KCK İçindeki Ajanların İtirafları Üzerine

Şu vurguyu sıklıkla yapıyoruz; “derin bir el” var olan sükûnet ve huzuru bozmak için habire uğraşıyor. Sebep? Kandan besleniyorlar. Huzur ve güven ortamı planlarını bozuyor, rant sağlayamıyorlar…

Şu vurguyu sıklıkla yapıyoruz; “derin bir el” var olan sükûnet ve huzuru bozmak için habire uğraşıyor…

Sebep? Kandan besleniyorlar. Huzur ve güven ortamı planlarını bozuyor, rant sağlayamıyorlar…

Belki kimileri, “ama artık gına geldi” diyecekler. Ancak yüzbin kere işlense dahi yeridir… Zira en büyük sıkıntı buradan kaynaklanıyor…

Bakın, son dönemde, nasıl da yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyor herşey, birer birer…

Çok daha fazlası çıkacaktır ve şaşıracaksınız; “ama bu kadar da olmaz”, “ama bu kadarı da fazla”, “yok daha neler” diyeceksiniz belki de…

Wikileaks, Stratfor yanında hiç kalacak… Belki de 28 Şubat’tan daha fazla bir iç hesaplaşmaya gidecekler… İtiraflar, iftiralar, pişmanlıklar, günah çıkarmalar havada uçuşacak…

Çok mu iddialı oldu? O zaman şöyle diyelim; “ee yani o kadar olmasa da benzer şiddette olur, belki de.” Hele bir itiraflar başlasın o zaman açığa çıkar, birçok hakikat…

Kıyıda köşede kalmış, yâda kıyıda köşede bilinçli olarak bırakılan kimi haberler bazen güzel ayrıntılar barındırıyor… İşte Doğan Haber Ajansı kaynaklı ‘KCK Davasında Polis’e Suçlamalar’ başlıklı haber de o haberlerden sadece biri.

KCK Nusaybin davası hakkındaki habere göre bu davada yargılanan 4 sanığın mahkemede verdiği ifadeler:

Tekoşin Bulca: “Bir fuhuş çetesinin tuzağına düşürülerek Azadiya Welat Gazetesi ve BDP içine polis tarafından sızdırıldım. Polisin ve kontra çetesinin oyununa geldim. Bana cinsellik ile erkekleri etkileme konusunda eğitim verildi. Polisin kendisi taş atmamı istedi. BDP’ye gittiğimde gazete dağıtıyordum. Oradaki gençleri uzaklaştırmaya çalışıyordum. Bana toplulukları provoke etmem söylendi. Ben de öyle yaptım. Birçok kişiyi partiden uzaklaştırdım. Korsan eylemleri yapıp BDP gençliğine mal etmek istiyorlardı. Serhat Kartal’dan boş şişeler istedim. Polislerle birlikte molotof yapıp polise atacaktık…”

Serhat Kartal: “Daha önce hırsızlık ve uyuşturucudan sabıkalarım vardı. BDP’nin çalışmalarına katılmaya başladım. Bir süre sonra bu işlerden koptum. Siyasete atıldım. Bu nedenle polislerden çok baskı gördüm. Bana sürekli ’Gel yine hırsızlık yap’ dediler. Bir gün evimizi basarak beni aldılar. Nusaybin Otogarı arkasında boş bir araziye götürüp kafama silah dayadılar. Bana ajanlık teklif ettiler. Polis benden Cevat Altunkaya, Musa Aslan ve Burhan isimli kişileri vurmamı istedi. Bunları bana söyleyen Nusaybin’den Servet isimli polistir."

Botan Cankurt: "Polis Servet, BDP’den bilgi getirmemi istiyordu. İstediğim kadar para teklif etti. Baskılara dayanamayıp kabul ettim. Gençleri toplayıp eylem yaptırmak istiyordu. Beni ismini bilmediğim bir kişi ile tanıştırdı. Bize patlayıcı madde eğitimi veriyorlardı. 30-35 kişilik gruplar halinde eğitimlere tabi tutulduk. Bazı evlerde Perşembe akşamları toplanıp Fethullah Gülen’in kitaplarını okutuyorlardı. Polis Servet bana 7.65’lik silah vererek akrep polis aracına ateş etmemi istedi. Eylemi yapıp silahı istediği yere bıraktım. Daha sonra başka bir eylemde emniyet binasına ateş ettik. Bu olaydan sonra baskınlar başladı. Banka şubelerine saldırı yapıyorduk. Servet’in talimatı ile bir çok eylem yaptık. (…) 33 ATM 34 plakalı arabayla beni alıyorlardı. Silahlı eğitimi Servet’in polis lojmanlarındeki 3’üncü kattaki evinde aldık…”

(…)"Çözüm çadırlarına molotofları bizzat polisler koydu. Hatta birlikte gidip koyduk. Mitanni kültür merkezine de polis Servet’in adamları molotof koydu, sonra da baskın yaptılar. Diyarbakır’da gösteride ölen Murat Elibol’un ölümünde bu çetenin rolü vardır. Cumhuriyet Okulu’nun yanında silah kalaşnikof ve el bombalarının bulunduğu sığınak polis Servet’lerin yeridir."

Peşger İlhan: Ali isimli polis bana 8 tane havai fişek vererek Atatürk Lisesi arkasındaki çukura gömmemi ve sonra ihbar etmemi istediler. Ben havai fişekleri gömerek polis Ali’yi arayıp ihbar ettim. İstihbaratçı ve polislerin dini imanı paradır. Bunları para için yaptılar. Bana, ’Sen malzeme koy yakalat, sen kazan biz de kazanalım’ diyordu."

Tabii bu ifadeler doğru olabilir, yalan olabilir, yine de ciddiye alınması gereken iddialar… İfadeleri verenler belli ki bir dönem polise çalışmışlar ancak sonra vazgeçmişler. Bu ifadeleri verenler dışında halen gizli tanıklık yapanlar da var…

Dikkat edilirse, kadın kullanmak var, bu sürekli  yapılan bir taktik…

Zorla muhbirleştirme var, sürekli yapılan bir taktik…

Geçmişte işlenen suçlardan dolayı, şantaj var, sürekli yapılan bir taktik…

Para ile kandırma girişimi var, sürekli yapılan bir taktik…

Saldırı, suça teşvik ve yönlendirme var, sürekli yapılan bir taktik…

Ancak burada  özellikle üzerinde durulması gereken konulardan biri de Murat Elibol cinayeti hakkındaki iddialardır. Zira o dönem de özellikle Hizbullah ismi üzerinde duruluyor ve Hizbullah-PKK arasında yaşanabilecek olası bir çatışmanın kapısı aralanmaya çalışılıyordu.

Dolayısıyla bu bağlamda, Yüksekova’da sürekli yaşanan olaylar, PKK’nin sergilediği rahat tavırlar ve bahşedilen “Demokratik Özerk Yüksekova!”  da yaşanan Ubeydullah Durna cinayeti; bunun yanısıra Adana, Mersin ve Diyarbakır’da adeta gelenek haline gelen, ev, işyeri ve Derneklere yapılan saldırılar da birilerinin geçmişe dayalı bir yarayı sürekli kaşımanın telaşı içinde olduklarını gösteriyor ki defalarca bunu işledik…

Tabii tüm bu yapılanlar PKK ve BDP çevresinin masum olduğunu gösterir mi? Kesinlikle hayır, zira kendileri buna çanak tutuyorlar. Birgün olsun bu yapılanları eleştirmediler, bir gün olsun karşı çıkmadılar, bir gün olsun itiraz etmediler, kınamadılar… Bu tavırlarıyla bu tür girişimleri adeta daha da cesaretlendirdiler…

Üzerinde durulması gereken ikinci bir nokta; en çok azgınlık yapanların, provokatörlük yapanların özellikle bu tür yapılanmalara çalışıyor olmaları… Dolayısıyla ortalıkta rahat dolaşıp kışkırtıcı dil kullananlara da dikkat etmek  gerekir…

Üçüncüsü ise; Yer, kişi ve adres isimleri belli olmasına rağmen herhangi bir girişimde bulunulmaması. Daha önce de benzer iddiaları Hizbullah Cemaati de sıklıkla Hüseynisevda internet sitesinde dile getirdiler. Öyle ki ‘Polis ve Jitem’in  İfsat Yöntemleri’  başlıklı yazı dizisi 28-29 bölümü geçti, artık takip edemez olduk… Neler yoktu ki içinde. İnsanın midesinin dahi kaldıramayacağı iğrençlikler, çirkeflikler… Ama ne oldu? Hiçbir şey…  Bırakın herhangi bir girişim ve soruşturmayı… Gündem dahi yapılmadı?

… Ve tüm bunlardan sonra bir kez daha diyoruz ki, hiç bir şey göründüğü gibi olmayabilir. Bu yüzden her zaman akl-ı selim ile hareket etmek gerekir. Aksi halde bilerek veya bilmeyerek birilerinin işine gelebilecek, onları amaçlarına ulaştırabilecek davranışlarda bulunabiliriz.

Yeri gelmişken şu notu da eklemeyi unutmayalım; özellikle 28 Şubat sürecinde basının ne tür rol oynadığını gördük. Halen de konuşuluyor… Bir iş yapılmadan önce  kamuoyunu psikolojik olarak hazırlamak ve yönlendirmek adına  şartları uygun hale  getirmeye çalışıyorlar… Bu da bir not olarak bulunsun istedim…

Hürseda Haber

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri

2 bin 500 ölü 400 bin yaralı
AFAD'dan yoğun kar yağışına ilişkin açıklama
Olumsuz hava koşulları nedeniyle THY 50, AJet 64 seferini iptal etti
31 Aralık Çarşamba okulların tatil olduğu iller
Asgari ücret 28 bin 75 lira olarak belirlendi