleyici olmaktadır. Ancak başka bir açıdan bakıldığında izleyici yine de “tercihini” kitle iletişim araçlarının kendisine sunduğu ürünler arasından yapabilmektedir. Bu anlamda tutum belirlemede yerine göre, hem “araç”ın hem de “hedef yani izleyici”nin “belirleyici” olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu da “din konusunda kitle iletişim araçlarında çeşitliliğe önem vermek” anlamına gelecektir. Kitle iletişim araçlarının dini tutum edinmedeki bu özelliğine dikkat edip, dini eğitim amaçlı ürünler uygulamada çeşitliliğe önem verme, farklı izleyici kitleleri için farklı dini programlar yapmak gerekli olmaktadır. Ayrıca bu durum, kitleye geleneksel eğitimden farklı olarak istediği bilgiyi seçebilme imkânı doğurduğundan daha demokratik ve özgürleştirici bir olguya işaret etmektedir. İnsanlar kitle iletişim araçlarının sağladığı çeşitlilik içinde tek bir ürüne bağlı kalmadan seçim yapabilmekte, çeşitli bakış açılarını görebilmektedir. Bu durum insanların kendi kültür ve düzeylerine uygun bilgiyi bulabilmelerine imkân sağlama, dogmatik katılığın önüne geçme açısından önemlidir. Ancak kitle iletişim araçlarının dindar insanın önünde dini bilgi açısından çeşitliliği açması, din alanında otorite sorununu da gündeme getirmektedir. Medyada aktarılan çok çeşitli dini bilginin sıhhatini denetleyecek kurum ve otoritenin yokluğunun (Adnan Oktar’ın A9 TV yayınları gibi, FETÖ’nün dini yayın yapan TV kanalları gibi) getireceği mahzurlarla, dini medya üzerinde kurulacak otorite sonucunda dini bilgide tekel kurma tehlikesi arasında bir orta yol bulma gerekliği ile karşı karşıya olduğumuz görülmektedir. Özellikle medyanın denetiminden sorumlu RTÜK ile ülkemizde din eğitiminin sağlıklı biçimde yapılmasından anayasal düzlemde sorumlu olan Diyanet teşkilatlarının organik ilişkisinin gerekliliği çok açıktır.[2]  (Devam Edecek)

[1] Batmaz, V. ve Aksoy, A. 1995. Türkiye’de TV ve Aile (Elektronikhane): (Aralık 1993-Aralık 1994), T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, Ankara.

[2] Din İşleri Yüksek Kurul Kararı, 1998. “Medyada Tartışması Yapılan Bazı Dini Konular Hakkında Din İşleri Yüksek Kurul kararları”, Diyanet Aylık Dergi, Ankara.

Hüseyin Şenlik

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler