Acımıza ağlayamıyoruz artık

Bismillahirrahmanirrahim

Müslümanlar olarak Ramazan ayı geldiği zaman dünyadan yüz çevirmek, muhasebeye dalmak istiyoruz. Ancak maalesef Müslümanlara yapılan zulümler karşısında yüzümüzü mecburen dünyaya çeviriyoruz.

İslam âleminde o kadar katliamla yüz yüze geliyoruz ki artık bu katliam haberleri bizi harekete geçirmemektedir. Acıya duyarsızlaşmış bir beden gibiyiz. Evet, Müslümanlar bir bedenin azaları gibidirler ama maalesef bedenimizin bir parçası işkence gördüğü -hatta parça parça kesildiği- halde bunu hissedemiyoruz. Ve bu hali en çok Irak'tan sonra Suriye'de yaşadık/yaşıyoruz.

İsterseniz Ramazan öncesinden başlayalım. Muhaliflerden Ramazan boyunca sürmesi istenen bir ateşkes çağrısı vardı. Ancak Suriye'nin üzerinde stratejik vahşet hamleleri yapan Amerika ve Rusya bunu dikkate bile almadı. Biliyorsunuz Suriye'de savaşı bunlar karmaşıklaştırıp sürüncemeye sürdükleri gibi ateşkesi de bunlar konuşmaktadır.

Ne yazık ki Müslüman ülkeler ve yetkilileri kendilerini bu etkiden uzaklaştırdılar. Zamanında rolünü oynayamayan elbette rolünü kaybedecektir. Veya şimdi olduğu gibi senaryonun en kötü rollerine bürünecektir. Ateşkes çağrısına Müslüman ülkeler bile duyarsız kaldı. Ki bunu duyması gereken başta Türkiye ve İran da bu gerekli çağrıyı gündeme taşımadı.

Geldiğimiz noktada yerli ve yabancı zalimlerin ortaklaşa bir şekilde sivillere yönelik saldırılarını yaşıyoruz. İdlip'te yerleşim yerlerine savaş uçakları ile ölüm yağdırdılar. Onlarca insan öldürülüyor ama dünya, hiçbir şey yokmuş gibi seyrediyor. Hatta artık seyretmiyor bile. Yetiştirdiğiniz bir çiçeğiniz bile kuruduğunda üzülüyorsunuz. Hele birileri tarafından zülmen koparılsa; ne hissedersiniz? Kaldı ki ölen insanlardan bahsediyoruz.

Bu saldırılar aynı zamanda İslam memleketlerindeki kuklaların onursuzluğunun da bir ispatıdır. Ülkelerini başkalarına bombalatıp, kendi insanlarını öldürtüp, şehirlerini viraneye çeviriyorlar. Ondan sonra da hala utanmadan liderlik ve meşruiyet iddiasında bulunuyorlar.

Ve biz yine daha acımıza ağlayamadan küfrün dilleri hükmündeki medya, önümüze ABD'de yapılan bir saldırıyı koydu. Batı'nın İslam âlemindeki uşakları da İslam âleminin acılarını paylaşmak; bu acılara çareler üretmek ve mağduriyetini dile getirmek yerine İslam âlemine vahşet pompalayan Batı'nın uğradığı arızi mağduriyetleri işlemeyi tercih etti.

Bununla beraber; özellikle bölgemizde bunca yıkıma, bunca mağduriyetlere rağmen bu halkın sözcüsü olma iddiasındaki kişilerin, kalkıp ABD'deki bir saldırıyla ilgilenmeleri; halkımız için utanç verici ve acı bir durumdur. Aynı dine mensup, aynı peygamber ve kitaba inanan Müslümanlar birbirlerinin acılarına duyarsız kalmışken; bakıyorsunuz aynı ahlaksızlığın müşterisi olan zevat bu kadar sıkıntı ve sorun içerisinde “günah kardeşliği” üzerinden acılarını paylaşmaktadır.

Doğrusu onların melanetleri ile uğraşacak halimiz yoktur. Ama arkalarından ateşe sürdükleri zavallı yığınlara acıyoruz. Hakkı göremeyen gözlere yazık... Allah insanlara iki gözü hem dünya hem de ahirete faydalı şeyleri görüp bilsin diye vermiş ama maalesef bunlar hem dünya hem de ahiretlerinin harabına çalışan düşmanlarını görememektedir.

Kanaatimce; küfrün beynine darbeler indirmedikçe, bu eylemlerin de Müslümanlara hiçbir faydası yoktur. Kaldı ki öldürülenler toplumun sapkınlarıdır. Zaten bu şekilde ahlâksızlıklara bulanmış bir toplum hem manen hem de realitede toptan yok olmaya mahkûmdur

Evvel ahir: Müslümanlar olarak acımızı dindirecek, akan kanımızı durduracak hamleleri yapmazsak; emperyalist güçler kanımızı iştahla akıtmaya devam edeceklerdir.  Onlar kendi kendine oturur bir geçiş süreci tasarlar; onu bile uygulamazlar. Piyasaya silahlarını sürer, kazanırlar; Müslümanları birbirine öldürtür, kazanırlar; kuklaları kendi kapılarına mahkûm ve mecbur ederler, yine kazanırlar.

Müslümanlar da birbirlerini tekfir etmekle uğraşadursun. Böyle giderse biz daha çok fırın ekmeği mültecilere dağıtmakla uğraşırız, ekmek kuyruklarında daha çok bombalanırız. Acıdır ama maalesef gerçek de budur.

Önceki ve Sonraki Yazılar