HÜDA PAR Dış İlişkiler Başkanı Hüseyin İmir: Mescid-i Aksa ümmetin izzeti ve kırmızı çizgisidir

HÜDA PAR Dış İlişkiler Başkanı Hüseyin İmir: Mescid-i Aksa ümmetin izzeti ve kırmızı çizgisidir

HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Başkanı Hüseyin İmir, “Mescid-i Aksa’nın bir aydır kapalı tutulması, doğrudan İslam ümmetinin onuruna, tarihine ve kutsallarına yönelmiş açık bir saldırıdır." dedi.

HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Başkanı Hüseyin İmir, Mescid-i Aksa, Gazze, Lübnan ve bölgesel gelişmeler hakkında önemli değerlendirmeler yaptı.

İşgale karşı direnişin meşru olduğunu vurgulayan HÜDA PAR Dış İlişkiler Başkanı Hüseyin İmir, özellikle Mescid-i Aksa’nın kapalı tutulmasına sert tepki göstererek İslam dünyasına çağrıda bulundu.

Açıklamasında Mescid-i Aksa’ya özel vurgu yapan İmir, “Mescid-i Aksa’nın bir aydır kapalı tutulması, doğrudan İslam ümmetinin onuruna, tarihine ve kutsallarına yönelmiş açık bir saldırıdır. Hiçbir hukuki ya da meşru dayanağı olmayan bu uygulama karşısında sergilenen suskunluk ise zincirin yalnızca Aksa’nın kapılarında değil, İslam dünyası yöneticilerinin iradesinde olduğunu gözler önüne sermektedir.” ifadelerini kullandı.

İslam dünyasının tavrını eleştiren İmir, “Bugüne kadar ortaya konulan tavır, ne yazık ki etkisiz kınama metinlerinden öteye geçmemiştir. Her ihlal karşılıksız kaldıkça yeni bir ihlalin önü açılmış, her sessizlik saldırganlığı daha da cesaretlendirmiştir. Bu gidişatın devamı, yarın çok daha ağır ve geri dönülmez sonuçların kapısını aralayacaktır. Açıkça görülmektedir ki tepkisizlik, fiilen bu sürecin parçası haline gelmiştir.” dedi.

"Mescid-i Aksa ümmetin izzeti, hafızası ve kırmızı çizgisidir"

Mescid-i Aksa’nın ümmetin izzeti olduğunu belirten İmir, tüm Müslümanları seslerini yükseltmeye çağırdı:

“İslam dünyasının tüm kırmızı çizgilerinin ayaklar altına alındığı bu süreçte yalnızca yöneticilerin değil, halkların da sorumluluğu büyüktür. Zira iradesini ortaya koymayan toplumlar, kendi değerlerinin aşındırılmasına zemin hazırlamaktadır. Hak ihlallerine karşı güçlü ve kararlı bir duruş sergilenmediği sürece bu kuşatma derinleşerek devam edecektir. Mescid-i Aksa yalnızca bir mabet değil, ümmetin izzeti, hafızası ve kırmızı çizgisidir. Bu mukaddes mekânın kapılarına vurulan kilit, aslında tüm İslam dünyasının iradesine vurulmuştur. Bu nedenle tüm Müslümanları, Mescid-i Aksa merkezli bu açık kuşatma karşısında sesini yükseltmeye, meşru ve kararlı bir şekilde tepki göstermeye çağırıyoruz.”

“İşgale karşı direniş meşru bir haktır”

Açıklamasının devamında Gazze’deki gelişmelere değinen İmir “Gazze’de 2025 Ekim ayında ilan edilen sözde ateşkes, daha ilk günden itibaren siyonist işgal rejimi tarafından fiilen yok hükmüne düşürülmüştür. Bu süreçte tek bir yükümlülüğünü dahi yerine getirmeyen işgal rejimi; insani yardımları engellemiş, sahadaki işgalini derinleştirmiş ve ‘sarı hat’ adı altında Filistin topraklarını fiilen gasp etmiştir. Ateşkes süresince yaklaşık bin Filistinlinin katledilmesi, ortada bir ateşkes değil, tek taraflı bir oyalama ve tasfiye planı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.” dedi.

Gazze’deki direnişin silahsızlandırılmasına ilişkin çağrılara tepki gösteren İmir, şöyle konuştu:

“Buna rağmen bugün Gazze’nin yeniden inşası için Filistinlilere ‘silahsızlanma’ dayatılması, açık bir teslimiyet çağrısıdır. Bu, işgalciyi aklayan, mağduru suçlayan ve direnişi hedef alan çarpık bir zihniyetin ürünüdür. Şarm eş-Şeyh Zirvesi’nde Filistin halkının garantörü sıfatıyla imza atan ülkeler, yıllardır süregelen siyonist ihlaller karşısında sorumluluklarını yerine getirmelidir.”

Direnişin meşruiyetine dikkat çeken İmir, “Direniş, işgale karşı meşru ve zorunlu bir haktır. Bu anlamda direnişin silahsızlandırılmasına yönelik her girişim, doğrudan işgalin tahkim edilmesi anlamına gelir.” dedi.

Garantör ülkelere ve uluslararası aktörlere de çağrıda bulunan İmir, “Garantör ülkeler ve uluslararası aktörler bu gerçeği kabul edip işgal rejimini zorlayacak somut adımlar atmalıdır. Ateşkesi ihlal eden bellidir, katliamın sorumluları bellidir. Bedel ödemesi gerekenler de onlardır. Adalet, ancak işgalciye karşı güç kullanılarak ve mazlumun direnişi desteklenerek tesis edilir. Bunun dışındaki her söylem, açık bir aldatmacadan ibarettir.” ifadelerini kullandı.

“Lübnan’ı Gazze’ye dönüştürme çabası var”

Lübnan’daki gelişmelere de değinen İmir, “Lübnan’a yönelik siyonist işgal girişimleri, tüm dünyanın gözleri önünde pervasızca sürdürülmektedir. Kara işgali hamlelerine rağmen Hizbullah’ın ortaya koyduğu direniş, bu saldırgan projenin önündeki en büyük engel olmaya devam etmektedir. Zira siyonistlerin saldırganlığı bugün başlamış değildir; Lübnan’ın güneyini işgal etme planı, Gazze savaşı öncesinde de yürürlükte olan stratejik bir hedeftir.” dedi.

Ateşkes sürecine rağmen saldırıların sürdüğünü belirten İmir, şunları söyledi: “Nitekim sözde ateşkes sürecinde Lübnan tarafından tek bir füze dahi atılmamışken siyonist güçler her gün yeni saldırılar düzenlemiş ve yaklaşık 500 sivili katletmiştir. Bu tablo, saldırgan tarafın kim olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Buna rağmen bugün ‘silahsızlanma’ dayatmasının gündeme getirilmesi, işgali meşrulaştırma çabasından başka bir şey değildir.”

Siyonist rejimin Lübnan’ı Gazze’ye dönüştürme çabası içinde olduğunu ifade eden İmir, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu dayatma, Lübnan’ı Gazze’ye dönüştürmeyi amaçlayan siyonist stratejiye ve onun finansörü olan ABD’ye hizmet etmektedir. Lübnan ordusu ve siyasi irade bu tuzağa düşmemeli; işgal planlarına dolaylı destek vermekten kaçınmalıdır. Lübnan devletinin temel görevi, halkın güvenliğini sağlamak ve ülkenin egemenliğini korumak olmalıdır. Bu da ancak işgale karşı direnişi desteklemek ve ulusal bir duruş sergilemekle mümkündür.”

“Bölge ülkeleri ortak hareket etmeli”

Bölgesel gelişmelere ilişkin de değerlendirmelerde bulunan İmir, “ Daha önce defalarca ifade ettiğimiz gibi, Gazze’de durdurulmayan her saldırı yeni bir cephe doğurmuş; bugün ise bu ateş çemberi tüm bölgeyi kuşatacak boyuta ulaşmıştır.” dedi.

ABD’nin Gazze’deki yıkımın baş mimarı olduğunu belirten İmir, bölgenin adım adım ateşe sürüklendiğine dikkat çekti.

İmir, “ABD, verdiği silahlar, sağladığı finansman ve siyasi korumayla Gazze’deki yıkımın baş mimarıdır. Aynı mekanizma şimdi İran sahasına taşınmış; bölge adım adım ateşe sürüklenmiştir. ‘Güvenlik’ ve ‘istikrar’ söylemleri ise bu saldırganlığın üzerini örtmek için kullanılan boş kavramlardan ibarettir. Milyarlarca dolar harcanmasına rağmen ABD’nin bölgede konuşlandırdığı askerî varlığını dahi koruyamaması, bu sistemin çürümüşlüğünü ve sürdürülemezliğini açıkça ortaya koymaktadır.” dedi.

ABD’nin varlığının kaos ürettiğini ifade eden İmir, “Bugün gelinen noktada mesele doğrudan bir dayatma düzenidir. Bu ateşi söndürmenin tek yolu, onu körükleyen güçleri bölgeden söküp atmaktır. ABD’nin askerî ve siyasi varlığı istikrar değil, kaos üretmektedir; var olduğu her yerde yıkımın zemini genişlemektedir. Kaynakların bu yapıya aktarılması, halkların geleceğinin ipotek altına alınması anlamına gelmektedir.” şeklinde konuştu.

Son olarak bölge ülkelerine çağrıda bulunan İmir, “Gelinen aşamada iki seçenek dışında başka bir tercih hakkı kalmamıştır: Ya bölge ülkeleri bu dayatmaya boyun eğerek ABD ve işgal rejiminin bölgesel yıkımının parçası olacaklar ya da ortak bir iradeyle bölgesel kuşatmayı dağıtıp onların bölgedeki varlığına son vereceklerdir.” dedi. (İLKHA)

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.