Ateş ve pervane böcekleri

Fesih YASAK

Yolcu, gecenin koyu karanlığında hem aydınlanmak hem de ısınmak için ateş yaktı. Çünkü çöl ıssız ve geceleri soğuktu. Adam ateşi tutuşturunca etraf aydınlandı ve gece kelebekleri ile aydınlığı seven başka kanatlı böcekler ateşe doğru uçmaya başladılar.

Dertli yolcu onların kendi kendilerini ateşe atmaya hazırlandıklarını görünce, ayağa kalktı ve onları engellemeye çalıştı. Yakalayabildiklerini yakalayıp ateşten uzaklaştırdı ama ne çare. Zavallı hayvanlar ne yaptıklarını bilmeden kendilerini doğruca ateşin koynuna atıyorlardı. Ne yazık ki birçoğu ateşte can verdi.

Adam ise bıkmadan usanmadan onları ateşten korumaya devam etti. "Bir taneden ne çıkar?" demeyip bir tek can bile kurtardığına sevindi. Evet, o dertli yolcu gece kelebeklerini ve diğer böcekleri ateşe düşmekten kurtarmaya çalışırken, şefkat timsali ve âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in şu güzel sözünü hatırladı:

"Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmemeniz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe koşuyorsunuz."

Bu güzel söz, Peygamber(s.a.v)'in ümmetine olan şefkat ve merhametinin, onlara bir zarar dokunmaması için çok gayret gösterdiğinin bir delili olsa gerek. Kendini ateşe atan insanlar (dün, bugün ve yarın için), kimi zaman bilgisizlik ve bilinçsizliği sebebiyle, kimi zaman da bile bile helâk olmaktadır. Kaldı ki cennetin nimetleri dururken cehennemi tercih etmesi kişinin iradesini kullanmasıyla alakalı bir durumdur. Allah Teâlâ, insanoğluna akıl ve irade vermiştir. Çoğu kez hangi eylemi niçin ve nasıl yaptığını kendisi seçmektedir. Bilgi ve bilinçten yoksun hayvan ise neyi, niçin ve nasıl yaptığını bilmiyor. Şu halde insanoğlu denilen şerefli varlığın, insani haslet ve nimetlerden yoksun hayvanlar gibi hareket edemeyeceği bilinmelidir.

Allah(c.c)'ı tanımayan, sevmeyen ve O'na itaat etmeyen insanların tamamı bir ateş çukurunun kenarındadır. Allah (c.c),  bütün insanlığa Resul’ünü hak bir din ve hidayetle göndererek tam da cehenneme yuvarlanmak üzere olan insanları kuşaklarından yakalayıp oradan kurtardı. Kur'an'ın: "...Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı..."( Al-i İmran: 103) ayeti konumuza ışık tutmaktadır. Hem insanların cehennemin yakıcı ateşinden korunup kurtulması da ancak Allah ve Resul’ünün emir ve nehiylerine uymasıyla, helal-haram sınırlarını gözetip sakınmasıyla mümkün olmaktadır. Resulullah'ın (s.a.v), "Ben sizi ateşten korumak için kuşaklarınızdan tutuyorum"  hadisiyle de bizlere helal ve haramın hudutları öğretiliyor, helalin dairesi çiziliyor ve bunun keyfe kâfi geldiği bildiriliyor.

Doğrusu Kur'an ve Sünnette, hangi amelin insanı kurtuluşa götüreceği, hangisinin de uçuruma düşüreceği kesin hatlarıyla beyan edilmiştir. Gece karanlığında tutuşmuş bir ateşe düşen pervane böceklerinin helâk olacağı nasıl belliyse; kişiyi bu dünyada hangi amellerin cehennemlik kılacağı da bir o kadar açık ve bellidir.

Allah ve Resul’üne isyan edip yasaklarını çiğneyenlerin, dünyada işledikleri günah ve isyan sebebiyle cehennemin çukuruna düşecekleri akıldan uzak tutulmamalıdır. Elhasıl insanlığın bu acı ve hazin sonla karşılaşması da Allah(c.c) ve Peygamber'ine itaat etmeme ve emirlerine uymaması sebebiyledir. Makaleme konu ettiğim temsili hikâye aciz ve derbeder ümmetin hali pür melalini anlatıyor adeta.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.