KCK davasında sanıkların Kürtçe savunma talepleri reddedildi

KCK davasında sanıkların Kürtçe savunma talepleri reddedildi

Mahkeme ilginç ve bir o kadar da tutarsız bir karar alarak, Kürtçe savunma isteğini reddetti.

Mahkeme ilginç ve bir o kadar da tutarsız bir karar alarak, Kürtçe savunma isteğini reddetti. Kürtlerin azınlık değil "kurucu unsur" oldukları gerekçesine sığınılarak, Kürtçe savunmanın yapılamayacağını, bu hakkın yalnızca Müslüman olmayan azınlıklarla sınırlı tutulduğu ifade edildi. Bu mantıkla gidildiği takdirde şimdiye kadar devletin Kürtler ve Kürtçe üzerine getirdiği yasaklar ve kısıtlamalar mahkeme tarafından meşru görülmekle kalmayıp bundan sonra da devam etmesi gerektiği gibi bir sonuç ortaya çıkarmaktadır. Bu da Türkiye'deki kurumların Kürtçeye ve Kürtlere bakışının aslında hiç değişmediği ve kolay kolay değişmeyeceğinin bir göstergesidir.

Bu nasıl bir mantıktır ki hem Kürtleri "kurucu unsur" olarak göreceksiniz, hem de hiç bir hakkını tanımayacaksınız. Böyle kurucu unsur, insana adeta olmaz olsun dedirtmektedir. Kurucu unsurlardan biri olan Türklere her hak var. Ama sıra Kürtlere gelince gerek yok denilmektedir. Ayrıca bir mahkemenin böyle saçma bir gerekçeye sığınması üzerinde durulması gereken bir durumdur.

Konuyla ilgili haber...

İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada mahkeme heyeti, sanık ve sanık avukatlarının talepleriyle ilgili verdiği ara kararı açıkladı.

''Kürtler azınlık değil, kurucu unsur''

Kararda, 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması'nda, ''Azınlıkların Korunması'' başlıklı maddesindeki ''Türkçe'den başka dil konuşan Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır'' hükmünün Türkiye'nin Müslüman olmayan azınlıkların haklarına ilişkin olduğu belirtilerek, asil kurucu vatandaş olan Kürtlerin azınlık statüsüne alınmamaları ve Lozan Antlaşması'ndaki koruma önlemlerinin yalnızca Müslüman olmayan azınlıklarla sınırlı tutulduğu ifade edildi.

Lozan Antlaşması'ndaki söz konusu hüküm Müslüman olmayan azınlıkları ilgilendirdiği için bu davadaki somut olaya uygulanamayacağı aktarılan kararda, antlaşma hükmüne uygun olarak CMK'nın 202/1. maddesiyle gerekli düzenlemenin yapıldığı vurgulandı.

''Mahkemelerde kişilerin ırkı, dini, inancı ve mezhebi sorulmamakta ve sorgulanmamakta olup, bu konuda herhangi bir önyargı da mevcut değildir. Mahkemeler, yargılama faaliyetini yasalarla belirlenmiş kurallar çerçevesinde sürdürmektedirler'' ifadesi kullanılan kararda, sanıkların Türkçe dilini anlamak ve konuşmakta bir engellerinin bulunmadığı, meramlarını anlatabilecek ölçüde Türkçe bildiklerinin anlaşıldığı, anadilde savunma yapma ve bir tercüman yardımından faydalanma talebinin hiçbir yasal temelinin olmadığı ve hukuki bir ihtiyaca dayanmadığı belirtildi.

Mahkeme, tüm bu gerekçelerle sanıkların ''Kürtçe savunma yapma ve tercüman yardımından faydalanma'' taleplerinin reddine karar verdi.

Sanık avukatlarının müvekkilin yanında oturma, Anayasa'ya aykırılık, duruşma salonunun fotoğrafının çekilmesi, duruşmanın ses ve görüntü kayıtlı yapılması, dün verilen ara karardan dönülmesi, iddianamenin iade edilmesi ve hukuka aykırı elde edildiği iddia edilen delillerin dosyadan çıkarılması taleplerinin reddine de hükmeden heyet, duruşmanın güvenliği ve inzibatının sağlanması açısından dün verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu ifade etti.

Avukatlar duruşma salonunu terk etti

Bu kararların açıklanmasının ardından tüm sanıklar adına söz alan avukat Sinan Zincir, ''Burada yargılanan Kürt halkı ve Kürt basınıdır. 12 Eylül'ün yıl dönümünde, 12 Eylül hukuku devam etmektedir. Bizler burada hukuki figürandan öte bir şey değiliz. Bu nedenle bugün itibariyle duruşmadan ayrılıyoruz. Yarın yine gelip görevimize devam edeceğiz'' diye konuştu.

Sanıklardan Çağdaş Ulus'un avukatı Hüseyin Ersöz'ün haricinde tüm sanık avukatlarının salondan ayrılması sırasında, Ulus haricindeki tüm sanıklar da, mahkeme heyetine arkalarını dönerek ağızlarını siyah bant ve bezlerle kapatıp, heyete alkışlı protestoda bulundu. Bunun üzerine Mahkeme Heyeti Başkanı Ali Alçık da salonun boşaltılması talimatını verdi.

Sanık avukatlarının toplu halde salonu boşaltması sırasında sanıklardan Çağdaş Ulus'un avukatı Hüseyin Ersöz'ün salondan çıkmadığı görülürken, bu durum başkan Alçık tarafından duruşma tutanağına geçirildi.

Bir sonraki duruşma Silivri'de

Ara kararın okunmasının ve sanık avukatlarının duruşma salonunu boşaltmasının ardından yeni bir ara karar hazırlayan mahkeme heyeti, sanıkların duruşmanın yapıldığı 3 gün boyunca tavırları ve duruşma salonunun yetersizliğini göz önüne alarak, yargılamanın Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda değil, Silivri Yerleşkesi'nde bulunan duruşma salonunda yapılmasına karar verdi.

Sanıkların tutukluluk durumlarının daha sonra dosya üzerinden değerlendirileceğini kaydeden heyet, duruşmanın 12 ile 16 Kasım 2012 tarihleri arasında 5 gün boyunca yapılmasına karar verdi.

 

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.