Müslümanca Tavır

Yusuf ARİFOĞLU

Birçok zorluk, musibet, işgal ve katliamlara İslam dünyasında Müslümanlar açısından iyi ve güzel şeyler de yer yer kendini gösteriyor. Bir hac arefesinde bu güzelliklerin safların kaynaşmasına ve İslamî direnişlerin zaferine vesile olmasını umuyoruz. Bu temenniyle beraber olumsuz ve kötü gidişatın dayandığı sebepleri de reel çerçevede gözardı etmemeliyiz.

Küfür ve kizb cephesi tarih boyunca Müslümanlara karşı kartını açık oynadı; ama hiçbir zaman kartını bugünkü kadar açık kullanmadı. Onlar, kartlarını niçin açık oynuyor? Çünkü onlar niyetle de olsa İslam’ı asla bir hayat nizamı olarak kabul etmezler ve bunun olmaması için de ellerinden geleni ardlarına koymazlar. Küfrün tavrı bu kadar net iken Müslümanların hala küfre ve İslam düşmanlarına karşı iyi niyet sergilemeleri yanlıştır.

Müslümanlar, küfrün oyunlarını iyi bilmeli, onların İslam düşmanlığında bütün ayrıklarını bir kenara atıp bir araya hızlıca geldiklerini artık anlamalı ve “lakin”, “yani”li açıklamalara başvurmadan tez elden kolları sıvamalı, yola koyulmalı; yan yana gelip saflarını, ellerini ve yüreklerini birleştirmeleri lazımdır.

Cezayir’den Libya’ya, Afganistan’ndan Mısır’a kadar batıl, hakim bir edayla tepemizde demoklesin kılıcını sallayıp durmakta ve evrensel insan hakları algısıyla ürettiği kof ama yaldızlı kavramlarla bize şekil vermektedir. Batıl, bunu yaparken ülke ve halka göre de “halkın talebi, demokratik beklenti, çağdaşlık” gibi kılıflarla da meşrulaştırmaktadır.

Batıl küfür dünyası bunu nasıl başarmaktadır? gibi bir soruya şu şekilde cevap verilebilir:

Küfür dünyası batıl bir dava gütse de kendi davalarında samimidir ve düzenleri uyduruk da olsa kendi tanrılarını hayatlarına müdahil kılmaktadırlar.

Müslümanlar, niçin başarılı olmamaktadırlar? Sorusunun kanımca doğru cevabı şudur:

Biz Müslümanlar, küfür rüzgarına göre konum almamalıyız; küfür bizim rüzgarımıza göre konum almalıdır. Özne olan biz nesne olan onlar olmalıdır. Etkileyen konum bizim etkilenen konum onların olmalıdır. Rüzgarın esiş yönü ve kuvvetine göre İlahi nizamın dinamiklerini kendimize bir enerji, sinerji ve şarj sayıp açıklarımızı kapatırsak, gediklerimizi örtersek avuçlarımızı göğe açıp Allah’ın yardımını bekleyebiliriz. Aksi yanılmak ve yanıltmak olur.

Sosyal adalet, bireylerin adaletini gözetmekle tesis edilir. Kamusal hukuk, kişisel haklara kıymet vermekle sağlamlaşır.

Omuzlarda günahlar ağırlığınca bir vebal durursa,

Kardeşlik hakları ‘ulusal, mezhepsel, cemaatsel ve ailesel’ önceliklerle hoyratça çiğnenirse,

Nefse dönük hakaretlere mangalda kül bırakılmayıp İslam’a ve peygambere gelen hakaretler karşısında suskun kalınır ve hoşgörü edebiyatı yapılırsa,

İslam’ın hükümlerini sosyal hayatta müdaheleden men edip ötelerde bir yerde ulaşılmaz bir hale getirilirse elbette mazlumiyetin, acziyetin ve yenilmişliğin nedenleri görülmez. Sonra da ‘Ümmet niçin bu halde?’ diye feryad u figan etmek de inandırıcı olmaz!

Küfür, ülke ve halka göre tavır belirler. Örneğin Suriye’de idareyi zalim sayıp halka sırt verir görünürken Mısır’da idareyi meşru sayıp halka sırt çevirir.

Müslümanca tavır, birilerinin paşa keyfine göre, beklentileri oranında, menfaatleri çerçevesinde, kınamaları etkisinde değil İslamî doğrultuda izzetle olmalıdır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.