İsrail neden İran'a saldırmaz?

İsrail neden İran'a saldırmaz?

İsrail'lli yazar ve aktivist Uri Avnery, İsrail'in neden İran'a saldırmaya cesaret edemeyeceğini yazdı. Avnery, "İsrail, İran'a saldırmayacak! Nokta! Bazıları, hiç mi saldırma ihtimali yok, ya da en azından yüksek bir olasılıkla sadırmayacak demem gerekme

Avnery, okullarda geçen bir hikayeyi anlatarak, "Küçük çocuk büyük çucukla dalaşır. Ancak tam dövüşeceklerken küçük çocuk arkadaşlarına 'onun kemiklerini kırmadan beni tutun' diye bağırır. İsrail hükümeti de her gün bu şekilde davranıyor. Her gün bütün kanallardan 'İran'ın kemiklerini kırmadan beni tutun' diye bağırıyor. Aslında bu, korktuğu için kavgayı göe alamayan küçük çocuğun basit bir psikolojik hamlesidir" tespitinde bulundu..

İsrail, İran nükleer bomba üretmek üzere, buna izin veremeyiz diyor. Benyamin Netenyahu, sayısız konuşmasında bunu tekrarlayıp duruyor.  Hatta kış aylarında Knesset'in açılış konuşmasında bile bunu söyler.  Medyamız yıllardır bununla yatıp kalkıyor. Dünyaya her gün İran'a saldırmak üzereymişiz gibi bir imaj veriliyor. Haaretz bile İran'a saldırmaya kararlı olan üç bakanın fotoğfrafını büyük boy haberlerle ilk sayafasından duyurur.

Bir Alman atasözü, 'önceden duyurulmuş saldırılar gelecekte hiçbir zaman gerçekleşmez'  der. Ya da Ortadoğu halklarının deyişiyle 'havlayan köpek ısırmaz'.  Mossad'ın eski şefi Meir Dagan, İran'a karşı herhangi bir saldırıya karşı olduğunu açıkça ilan etti ve böyle bir saldırının şimdiye kadar duyduğu en katıksız aptallık olduğunu söyledi. Geçtiğimiz hafta çok ciddi deşifreler ve sızmalar oldu. İsrail, nükleer bomba taşıyabilecek uzun menzilli bir füze denemesi yaptı. Ki bu füzenin menzili 5 bin kilometrelikti. Dahası, israil hava kuvvetleri, Sardinya adasında kapsamlı bir tatbikat yaptı. Perşembe günü ise Yurt Savunma Cephesi Birlikleri Tel Aviv'in olası bir savaşta nasıl korunacağı ile ilgili başka bir tatbikat gerçekleştirdi. Bu tatbikatta şehir srenleri olası bir savaşın duyurulması için denendi.

Bütün bunlar, koparılan bütün gürültü patırtının bir taktik gereği olduğunu gösteriyor. Muhtemelen İran'ı korkutmak ve caydırmak için. Muhtemelen Amerika'yı İran'a karşı daha ciddi ve ağır yaptırımlar uygulamaya zorlamak için. Muhtemelen Amerika'yı diğer Batılı ülkelerle daha ileri düzeyli harekatlara hazırlamak için. Bunlar öylesine etkili oldu ki, İngiliz medyası kraliyet donanmasının Amerika'nın İran'a saldırması durumunda destek vermek için tatbikat yaptığını duyurdu.

"Patron çıldırdı" taktiği

Çıldırmış gibi görünerek dünyaya dehşet salmak ve Batılı devletleri İsrail'in çıkarlarını gözetmeye bu yolla sevketmek eski bir İsrail taktiğidir. Patron çıldırdı! İşte tam da bu havayı oluşturarak İsrail, bu kargaşanın meyvelerini toplar ve dünyanın gözü önünde topraklarını geliştirir, daha çok silah ve para yardımı alır. 'Artık Amerika'yı daha fazla dinlememeliyiz! Artık bombalamalıyız, bombalamalıyız, bombalamalıyız! İşte bu taktik sürekli olarak tekrarlanıp durur ve Amerika, güya İsrail'i durdurmak için kesenin ağzını daha çok açar, İsrail'in düşmanı sayılan ülkeleri uluslararası arenada izole eder.

Şimdi, biraz ciddi olalım. İsrail İran'a saldırmayacak! Nokta! Bazıları, hiç mi saldırma ihtimali yok, ya da en azından yüksek bir olasılıkla sadırmayacak demem gerekmez mi diye sorabilir. Hayır, hiçbir ihtimal yok. İsrail İran'a saldırmayacak. 1956 Süveyş macerasından bu yana, Başkan Eisenhower'in İsrail'e herakatı durdurması için ültümatom vermesinden bu yana, İsrail hiçbir zaman Amerika'nın kesin onayı olmadan bir harekata veya askeri operasyona girişmedi. Amerika, Fiji, Mikronezya, Marşal Adaları ve Palau gibi uyduruk devletleri saymazsak, İsrail'in dünyadaki tek güvenilir destekçisidir. Bu ilişkiyi yok etmek, İsrail için hayat damarlarını kesmek olur. Bunu yapmak, sadece biraz çıldırmak değil, tam anlamıyla tımarhanelik olmak demek.

Yom Kippur bir piknik gibi durur

Dahası İsrail, Amerikanın sınırsız desteği olmaksızın uzun süreli bir savaşı asla yürütemez. İsrail'in savaş uçakları, gemileri ve bombaları Amerika'dan gelir. Bir savaş boyunca, sürekli bir lojistik desteğe, yedek parçaya ve her türlü ekipmana ihtiyaç duyulur. Yom Kippur savaşı boyunca, Henry Kissinger kol saatlerimize varıncaya kadar her türlü desteği verdi. Kaldı ki o savaş, İranla girişilecek bir savaşa göre pikniğe gitmek sayılır.

Haritaya bakalım. Her savaş öncesinde haritaya bakmak gerekir. Göze ilk çarpan özellik, daracık Hürmüz Boğazı geçididir. Burası, dünyada her üç baril petrolden birinin yüklendiği yerdir. Neredeyse Suudi Arabistan'ın, körfez ülkelerinin, Irak ve İran'ın enerjisi buradan dünyaya yaylır ve bütün bu ülkelerin burayla sınırı olmasının yanısra, her ülke için burası can damarı demektir. Buraya 'daracık' demek aslında burayı hafife almaktır. Bu şeridin bütün uzunluğu 35 km'dir. Bu, Gazze ile Beer Sheva arasındaki uzunluğabeşittir ki İslami Cihad'ın el yapımı roketleri bile bu menzili katedebilir.

Hürmüz Boğazı kapanacak

İsrail'in ilk savaş uçağı İran havasahasına girer girmez, Hürmüz Boğazı tamamen kapanacaktır. İran donanması burada çok sayıda hücum botu ve savaş gemisi bulunduruyor ki bunların hiçbiri kullanılmayacak bile. İran'ın karaya yerleştiridği füzeleri burayı kapatmak için yeterli olacaktır.

Dünya zaten şu anda küresel krizin sarmalında, dipsiz bir uçurum içinde sallanıp duruyor. Küçüçük Yunanistan, dünyanın bütün büyük ekonomilerini sallıyor. Dünyaya petrol ihraç eden beşinci büyük ülkenin safdşı bırakılması, hayal bile edilemeyecek bir felaketi beraberinde getirecektir. İran'ın kolaylıkla kapatacağı bu enerji yükleme geçidinin açılması için görülmedik çapta bir askeri operasyon gerekecektir. Buna, kara harekatı da dahil edilmek zorunda. Böylesi bir durum, ABD'nin Irak ve Afganistan'daki yenilgilerini bile gölgede bırakacak daha derin bir krize neden olacaktır. ABD bunu karşılayabilir mi? Ya NATO? İsrail'i ise bu lige hiç katmıyorum bile.

İsrail'de politikacıların, devlet yetkililerinin anlaşabildikleri çok nadirdir. Fakat şimdilerde, aklı başındaki herkes aynı şeyi söyküyor. Mossad'ın ve Shin Bet'in başkanları İran'a saldırmanın korkunç sonuçlar doğuracak bir budalalık olacağını belirtiyorlar. Neden bunu söylediklerini tahmin etmek zor değil elbette.

Opreasyonun hiç mümkün olup omadığınını bilmiyorum. İran, Alaska büyüklüğünde çok geniş bir ülke. Nükleer tesisleri geniş bir alana yayılmış durumda ve çoğu da yer altında. Hatta ABD'nin derinlere nüfuz eden bombaları bile ancak İran'ın birkaç aylık çalışmasını erteleyebilecek güçte olur. Bu kadar yetersiz bir sonuç için ödenecek bedel ise kesinlikle çok daha büyük olacaktır.

Dahası, şu çok açıktır ki savaş başlar başlamaz İsrail'in üzerine füzeler yağmaya başlayacak. Sadece İran'dan değil, Hizbullah ve Hamas'tan da. İsrail'in şehirlerini savunmak için yeterli önlemleri ve gücü yok. Yıkım ve ölü sayısı ise hesaplanamamayacak kadar çok olacak.

Şimdi, medya birden bire üç tane olan denizaltı sayısının, eğer Almanya cömert davranırsa tabi, nasıl altıya yükseleceğine dair hükayeler yayınlamaya başladı. İddiaya göre, eğer İran israil'e karşı nükleer bir saldırı (ki nükleer silahı henüz yok) yaparsa,  bu bize ikinci bir nükleer saldırı imkanı verecekmiş. Bu denizaltılar nükleer silah taşıyacak başıklara sahipmiş. Fakat, İran belki de kimyasal veya başka kitle imha silahları da kullanabilir.

İslam dünyası birleşecektir

Elbette sonrasında bunun politik bir bedeli de var. Şimdilerde İslam Dünyası'nda ciddi bir tansiyon ve gerilme var. İran'ın İslam dünyasında çok popüler olduğu söylenemez. Ancak, İsrail'in büyük bir müslüman ülkeye saldırması, İslam dünyasında sünnileri ve şiileri bir araya getirecektir. Mısır'dan Türkiye'ye, oradan Pakistan'a kadar İslam dünyası birleşecektir. Bu durumda İsrail, yanan bir ormanın ortasındaki bir villa olacaktır.

Ancak, savaştan bahsetmenin bütün bunları ötesinde, İsrail'in kendi iç huzursuzluğunu yatıştrımak gibi bir amaçla da yapıldığını gözden kaçırmamak lazım. Geçen Cumartesi, İsrail sokaklarındaki protestolar hayatı yine durma noktasına getirdi. İki aylık bir aradan sonra, kitleler Tel Aviv'deki Rabin Meydanı'na doldu. Bu oldukça önemliydi çünkü gösteriler Gazze Şeridi'ne yakın şehirlere roketlerin düştüğü ana denk geliyordu. Şimdiye kadar, böylesi gösteriler roket saldırılarının olduğu zamanlarda daima iptel edilirdi. Güvenlik sorunu herşeyin üstünde kabul edilirdi. Ama bu kez olmadı.

Ayrıca, bir çok insan Gilad Şalit'in serbest kalmasının verdiği coşkunun halkın kafasından gösteri yapmayı sildiğini düşünüyordu. Ama işin böyle olmadığı anlaşıldı. Bu arada, önemli olan bir başka olay da meydana geldi. Medya, aylarca protestocularla oturup kalkarak destek verirken birden safını değiştirdi. Haaretz de dahil, bütün medya kuruluşları birden bire kılıçlarını kınına soktu ve taraf değiştirdi. Sanki yukardan gelen bir emre uyarcasına bütün medya, Rabin Meydanı'na sadece 20 bin insanın geldiğini yazdı. Hayır, ben oradaydım ve kendi gözlerimle oradaki kalabalığa tanık oldum. O meydanda en az 100 bin kişi vardı. Bunların bütük bir çoğunluğu ise gençlerdi. O kadar kalabalıktı ki zorlukla hareket edebiliyordum.

Medya'nın iddia ettiğinin tersine, protestolar kendi kendisini hracamadı. Bundan çok daha farklı bir şeyle karşı karşıyayız. İşte tam da bu protestoların bir türlü durdurulamadığı böylesi bir anda, halkın dikkatini İsrail'deki sorunlardan çekmenin en iyi yolu 'dışardan'  gelen bir tehdidi gündeme getirmektir. Dahası, protestocuların talep ettiği reformların hayata geçirilmesi elbette para gerektiriyor. Dünyanın içinde bulunduğu ekonomik kriz göz önüne alındığında, hükümet kendi bütçesinden harcama yapmamak için elinden geleni yapıyor ki böylece İsrail'in kredi notunun düşmesini önlemeye çalışıyor.

Savaş tehditleri dikkat dağıtmak için

Öyleyse para nereden gelebilir? Ancak üç tane ihtimal var: Ya israil Filistin topraklarında yeni yerleşim birimleri kurmayı durduracak (buna hangi İsrailli politikacı cesaret edebilir?), ya radikal Yahudilerden, ya da askeri harcamaların ksılmasından. Fakat İsrail tarihinin en önemli savaşının arefesinde iken, askeri bütçeden kısıntıya kim giidebilir? İsrail yeni uçaklar, denizaltıları ve bombalar almak için daha fazla Şekel'e, paraya ihtiyaç duyuyor. Eyvah, hastaneler ve okullar yine parasız kalacak! İsrail'in İran'a saldırı tehditleri de olmazsa, İsrail'i artık kim ciddiye alır ki?

Politikacılarımızın ise artık dünyada hiçbir inandırıcılığının kalmadığını herkes biliyor. Fransa'da düzenlenen G20 zirvesinde, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, "Ona (Netenyahu)  dayanamıyorum, o bir yalancı!" diye ABD Başkanı Obama'ya şikayette bulununca Obama, "Netenyahu'ya dayanamıyor musun? Ben her gün ona katlanmak zorundayım" diye cevap verdi. Bu diyalog, tam da Almanya Başbakanı Angela Markel'in kendi kabinesinde konuşurken, "Netenyahu'nun ağzından çıkan her sözcük bir yalandır" demesinin ardından meydana geldi.  Abraham Lincoln, "Bazen herkese yalan söyleyebilirsin, bazen ise bazı insanlara her zaman yalan söyleyebilirsin. Ama herkese her zaman yalan söyleyemezsin" demişti. Ancak Binyamin Netenyahu, bu kuralın kendisi için geçerli olmadığını düşünüyor olacak ki, her zaman herkese yalan söyleme kuralıyla hareket ediyor. Aslında Netenyahu bütün bir politik kariyerini yalan söylemek, hem de korkunç yalanlar söylemek üzerine kurmuş bir lider.

 

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.