Karakaya: Kürtlerin hakları pazarlık konusu yapılmamalıdır

Karakaya: Kürtlerin hakları pazarlık konusu yapılmamalıdır

Bitlis bağımsız milletvekili adayı Cengiz Karakaya, seçildiği takdirde Kürtlerin haklarının hiçbir şekilde pazarlık konusu yapılmadan verilmesi için mücadele yürüteceklerini söyledi.

HÜDA PAR’ın 7 Haziran Milletvekili Genel seçimlerinde desteklediği Bitlis bağımsız milletvekili adayı Cengiz Karakaya, seçilmeleri halinde Kürtlerin varlığının Anayasal güvence altına alınması ve Kürtlerin gasp edilen tüm haklarının pazarlık konusu yapılmadan verilmesi için çalışma yürüteceklerini ifade etti.

Bitlis bağımsız milletvekili adayı Cengiz Karakaya, seçim barajından Kürt sorununa, bölge sorunlarından Bitlis’in sorunlarına kadar önemli açıklamalarda bulundu. Halkın merak ettiği tüm soruları Karakaya’ya sorduk.

Öncelikle sizleri tanıyabilir miyiz?

1975 yılında Bitlis’te doğdum. İlk ve orta öğrenimini Bitlis’te tamamladım. 3 yıl boyunca Bitlis’te sivil toplum kuruluşu olan Best-Der’de yönetim kurulu başkanlığını yaptım. 2014 yerel seçimlerinde HÜDA PAR’ın Bitlis Belediye Başkan adayı oldum. Evli ve 5 çocuk babasıyım.

Neden parti olarak değil de bağımsız olarak seçime girdiniz ve Neden batı illerinden aday çıkarmayıp sadece Kürdistan coğrafyasından adaylar çıkardınız?

Seçime HÜDA PAR’ın çatısı altında parti olarak girmek elbette en büyük arzumuzdur. Fakat 1982 darbe Anayasasına konulan ve birçok partinin de meclise girmesini ve temsilliyet hakkını almasının önündeki engel olan yüzde 10’luk baraj zulmü nedeniyle 9 İlde bağımsız olarak seçime girmek zorunda kaldık. Evet, bizler yeni bir partiyiz. Milletvekili seçimlerine ilk kez giriyoruz. Parti olarak barajı aşmamız düşünülemezdi. Mecliste Hür Adayların olması gerektiğine inandığımızdan dolayı seçime bağımsız giriyoruz. Yeni kurulan bir parti olmamıza rağmen Türkiye’nin 48 İlinde teşkilatlarımızı tamamladık. İlk teşkilatımızı İzmir ilinde kurmamıza rağmen tabanımızın ve seçmen kitlemizin ağırlıklı olduğu ve aynı zaman çıkış noktamız olan Kürdistan coğrafyasında bağımsız adaylarla seçime girmeyi tercih ettik. İnşallah kazanmamız halinde halkların mecliste temsilliyetini engelleyen yüzde 10’luk baraj zulmünün kaldırılması için var gücümüzle çalışacağız.

Peki, siyasi partiler seçim beyannamelerinde vaatler de bulunuyorlar. Öncelikle yapacaklarını halka anlatıyorlar. Sizin seçim vaadiniz var mı veya meclise gitmeniz halinde ne yapacaksınız?

Bizler öncelikle yapamayacağımız hiçbir şeyin sözünü halkımıza vermiyoruz. Halkımızın oyunu almak için onları kandırmayacağız. Onları bir beklenti içerisinde bırakarak hayallerini yıkmayacağız.  Bizler dürüst siyaset ve gerçek adaletle çıktığımız bu yolda ayağı yere basan vaatlerde bulunuyoruz. Bizler iktidar olmak için gitmiyoruz. Sonuçta aday çıkardığımız her yerde kazansak da 9 kişiyiz. 9 kişiyle ne yeni bir Anayasa çıkarabiliriz nede iktidar olabiliriz. Fakat halkın maddi ve manevi çıkarlarına muhalif olarak anayasaya konulacak maddelere karşı mücadele edeceğiz. Bunu halkımızla paylaşıp çıkmaması için direteceğiz. Onun için diyoruz ki Türkiye için, Kürdistan ve Kürt meselesi için, İslami bir muhalefet adına ve sahipsiz Bitlis için mecliste söyleyecek sözümüz var.

Kürt meselesi ve Kürdistan için sözümüz var dediniz. Sizin Kürt meselesine bakış açınız nedir? Kürtler ve Kürdistan için öncelikleriniz ve vaatleriniz nelerdir?

Öncelikle sistem Kürtlerin varlığını kabul etmeli ve bunu anayasal güvence altına almalıdır. 100 yıla aşkındır Kürtler üzerinde yürütülen asimilasyon politikalarından derhal vazgeçilmelidir. 1982 darbe anayasasında yer alan Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür ibaresi kesinlikle kaldırılmalıdır. Halkı ayrıştıran, bölüştüren ve ötekileştiren bütün ırkçı söylemlerden vazgeçilmelidir. Türkler ve Kürtler ülkenin aslı kurucu halkları olarak kabul edilmelidir. Anadilde eğitimin önündeki tüm engeller kaldırılarak Kürtçe 2. resmi dil olarak kabul edilmelidir. Emperyalist güçler tarafından çizilen ve dört parçaya böldürülen Kürdistan coğrafyasındaki sınırlar kaldırılarak sembolik hale getirilmeli. Bir Türk nasıl kimliğiyle Kıbrıs’a gidip gelebiliyorsa, akrabalarını ziyaret edebiliyorsa; bir Kürt’te kendi kimliğiyle Suriye, Irak ve İran Kürdistan’ındaki akrabalarını rahatça ziyaret edebilmelidir. Aynı şekilde ceberrüt devlet anlayışının Kürtlere yaşattığı Geliyi Zilanlar, Dersimler ve Roboski başta olmak üzere bu güne kadar yaptığı bütün katliamlardan dolayı özür dilenmelidir. Şeyh Said ve Bediüzzaman’ın mezar yerleri açıklanmalıdır. Ülke içinde ve ülke dışında bulunan bütün siyasi tutsaklar için genel af çıkarılmalıdır. Nitekim siyasi tutukluların yüzde 90’nı Kürt halkından oluşuyor. Yerinden yönetimler güçlendirilmelidir. Bölgeye pozitif ayrımcılık uygulanarak bölge ekonomisi kalkındırılmalıdır.

Türkiye’de adalet mekanizmasının işleyişini nasıl görüyorsunuz, Türkiye’nin dış politikasını benimsiyor musunuz ve yeni bir Anayasaya ihtiyaç olduğuna inanıyor musunuz?

Türkiye’de en güvenilmez kurum adalet kurumudur maalesef. Halkın yüzde 80’ni şu anda adalete güvenmiyor. Türkiye’de hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukuku uygulanıyor. Kişilerin fikir ve düşüncelerine göre hukuk değişebiliyor. Nitekim son zamanlarda kamuoyu bunu açıkça gördü. Devleti yıkmaya teşebbüs eden Ergenekon ve Balyoz davaları başta olmak üzere birçok davadan tutuklu olanlar cezaevinde çıkarken, öte taraftan toplumun yararına yasal olarak faaliyet yürüten İslami dernek mensuplarına yüzlerce yıl cezalar verildi. Biz diyoruz ki adalet olacaksa herkes için olsun. Bu bağlamda herkesin temsil edildiği yeni bir sivil anayasaya ihtiyaç vardır. Dış politikada yanlış yapıldığını başından beri haykırıyoruz fakat birileri sesimizi ya duymuyor ya da duymak istemiyor. Bizler mazlumdan yana bir dış politikanın uygulanmasını istiyoruz. İnancımız gereğince mazlumun kimliğine ve inancına bakılmaz. Zaliminde kimliğine ve inancına bakılmaz.  Zalime karşı mazlumdan yana bir dış politika uygulanmasını arzuluyoruz. Mevcut dış politikayı doğru bulmuyoruz. Coğrafyamızdaki sorunların yine coğrafyamızdaki ülkelerin aynı çatı altında toplanarak adalet temelinde çıkacak kararlarla çözülmesi taraftarıyız. Batılı Emperyalist ülkelerin İsrail’in güvenliğini ve kendi çıkarlarını düşünerek uygulayacakları sözüm ona demokrasi, barış ve özgürlük safsatalarıyla bu coğrafyaya barış ve adaleti getireceklerine inanmıyoruz. Unutulmamalı ki Lozan ile bu coğrafyayı parçalara bölen yine bu batı ve yerli işbirlikçileriydi.

7 Haziran’da seçilip meclise girdiğinizde İslami muhalefet adına ne yapacaksınız? Hangi misyonları üstleneceksiniz?

Öncelikle oluşturulacak yeni bir Anayasada İslam’a aykırı kanunların konulmasını engellemek adına mücadele edeceğiz. Faize dayalı ekonomik sistemin terk edilmesi için çalışacağız. Ne acıdır ki bugün ülkenin iç ve dış borç faizine yıllık ödenen miktar yaklaşık 48 milyar dolardır. Bunun Türkçesi bir milyar dolardan 48 fabrika işletmesinin kurulması demektir. Bu da binlerce işsizin istihdam edilmesidir. Bizler bunu kendilerine hatırlatarak önlemeye çalışacağız. Eğitimin kalitesini ve başarı yüzdesini düşüren, Müslüman bir halka dayatılan, Avrupa’nın dahi terk etmeye başladığı karma eğitimin kaldırılması için ivedilikle çalışacağız. Binlerce âlimin ve ulemanın yetiştiği medreselere statünün verilmesini, orada mezun olanlara denklik diplomasının verilmesinin mücadelesini vereceğiz. Medreseleri eski konumuna getirerek İslami ilimlerle birlikte fenni ilimlerin de okutulmasını sağlayacağız. Başörtünün her alanda serbest bırakılmasını ve bunun anayasal güvence altına alınmasının mücadelesini vereceğiz. Evet, bugün başörtüsü kamusal alan başta olmak üzere birçok alanda serbest olsa da anayasal güvence altında değildir. Toplumsal yozlaşmanın önüne geçmek için yeni yasaların çıkarılmasını sağlayacağız.

Toplumsal yozlaşmadan bahsettiniz peki, Türkiye’de gençlik, kadın ve aile yapılarının geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Maalesef Türkiye’de bugün geldiğimiz noktada aile yapılarına dinamit konulmuş durumda. Aileler parçalanıyor. Huzursuzluklar hat safhada. Evladın anne ve babaya saygı duymadığı bir duruma gelmişiz maalesef. TÜİK verilerine göre 2014 yılında 135 bin çift boşanmış. Bunun yarısı evliliğin ilk 5 yılında gerçekleşmiş. Bu sizce acı bir tablo değil mi? Geleceğimizin teminatı olan gençlerimiz ise madde bağımlısı haline gelmiş. Uyuşturucu kullanma yaşı 10-11’e kadar düştü. Artık uyuşturucu maddeler ilkokulların önlerinde satılıyor. Çocuklarımız her an bu tehlikenin pençesine düşebiliyor. Bir çocuk en fazla 15-20 dakika içerisinde uyuşturucu temin edebiliyor. Her gün uyuşturucudan dolayı gençlerimizi kaybediyoruz. Öte taraftan kadın istismarından bahsediliyor. Ama en büyük kadın istismarlığı devlet eliyle yapılıyor. Bugün Türkiye’de 3 bin civarında kadın devlet eliyle fuhuş evlerinde para karşılığında çalıştırılıyor. 15 bin kadın ruhsat bekliyor. Gayri resmi yüz bini aşkın kadın fuhuşun pençesine düşmüş. Bu acı bir tablo değil mi?

Bitlis için ne yapmayı düşünüyorsunuz, ‘Meclise gidersek kısa süreli olarak Bitlis için şunları yapmayı düşünüyoruz’ diye bir projeniz var mı?

Bitlis’in en öncelikli sorunu işsizliktir. Ne yazık ki güvenlik gerekçesiyle özel sektör Bitlis’e ciddi anlamda bir yatırım yapmış değil. Fakat devletin öncelikli olarak görevi buraya kamu sektörünü getirmesidir. Ama bu yapılmadı. Bitlis’in tek bacası tüten sigara fabrikası kapatıldı. Bu şu demektir, tütün üretimini yapan ve fabrika gibi çalışan yüzlerce köyün iflas etmesidir. Binlerce gencin işsiz kalmasıdır. İşsiz kalan gençler büyük şehirlere göç ediyor. Kimisi de uyuşturucu maddeyle tanışarak hayatı kararıyor. Bugün Bitlis’te binlerce gencimiz uyuşturucu bağımlısı haline gelmiş ve yüzlercesi tedavi görüyor. Bizler kamu sektörün buraya gelmesi için uğraş göstereceğiz.  Öte yanda Diyarbakır ve Mardin ilinden sonra tarihi eserin en çok olduğu il konumundayız. Maalesef tarihi eserlerimiz bir bir yıkılıyor. Sahipsiz bırakılmış durumda. Bunlara sahip çıkararak tarihi turizm girdisini sağlamaya çalışacağız. Bununla beraber ilimize neden yatırımın yapılmadığı, gönderilen paraların nereye ve nasıl harcandığının takipçisi olacağız. İnşallah ilimizin maddi ve manevi kalkınması için çalışmaları yürüteceğiz.

Seçime sayılı günler kaldı. Meydanlarda seçim çalışmalarını yürütüyorsunuz. Halkın size olan teveccühü nedir, Ne kadar oy almayı düşünüyorsunuz?

Aslında mevcut iki partinin aday profilleri açıklandıktan sonra halkın bize olan teveccühü daha da artı. Mevcut partilerin adayları üsten atama yoluyla yapıldığını düşünüyoruz. Çünkü temayül yoklamasında dahi ismi olmayan, halkın benimsemediği, halkla iç içe olmayan, halkın sorunlarını bilmeyen, Bitlis’te yaşamadıkları için Bitlis’i tanımayan ve halka rağmen adaylar bırakıldı. Bu halkın tepkisine neden oldu. Halkla iç içe olduğumuzdan dolayı bunu görüyoruz. Artık halkımız, mevcut adayların ve denenmişlerin Bitlis’e verebilecekleri bir şeylerinin olmadığının farkına vardı. Bize büyük bir teveccüh var. Bizler seçimi kazanmak için ne kadar oy gerekiyorsa o kadar alacağız. Şunun altını çizerek belirtmek istiyorum. Zaman zaman yaptığımız ve yaptırdığımız anket sonuçları gösteriyor ki çalışmalarımızı böyle sürdürürsek meclise gireceğiz İnşallah. Seçimlerin huzur, barış ve kardeşlik içinde geçmesini diliyorum. Sonuç ne olursa olsun sandıktan kardeşliğin, birliğin ve beraberliğin çıkmasını temenni ediyorum.” (İLKHA)




 

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.