Bajarları (şehirleri) yakanlar barajları yıkacakmış!

Tam elime kalemi alıp yazının başlığını da attıktan sonra açık olan TV'nin TRT haber kanalı yayın akışını kesip Muş'a Figen Yüksekdağ'ın seçim mitingine canlı bağlandı pazartesi günü saat 12.42'de.   Muş'u bilirim. Oldukça özgün ve mütedeyyin bir ilimiz. Hanımlarının önemli bir kısmı çarşaflı olmak üzere neredeyse tamamı tesettürlü, tesettürlü olmayan hanım kardeşlerimizin de dini hassasiyetleri çok fazla olan bir ilimiz Muş.

Daha dün çarşafa hakaret etkinlikleri düzenleyenlerin nasıl bir perdeleme yaparak bu kitleden oy isteyebildikleri doğrusu çok kapsamlı ve derinlikli bir araştırmanın konusu olsa gerek. Son zamanlarda Kenan Evren'in “benim de annem başörtülüydü” hezeyanını aratmayan Selahattin Demirtaş'ın “annesi başörtülü aile fotoğrafı yayınlaması, Figen Yüksekdağ'ın “benim annem beş vakit namaz kılıyor “ beyanatı, basın aracılığıyla halka empoze edilen bir sapma ve saptırma operasyonundan başka şey değil, Taksimi annesinin kıblesine tercih edenler için.

Neyse asıl meselemiz seçim mitinginde ne dediğiydi bu herkesten önce annesine ihanet eden zevatın.

Süphanallah! Adamı an (pardon kadını) korunağını hazırla cinsindendi. Kulaklarıma inanamadım. Siz de inanamayacaksınız. Ne dedi biliyor musunuz? “Onlar (kendileri dışındaki herkesi kast ederek) kan, zulüm, baskı ve şiddetten besleniyorlar. İki yıldır barış ve kardeşliği tesis için çalışıyoruz. Sadece bölgede değil Türkiye'nin her tarafında olağanüstü hal ve sıkıyönetim uygulanıyor. Bizi seçim bölgelerine sokmuyorlar. Biz anneler ağlamasın diyoruz.” Dedi ve uzattı da uzattı ne kadar insancıl, demokrat ve barışçıl ve mağdur olduğunu kanıtlama adına bu, barışı sadece askerle çatızmazlıktan ibaret zanneden zevat.

Tam da HDP'nin barajı aşmaya çalışırken başvurduğu zorba yöntemleri anlatmaya çalışırken…

Tam da HDP'nin 6-8 Ekim olaylarının faili ve azmettiricisi değilmiş gibi davranarak barajı yıkmaya çalıştığı tezatını ifşa etmeye çalışırken…

Tam da inançlara pervasızca saldıran, inançları yıkmaya çalışarak barajı yıkmaya çalıştığı din düşmanlığını deşifre etmeye çalışırken…

Tam da dayandığı silahlı örgütün ve teşkilatlarının halkı “baraj aşılmazsa kıyamet kopar” tehdit senaryolarıyla barajı yıkmaya çalıştıklarını anlatmaya çalışırken…

Tam da henüz dağa kaçırılan ve hiçbir haber alınamayan çocukların annelerinin feryatlarına kulak tıkayan, onları aşağılayan HDP'nin hangi yüzle barajı yıkacağını anlatmaya çalışırken…

Tam da toplumda hiçbir karşılığı yokken hastalıklı cinsel ve eşcinsel saplantıları Kürt sorununun da önüne geçirerek barajı kirleterek aşmaya çalıştıklarını anlatmaya çalışırken…

Tam da ev ev dolaşıp vatandaşın telefon numarasını alarak “sandık başına gelmezseniz sizi haberdar eder gelir araçlarımızla sizi alırız” şeklinde tehdit içerikli yardımsever! hizmetlerinin seçmeni ne denli korkuttuğunu ve seçmenin iradesine bir nevi ipotek koyarak barajı aşmaya çalıştıklarını anlatmaya çalışırken…

Evet, tam da bütün bu saydıklarımı yazmaya niyetlenirken birden TV'de karşıma yazının başında da belirttiğim gibi Figen Yüksekdağ çıktı ve hani eğer Mozambik'ten gelen bir vatandaş olsam, hemen de “oyumu verecek birini buldum” diye sevineceğim türdendi.

Siyaseti bu kadar kirletenler aslında bu ikircikli cesareti onların kirliliğini ak û pak gösteren medyadan alıyorlar. Öyle ya bugünlerde, yukarıda saydığımız kötü fiillerin failleri onlar değillermiş gibi memleketin neredeyse tek kurtarıcısı, demokrasinin havarileri gibi gösteriliyorlar.

6-8 Ekim vahşetinde de gördüğümüz gibi gözünü kırpmadan bajarları(şehirleri) içindekilerle birlikte yakanlar, barajı sahte maskeler ile yıkmaya çalışıyorlar. Halkımızın bu gerçeği iyi gördüğünü ancak kendinden olan, dürüst İslamî ve insanî hassasiyetleri olan, ciddi projeleri olan Hür Aday'ları biraz daha tanımalı ya da biraz daha tanıtmalı ve cesaretlerini artırmalıyız. Ak partinin bu yıkıcı yapının gerçek alternatifi olmadığını, olamadığını tabiri caizse caydırıcı özelliğini bölge için yitirdiğini bölgede yaşayanlar rahatlıkla bilir. Hüda Par'ın desteklediği Hür Adaylar'ın halkın maslahatı ve vasatı adına mecliste olmaları gerektiğini her birimiz her fırsatta herkese anlatmalı ve iknâ etmeliyiz. Aksi halde şehirleri onu yakmaya çalışanlara alternatifsiz bir şekilde bırakmış oluruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar