At ve ot kimin tekelinde?

Elde insanlığa alternatif bir hayat nizamı sunabilecek imkânların bulunuşu, hiç de bir hayat nizamı olduğu anlamına gelmiyor.  Bu nizamın ortaya çıkabilmesi, söz konusu imkânların bir kuyumcu titizliği ile işlenmesine ve kıymetinin kadrinin bildirilmesine, evrensel “erdemler'i “ fedakârca en çok yücelten bir cemiyet olmaya ve oluşturmaya dayanıyor.

Müslümanlar gerçekten insan olarak yaşamanın “hak”larını gerçekleştirebilirler. İnsan bireyinin yaşadığı her türlü çevre ile “adil” bir ilişkiye girmesini sağlayacak yolları belirleyip geliştirebilirler.
İnsanlığa “saâdeti dâreyn” getirecek bir yaşam alanı ortaya koymayı hedef edinmişsek bu ve benzeri fedakârane hususları realize edip tatbikat sahasında öncü fertler olmamız gerekiyor.

Bu mütevazı hedefi gerçekleştirecek olan bireylerin en basitinden tevazunun timsali, sadakatin emsali olması kaçınılmaz hakikat olarak gözüküyor. Hedefin zor oluşu, gaybi yardımı hesaba katmaz iseniz doğru, ama hesaba dâhil ederseniz kaçınılmaz bir nihayet olduğu hem cemiyet hem de insanlık için en yakın ve en yakin bir durumdur.

Tartışılması gereken husus artık yabancıların Müslimler için çizdikleri rotayı değil, çeşitli Müslüman grupların “İslam” anlayışlarını tartışmak gerekiyor. Herkesin malumudur ki, bir hayat tarzı olarak İslam'ı tatbikat sahasına aktarmanın mümkün ve muhtemelliği gün gibi aşikâr. Müslümanlar yürüdükleri yol itibariyle insanlar arasında İslam'ın temel hükümlerini pekiştirecek bir tercih yapmaktansa, İslam'dan bir ekonomik kalkınma modeli, bir ideal toplum düzenine varma imkânı, modernitenin getirdiği değişikliklere sancısız bir adaptasyon gücü olarak fayda umuyorlar.

Eğer İslam'ı olduğundan farklı bir tarzda anlamak isteyen bir Müslim ise, kendini kandırmak için yeterince imkân ve yol vardır. Aksine İslamiyet'in yegâne kulluk biçimi olduğunu, bize modern dünyanın telkin ettiği tasarılar yardımıyla İslam'a anlam veremeyeceğimizi, aksine hayatımıza vereceğimiz mananın Vahiy temelli olacağını anlamak, aldanmaya ve aldatmaya asla geçit vermeyecektir. İnsanlık ile kuracağımız ilişkinin temelinde bu kıymet varken, kıymeti kendinden menkul diğer ideolojiler ile kurulacak temas bizi Müslim görünümlü modernist tipler kılacaktır.

Mevcut durum oldukça kaotik bir tarzı algı yönetimi olarak bizlere sunuyor. Darbenin teşebbüsünden tutun, diktanın sivil unsurlarına kadar kafa karışıklığına sebep. Bu durumu en iyi izah eden tespit ise iktidara yakınlığı ile bilinen Selvi soyadlı kalemin en son aşamada AKP içinde tartışılan ve siyasette depreme teşne bir durumun varlığı ile ispatlanıyor.

İki görüşün ilki; Parti içinde cemaatle ile ilgili temizliğin partiyi türbülansa sokacağını iddia ederken, diğer görüş sahipleri ise ne pahasına olursa olsun siyasetten bu unsurların temizlenmesi gerektiğini savunuyor.

Hâl böyle olunca çok yakında mağdur ve mazlum sayısının hızla artacağı ve bu durumun önünü almanın imkânsız hâle geleceği aşikâre olarak gözükmektedir.

Merhum Erbakan'ın meşhur kelamı ile kim iktidar, kim muktedir çok yakında siyaset arenasında arz-ı endam edecek gibi görünmekte.

Hâsılı atın önüne eti, itin önüne otu koyanlar her dem ipin ucunu ellerinde bulunduranlar olmaya devam edecektir…

Önceki ve Sonraki Yazılar