İzzeti Kudüs'le kaybettik Kudüs'le elde edeceğiz

Yusuf ARİFOĞLU

Nasrettin Hoca, sokak lambasının önünde bir şeyler arıyormuş. Gelen geçenler sormuşlar: “Hayırdır Hocam, ne yapıyorsun?” “İğnemi kaybettim... Onu arıyorum.” “Burada mı kaybettin?” “Hayır... Evde kaybettim.” “Öyleyse Hocam, evde kaybettiğin iğneyi ne diye sokak lambasının önünde arıyorsun? “Ev karanlık, o yüzden!!!”

Müslümanlar ve ümmet coğrafyası iki asrı aşkındır çok şeyimizi şeytanın hilelerinin, Batı hevesliliğinin, modernizm aldatmacasının, emperyalist kuşatmacılığının karanlığında kaybettik. Ahlakımız, cesaretimiz, kardeşliğimiz, bilgeliğimiz, hikmete tutkumuz, iffetimiz, topraklarımız, canlarımız kaybettiklerimizden hemen akla gelenlerimiz.

Özetlersek... Trump'un Kudüs'ü başkent olarak tanıması kararının ardından ümmet, bir çıkış arıyor; ama hala fıkramızdaki gibi "çıkış yolunu" yanlış yerde aramaya devam ediyor.

Kişi kaybettiğini ancak kaybettiği yerde ararsa bulur. Ümmetin dağıldığı yer Kudüs, haliyle toparlanmak da ancak ve ancak Kudüs'le mümkündür. Niçin Kudüs?

Çünkü Kudüs; İsranın menzili, miracın başlangıcı, namazın farz kılındığı, Yüce Allah'ın etrafını bereketli kıldığı, bütün peygamberlerin toplandığı bir yerdir.

Şair Nuri Pakdil'in deyimiyle “Benim bir yanım Mekke, diğer yanım Medine'dir. Kudüs ise üstümde ince bir perde gibidir.”

Yine Sultan Abdulhamid'in dediği gibi "Mekke Allah'ın haremidir, Medine Resulullah'ın haremidir, Kudüs mü'minlerin haremidir. Allah ve Resulü, haremine sahip çıkar korur, peki biz haremimizi koruyabilecek miyiz? Kudüs'e sahip çıkabilecek miyiz? Biz var olduğumuz sürece Kudüs düşmeyecek!"

Bir asır önce tesbihin taneleri gibi dağıldık ve bir asırdır kaybı ‘Kur'an, sünnet, kardeşlik ve ümmet ortak paydamızda' aramadığımız için toparlanamıyoruz! Merkezi Kudüs, Mescid-i Aksa olan kayıplarımız ve dağılmanın birçok sair sebebi vardır:

Irkçılık belası, mezhep taassubu, dış müdahaleler, kifayetsiz yöneticiler, istihbarat faaliyetleri, münafıklık bu sebeplerden sadece birkaçıdır.

Hz. Süleyman'dan Hz. Ömer'e, Selahaddin-i Eyyubi'den İngilizlere kadar tarihsel akış gösteriyor ki, Kudüs kimin elindeyse dünyayı o yönetir. Müslümanlar, Kudüs'ü yani ümmetin mahremini adaletle elinde tuttukları ve Mescid-i Aksa'ya hizmet ettikleri sürece dünyaya yön vermişler. Müslümanlar, Kudüs merkezli ve Mescid-i Aksa eksenli bir idari mekanizmadan mahrum kaldıklarında durum tepe taklak tersine dönmüştür.

Dünya istikbarı, Kudüs'ü ele geçirdiğinde ise her taraf bir viraneye dönüşmüş; zulüm anlatılamaz boyutlara ulaşmıştır. Bugün de zulüm ve şeytanlıkta en birinci aktörü ABD ve israildir. İmam Humeyni bu gerçeği bir sözünde şöyle ifade eder: “Bir yerde bir taş bile yerinden oynatılsa bilin ki bunda büyük şeytan( Amerika)'nın parmağı vardır.”

Yüz yıldır zulüm, işgal, sömürü, tahribat adına ne varsa, neler yaşanmışsa bunun baş aktörü ABD değil mi? Afganistan, Irak, Suriye işgalleri; Afrika'da kabile savaşları, Yemen'deki işgal ve açlık, Mısır'daki darbe, Türkiye'deki 15 Temmuz girişimi, Ortadoğu'daki halkları manipüle etme… Bunların hepsi kan içici, şeytan suratlı ABD'nin işi değil mi?

Balonu şişiren bir hava olmasa balon şişebilir mi? Müslümanların dikkatini şişen/şişirilen balona değil; balonu şişiren bedavacı, palavracı ve yalaka nefeslere çevirmesi selamet ve kurtuluşumuz için lazımdır. Şeytanı güçlü yapan onun hile ve desisesi değil; tuzak ve hilelere karşı gaflet ve aldanma hissimizdir. Zulümde palazlanmış bir şeytan olan Amerika ve yandaşlarını güçlü gösteren(!), yenilmez gösteren(!) o gücü meşrulaştırmaktır.

Bilelim ki, kaybettiğimizi yanlış yerde aradığımız için ve zaaf sergilediğimiz için ABD ve israil güçlenmiş, güçlü görülmüş; oysa Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Muhakkak şeytanın hilesi zayıftır.”

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.