İrfanda Murakabe

Sadık YILDIZ

Muhasebe işindeki dikkat, onu muhafaza etme ve netice elde etme durumuna “murakabe” denilir. Nefsin heva ve hevesi ve şeytani unsurlar, müspet işlerin devamlılığına engel olmaya çalışırlar. Muhasebe yapmak hâsıl olabilir, lakin bu işten alıkoymak isteyen unsurlar bunun devamlılığına manidirler. O yüzden de muhasebenin yanında murakabenin de olması gerekir ki hem muhasebenin kendisi devamlılık arz etsin hem de muhasebenin neticesi elde edilsin.

Muhasebe esnasında, yolunda gitmeyen şeyler fark edilir ve hangi konularda yanlış yapıldığı malum olur. Bir salik, muhasebe merhalesinde şunlara anlar:

a)      Hazreti Hak Teâlâ'ya ne kadar vefasızlık yapmış

b)      Ömrünün ne kadar telef etmiş

c)      Sonuçta pişmanlık oluşur ve neticesinde de telafi etme haleti ortaya çıkar. Böylelikle telafi etme yoluna girer.

Arifler muhasebe ve murakabe için net kurallar koymuşlardır ve bunlardan bazıları aşağıda zikredilmiştir.

1-      Muşarete: Arif kendisiyle Seyr-i İlallah'ta çaba göstereceğine ve kemale götüren işlerden de geri durmayacağına dair sözleşir.

2-      Muhasebe: O yaptığı sözleşmeye uyup uymadığının hesabını yapar ve eksikliklerini tespit eder.

3-      Murakabe: Bu merhalede yaptığı muhasebeden geri durmamak için dikkat gösterir. Muhasebenin neticesini dikkatle takip eder.

4-      Muakabe: Muhasebede eksikliklerini ve dikkatsiz davrandığı şeyleri fark eder. Bu merhalede de akıbetini düşünür ve bazı amelleri yaparak kendi nefsini cezalandırıp nefsinin itaatkâr olmasını sağlar.

5-      Mucahede: Yukardaki merhalenin gereksinimi ceht ve çabadır. Tıpkı dışardaki düşmana karşı cihadın gerekliliği gibi ki biz buna cihad-i esğar diyoruz, içerdeki düşman olan nefsin heva ve hevesine karşı da cihat yapmak gerekir ve biz buna da cihad-i ekber diyoruz. Bu cihat için her zaman hazır olmak gerekir. Allah yolunda mücadele etmenin bazı özellikleri, bazı nişaneleri vardır. Örneğin; hazırlık, çokça çaba, bazı lezzetlerden yüz çevirme ve rahatlıktan vaz geçme gibi.

6-      Muatebe: nefse karşı sürekli sitem ve nasihat yapılmalıdır ki nefis naz yapmaktan kurtulsun.

Hafız, hedefi Likaullah olan bu aşk yolunu tarif ederken basamak basamak yükselişin öyle kolay olmadığını ve bu yolun yolcularının riyazet ve musibetleri göz önüne alması gerektiğini anlatırken şöyle söylüyor;

ناز پرورد تنعم نبرد راه به دوست

عاشقی شیوه رندان بلاکش باشد

“Nimet içinde yetişenler dosta ulaşamaz

Aşk, dert içinde mest olanların mesleğidir”

Her geçilen basamak zorluklarla aşılıyor. Asıl zorluk ise o merhalenin korunmasıdır. Murakabesi iyi olmayanın hesabı hep şaşacaktır. Aştım dediği dağların arasında dönüp dolaşacaktır.

Her adım bir makamdır. Her makam daha fazla tevazu ve özveri istiyor. Özellikle riya ve kibir bu basamaklardaki sabundur. Arkadan iten, yandan çelme takan şeytanın görünmeyen silahlarıdır. Murakabe bunlara karşı kalkandır.

Kazandığı mevziiyi düşmana kaptıranın akıbeti henüz ilerlememiş olandan daha fenadır.

“O, Allah'ın gördüğünü bilmiyor mu?” (Alak:14)

Bilmek sonsuza kadar cehaleti ortadan kaldıran bir ışıktır. Bilen yapmaz, bilen kaymaz, bilen toslamaz. Evet, bilme kalple olunca yani yakin derecesinde olunca hesabı yapılmış ömrün sermayesinde sıkıntı olmaz. Bu yüzden Hak Teâlâ (c.c) ikaz ediyor. Bilin diyor!

Hz Ömer(r.a) şehri teftiş ederken bir konuşmaya şahit olur.

- Kızım! Süte biraz su kat.

- Anne, halifenin emrini duymadın mı? Su katmak yasak!

- Halife bu saatte nerden duyacak, bilecek? Sen kat!

- Anne, halife duymuyor, görmüyorsa Allah da mı görmüyor?

Hz. Ömer bu kızı oğluna alır, evlendirir.

Öyle ya;

“…Biz ona (insana) şah damarından daha yakınız.” (Kâf:16)

İnsana şah damarından daha yakın olan yer neresidir?

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.