Müslümanın Ticaret Prensipleri 2

Müslümanın Ticaret Prensipleri 2

Ey İman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yiyin

f-)Alış-Verişte Karşılıklı Rıza Olmalıdır: “Ey İman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yiyin….” (Nisa: 29) Bu ayet-i kerimede geçen “haksızlık” kelimesi üzerinde iyi durup, derin düşünmek gerekir. Burada zikrolunan “haksızlık” sözcüğü birçok hakikati barındırmaktadır. Kısa ve öz olarak ifade etmemiz gerekirse, ayet-i celiledeki “haksızlık” terimi, İslam’ın kural ve kaidelerine, aykırı olan her türlü yanlış ve gayri meşru bütün iş ve işlemleri barındırmaktadır. “Karşılıklı rıza” denilirken, ilgili taraflarda zor ve hile ile değil tamamen gönüllü olarak meydana gelmesi gereken iş kastedilmektedir. Karşılıklı rıza’nın kapsamı dışına çıkan işlerin başında içki, kumar, tefecilik gibi işler gelir. Bu gibi kirli kazançlarda her ne kadar zahiren karşılıklı rıza olduğu gözlense de, işin içyüzü itibarıyla tamamen bir zorlama, hile ve kandırmacanın olduğu kendini gösterecektir. Hiç kimse bile bile kaybetmeyi göze alarak kumar oynamaz. Onu kumar oynamaya iten sebep tamamen kazanma umududur. Dolayısıyla kaybetmesi onun rızasının dışında bir iş olmaktadır. Ayrıca faiz, tefe vb. şeytan işi pisliklerde tamamen bir sömürü ve tek taraflı bir kazanç söz konusudur. Fayda ve yarar sağlayıp, kâr ve zarar ihtimali barındıran her türlü mal ve hizmet sektörünün “Ticaret” kapsamına girdiğini hatırlatmak isteriz. Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor: “(Ticaret yaparken) iki kişi karşılıklı rızaları olmadan ayrılmasın.” (Ebu Davud)

g-)Haksız Yere Rekabet Etmekten Kaçınılmalıdır: Haksız yere rekabet eden kişi ticari hayatını kin ve kıskançlık üzerine bina etmiş olur. Ticari hayatını kin ve kıskançlık üzerine bina eden bir kimse ise hem dünyevi ve hem de uhrevi hayat açısından acınacak bir duruma düşer. Ticari hayatında daha fazla kazanmak ve meslektaşlarını kötülemek için müşterileri sadece kendine yöneltme girişimleri bir Müslüman için düşünülmeyecek derecede çirkin olan bir durumdur. Haksız yere yapılan rekabet, meslektaşlarının iş ve gelir sahalarını daraltır, iş sahasında anlamı ve gayesi olmayan sonuçlar doğurur ve hased alevini kızıştırarak Müslümanların birbirine düşmesine sebep olur. Hased gibi korkunç bir amelin doğmasına sebep olan hiç kuşkusuz haksız yere yapılan rekabet ve çekememezliktir. Rekabet neticesinde karşılıklı kötüleme ve çatışma iş hayatımızla sınırlı kalmayıp sosyal hayatımızın diğer alanlarına da sirayet ederek toplumsal hayatımızda da içinden çıkılamayacak sorun ve sıkıntıları yaşamamıza sebep olacaktır. Kin ve kıskançlığa (Hasede) götüren bu tutum ve davranıştan, ateşten sakınırcasına sakınmamız gerekmektedir. Çünkü Efendimiz (a.s.), bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadırlar: “Ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi hased de Salih amelleri öylece yer ve bitirir.” (Buhari-Müslim) Başka bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: “Haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin ve alakayı kesmeyin. Ey Allah’ın kulları! Allah’ın emrettiği şekilde kardeş olun.” (Buhari-Müslim)

       h-)Karaborsa (iddihar)dan Sakınılmalıdır: Karaborsa (iddihar), yüce İslam dinine göre çok ağır bir suç sayılmış ve İslam peygamberi tarafından şiddetle menedilmiştir. İnsanlar için hayati derecede önem taşıyan her türlü ihtiyaç maddelerini, daha pahalı fiyatla satabilmek için depo etmek, piyasada darlık ve sıkıntı meydana getirmek demek olan karaborsa (iddihar), ilahi azabı toplumların üzerine celbedecek derecede kötü ve çirkin bir ticaret ahlakıdır. Daha çok kazanayım mantığı ile başvurulan İslami olmayan bu ticari yöntem biçimi ne yazık ki, günümüzde bir karabasan gibi toplumların üzerine çöreklenmiş ve sosyal adalet anlayışını ortadan kaldırmış, zengini daha zengin, fakiri de daha fakir etmiştir. Karaborsa İslam dinine göre faiz, tefe, rüşvet vs. gibi kazançlarla anılmış ve dinen onlara biçilen hüküm karaborsaya da biçilmiştir. Hiçbir haksız kazanç İslam nazarında geçerli değildir. Böylesi haksız kazançlara girişen her kim olursa olsun ve her ne gerekçe ile olursa olsun gayri İslami bir yaklaşım içine girmiş demektir. Konumuzun mantığını güzel bir şekilde izah eden şöyle bir hadis-i şerif kaynaklarda geçmektedir: “Bir ihtiyaç maddesini kırk gece saklayan (daha pahalı satmak için depolayan) Allah’tan uzaklaşmış olur. Bir beldede bir kişi aç olarak sabahlarsa Allah’ın himayesi onlardan uzak olur.” (Müslim) Yutkunmamızı bile zorlaştıran bir ihtar. Diğer bir Hadis-i Şerif’te ise: “ Malı piyasaya süren kazanmış, pahalıya satmak için bekleten ise, Allah’ın lanetine uğramıştır.” (Buhari-Müslim) şeklinde buyrulmuştur.

I-)Satıcı Malını Övmemeli, Alıcı da Kötülememelidir: İslam ticaret ahlakına göre; satıcı ve alıcı, bir mal alırken o malı kasden yermemeli ve satarken de değerinden üstün gösterecek ifadeler kullanmamalıdır. Satıcı, müşterinin zaafından istifade ederek malını olduğundan fazlasıyla övüp fiyat standardının üzerine çıkmamalı, kandırmaya girmemeli ve teamüllerin ötesine geçmemelidir. Yani olması gerekeni yansıtmalı ve yerine getirmelidir. Alıcı da satıcının zaafından yararlanarak malı kötülememeli ve daha ucuza kapmak için hile yollarına başvurmamalıdır. Hazreti Peygamber Efendimiz bir Hadis-i Şerifinde: “Allah sizin namazlarınıza, oruçlarınıza değil, para (ticari) münasebetlerinize bakar” (Buhari) diye buyurmuştur.

       i-)Malların Fiyatları Sabitleştirilmemelidir: Ashab-ı Kiramdan Enes bin Malik şöyle bir rivayette bulunmaktadır: “Fiyatların çok yükseldiğini ve peygamber (a.s.)’e ‘Ey Allah’ın Resulü! Bizlere sabit bir fiyat belirle’ diye müracaatta bulunduk. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (a.s.): ‘ Şüphesiz ki, fiyatları yükselten, indiren, bolluk veren, maişetimizi temin eden Allah’tır’ diye buyurarak talebimize cevap verdi.” (Tirmizi) Yani, Resulullah onların taleplerine olumlu bir cevap vermeyip ekonomi piyasasını kendi haline bırakıyor. Ancak her halukârda Allah (cc)’ın gerçek malik olduğu bilincinin unutulmaması gerektiği vurgusu vardır. Bu hadis-i şerif, serbest ekonomi piyasası diye bildiğimiz ekonomi piyasasına işaret etmekte ve bünyesinde bir çok hikmetleri barındırmaktadır. Fiyatların sabitleştirilmesi durumunda, ticari teşebbüsler yapılamayacak, müteşebbisler atıl durumda kalacak ve iş dünyası durgunluğa düşecektir. Bu durum ise, ekonomik felaketi beraberinde getirecek, toplumların ticari yaşantısını felce sokacaktır.

k-)Alış-veriş Esnasında Taraflardan Birinin Pişman Olması Halinde Pişmanlığı Kabul Edilmelidir: Hayat rehberimiz bu hususu bir buyruklarında şöyle dile getirmektedirler: “Kim alış-verişte, Müslümanın akdi bozma isteğine uyarsa, Allah da onu kıyamet gününde kayıp düşmekten korur.” (Buhari-Müslim)

İslam dinine göre satım işi karşılıklı rıza ile veya teklif ve kabul ile sona erer. İçinde pişmanlık olan bir alış-verişi devam ettirmek taraflardan hiçbirine bir fayda sağlamayacaktır. Bu fayda olayından kastettiğimiz parasal bir fayda olmayıp toplumsal bir faydadır. Sosyal yaşantımızda sıkıntı oluşturan herhangi bir durum parasal olarak fayda sağlasa dahi, bu durum asla yararımıza olmayacaktır. Her şeyin para üzerinde tesis edildiği, faydanın da zararın da parada görüldüğü anlayış ancak ve ancak kapitalist dünya görüşünde sözkonusudur. İslam ise, bu anlayış ve dünya görüşünden münezzehtir.

       l-)Tekelleşmeden Sakınılmalıdır: İslam dini tekelleşmeyi yasaklamış ve buna tevessül eden müntesiplerini şiddetle uyarmıştır. Tekelleşme olayı ister Marksist felsefede olduğu gibi devlet eliyle olsun, ister kapitalist felsefede olduğu gibi şımarık ve zengin bir zümrenin elinde olsun İslam açısından hiç fark etmez. Yüce İslam dini tekelleşmenin her türlüsünü redetmekle kalmayıp dünyevi ve uhrevi müeyyideler de getirmiştir. Malın tek elde toplanması ve satışa sunulması fakir ve garipler için tarif edilmeyecek sıkıntılar meydana getirir ve toplumda olması gereken sosyal adalet ilkesinin temelinden yok olması demektir.

        Buraya kadar saydığımız bütün bu hususlar, toplumda huzur ve intizamın ve fertler arasında samimi ve dürüst ilişkilerin kurulabilmesi için İslamın vazettiği kurallardır. Sosyal adaleti sağlamanın en mükemmel yolu İslam dinini bir bütün olarak yaşamaktan geçer. Aksi takdirde sosyal adaletin toplum arasında sağlanması asla mümkün olmayacaktır. Günümüz dünyası bunun en güzel örneği ve delilidir. “Yaşama dair bazı alanları İslam’dan seç, diğer bazı alanları ise başka dünya görüşlerinden seç” mantığı asla İslam’ın sahibi yüce Allah tarafından kabul olunmayacaktır. Bu konuda Allah (cc), şöyle buyurmaktadır: “Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir.” (Bakara S:85)

İnzar Dergisi

İslam Kuran Haberleri

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.