İstikamet üzere bulunmak

Fesih YASAK

Lügatte istikamet 'kalkmak, ayakta durmak, düzeltmek, bir işte mutedil olmak, devam etmek ve sebat etmek, bir işi üzerine almak' gibi manalara gelmektedir.

İstikametin ıstılahi manası ise; hakka tabi olmak, adaleti yerine getirmek, doğru yola girmek, Allah'a, Resulü'ne ve hakka tabi olan emir sahiplerine itaat etmek, isyandan kaçınmak, verdiği sözü tutmak ve haktan ayrılmamak ve dosdoğru olmak şeklinde tarif edilmiştir. Demek ki istikamet üzere bulunmak mümince bir duruş sergilemeyi gerektirir.

Bu kavram Kur'an'da, Allah yolunun veya Allah yoluna giren insanların sıfatı olarak da kullanılmıştır. İbn Abbas(r.a), İslam Dinine uygun bir hal üzere bulunmayı da "Sırat-ı müstakim" olarak tarif etmiştir. Dün birlikte yürüdüğümüz, hem dava dağlarının bozkırlarında açan çiçekler mesabesinde iken camiaya sırtını dönüp istikamet şaşıranlar müstakim olma vasfını kaybetmişlerdir. Nefis ve şeytanın çukuruna düşüp imtihanı kaybetmelerine üzülmüyor da değiliz. Ancak tercih onların elinde.

Hem Allah Resulü(s.a.v)'in yanında terbiye görenler, onunla birlikte türlü zorluklara katlananlar, çile çekip hicret edenler ve Allah yolunda cihada katılanlar bile bir takım yanlışlara alet olmadılar mı? Üstelik inişi ve yokuşu olmayan, dümdüz, işlek, trafiği yoğun bu yolda, hedefi şaşıranlar ve istikametten sapıp imtihanı kaybedenlere kim, ne demeli? Arif olan söylemişti "bu yol çetindir!" Yol çetin ve yük ağır olmasa, 'Hud suresi beni ihtiyarlattı' der miydi Allah Resulü?

Hud suresi 112. ayette geçen istikamet kelimesi, itidal yani sağa sola sapmadan yol almak anlamını barındırmaktadır. Bu ise; sürekli uyanıklığı; tedbirli olmayı, yolun sınırlarını daima gözetmeyi, çeşitli yönlere az-çok eğilim gösterebilen insani tepkileri kontrol altında tutmayı gerektirir. Kısacası bu, hayattaki her harekette sürekli tetikte olmayı gerektiren bir durumdur.

Burada dosdoğru olmaya ilişkin emirden sonra yer alan yasaklamanın, dinde kusur etmeyi, dini eksik yaşamayı önlemeye yönelik bir yasaklama değildir. Belki yasaklanan Allah'ın koyduğu sınırları aşma ve azgınlık eylemidir. Oysa Allah, dinini nasıl indirmişse, öyle yaşanmasını ister. Bu din rabbanidir ve ancak rabbani metodlarla hayata hâkim olur. İnsanların emredildiği şekliyle dosdoğru olmalarını ister. Aşırıya kaçmalarını ve taşkınlık yapmalarını istemez. Çünkü taşkınlık ve aşırılık, Allah'ın dinini temel karakterinin dışına çıkarır.

Her gün beş vakit namazda; "Bizi doğru yola ilet" ayetini okuyoruz. Böyle söylemekle aslında bir nevi örnekleme yöntemi ile rabbimizin emir ve yasaklarında, helal ve haramlarında, hüküm ve tavsiyeleri noktasında en doğru çizgi olan sırat-ı müstakim üzere bulunmayı istiyoruz.

Konuyu bir miktar daha açmayı faydalı görüyorum. Mesela tarik, sebil ve sırat  kelimeleri yol anlamına gelir. Ancak genel olarak yola tarik; işlek yola sebil; işlek, doğru, büyük ve açık yola ise sırat denir. Ayrıca sebil, tarik, sırat ve din kelimelerinin tamamı Kur'an'da müstakim, rüşd, kıyem ve sevâ kelimeleriyle nitelenmiştir.

Dosdoğru yolun zıddı batıl yollar mevcuttur. Kur'an-ı Kerim bunları; tağut yolu, mücrimlerin yolu, bozguncuların yolu, sapıkların yolu, cehennemin yolu vb. isimlerle nitelemiştir. Kur'an'ın tarif ettiği ve övdüğü sırat-ı müstakim, bütün enbiyanın insanlara tebliğ ettikleri yolun adıdır. Allah'ın otoritesini kabul esasına dayanan ve tağuti düzenleri reddeden; Allah'ın dostlarıyla dost olmayı önceleyen nizamın adıdır sırat-ı müstakim. Bu yol Peygamberlerin, salihlerin, sıddıkların, muttakilerin ve Allah'ın hidayete erdirdiği halkların takip ettiği yolun ta kendisidir.

Hakikatte, insanları hidayete erdiren ve doğru yola ileten âlemlerin rabbi olan Allah'tır. Bu yolun gerçek çağrıcısı da Hz. Muhammed(a.s)'dir. O'nun elinde insanlığı doğru yola iletmesi için Kur'an gibi bir nur vardır. Müminlerin yolunun başına oturup Allah'ın ayetlerini bağlamından koparıp hedef şaşırtanlar! Siz yoksa Peygamber(a.s)'in –haşa- Kur'an dışında başka bir şeyle mi insanlara rehberlik ettiğini anlıyorsunuz? Kaldı ki Nebi'siz bir Kur'an veya Kur'ansız bir Nebi hayal ediyorsanız, bu durum fikren bir girdap içinde döndüğünüzü ve ruh halinizin sapkınlığına işarettir.  

Kur'an'da; Kur'an'a sarılan(Al-i İmran:101) ve adaletle emreden (Nahl:76) müminlerin sırat-ı müstakim üzere bulundukları; Allah'ın, Peygamber(a.s)'in ve Kur'an'ın doğru yola ilettikleri bildirilmiştir.

Demek ki doğruyu bulmak isteyen Kur'an'ı düstur, Resulullah (s.a.v)'ı önder edinerek mücadele etmesi gerekir ki istikamet üzere kalabilsin. İstikamet üzere bulunmak dileğiyle...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.