"Başörtüsü Yasağı Din Özgürlüğü İhlali"

Allah’ın Adıyla

Yıllar yılıdır, başörtüsü öz vatanında gariptir, öz vatanında mahzundur, öz vatanında yasak, öz vatanında mahpustur. İnançlarının gereği başörtüsü takan, tesettüre bürünenler de başörtüsüyle beraber gariptirler, mahzundurlar ve mahpusturlar. Eğitim öğretim dönemindeki ikna odalarına, araya almalara, yalnızlaştırmalara, tahkirlere, kapıdan kovmalara, sürgünlere ve hatta zindanlara rağmen ilköğretimde ve ortaöğretimde başörtüsü serbestiyetinin mücadelesi, dur durak bilmeden eğitim öğretim döneminin sonuna kadar devam etti. Bu uğurda skandal kararlarla Gaziantep’teki başörtülü öğrencilerin velilerinden olan Güllü Çevik bacıya 2 yıl 10 ay, daha sonra da Bursa’da başörtülü öğrencilerin velilerinden Aziz Kayalık ve Mehmet Polat’a toplamda 3 yıl 2 ay 10 gün hapis cezası verilmişti. Eğitim öğretim döneminde olmadığımızdan benzeri hak ihlallerine şahit olmuyoruz; ama kamusal alandaki başörtüsü yasağı devam ediyor. Resmi ideolojinin kamu ve eğitim kurumlarındaki başörtü düşmanlığı, tahammülsüzlüğü yetmiyormuş gibi, kralların kralcıları türedi. Özel sektördeki başörtüsü tahammülsüzlüğüyle bu günlerde kralcılık revaçtadır.  Mü’mine bacıların sırf başörtüsünden dolayı yasakçıların hışmına uğradığını, yasakçılar ve kralcılar tarafından mağdur edildiğini, ötekileştirildiğini, haksız muamelelerle karşı karşıya bırakıldığını; sizler de duyuyorsunuz. Carrefoursa’nın, Kızılay standında gönüllü çalışan bir başörtülüyü kovması; yine Aras Kargo’nun başörtülüye; bizde iş yok ilkesi(zliği), bunu en iyi gösteren son kralcılık örnekleridir.

Bu minvalde tüm bunlar yaşanırken elin gâvuru –ABD- Türkiye’deki özgürlükler ve yasaklarla ilgili gelişmeleri de içeren bir rapor yayınladı. Raporda Türkiye’deki başörtüsü yasağının din özgürlüğü ihlali olduğu belirtiliyor. Yanlış okumadınız, ABD Dışişleri Bakanlığı, 2011 yılı dini özgürlükler raporunun Türkiye ile ilgili kısmında, devlet daireleri ve ilköğretim okullarında başörtüsüne izin verilmemesi, din özgürlüğünün ihlali olarak sunuldu. Kamusal alandaki başörtüsü yasağının yanında, ilköğretimdeki başörtüsü yasağı da din özgürlüğü ihlali çerçevesinde sunulmuş. Hâlbuki kralcılığa, sistemin ve yasaklarının avukatlığına soyunan bazı malum abdestliler bile başörtüleriyle ilköğretime gitmek isteyen kız öğrencilerini ve ailelerini provokatörlük yapmakla suçlamışlardı. Kendilerince çok akıllı, çok demokrat, çok özgürlükçü olanlar kamusal alandaki başörtüsü yasağını dillendirmezlerken ve ilköğretimdeki başörtüsü mücadelesini verenleri de provokatörlükle itham ederken -büyük şeytan- Amerika’dan ilköğretimdeki ve diğer kurumlardaki başörtüsü yasağının din özgürlüğü ihlali olduğunun açıklanması ne kadar da manidardır değil mi?

Demek hak ve özgürlüklere sahip çıkma ve onları savunma konusunda o her şeyde “çok çok” olan bazıları elin gâvuru kadar bile gelemiyor. Doğrusu ABD’den izin çıktıysa onlar da artık bu yasağı gündemlerine alabilirler.

Yine milletin dışişleri bakanlığı ta Amerika kıtasından Türkiye’de ilköğretimlerde bir başörtüsü yasağı zulmünün olduğunu biliyor görebiliyor; fakat ne hikmetse İlköğretimlere dayatılan başörtü yasağından, yaşanan hak ihlallerinden ve mağdurlarından Türkiye Milli Eğitim Bakanlığının haberi yokmuş. Milli Eğitim Bakanının ilköğretimdeki başörtüsü yasağından ve yaşanan hak ihlallerinden haberi olmadığını bol keseden atmıyoruz. Başörtüsü yasağı ile ilgili hak ihlallerinin zirvede olduğu günlerde bu yasaklar ve hak ihlalleri Gaziantep’te bakana sorulduğunda; kendisi, haberinin olmadığını belirtmişti. ABD, başörtüsü yasağını din özgürlüğü ihlali gördüğüne göre hiç kimse bu yasaktan haberimiz yok diyemez hem de birileri ABD kriterleri(!) çerçevesinde bu yasağa bir son verir belki.

Bunun yanında konu ile ilgili Ak parti’nin yeni anayasa taslağına “Kimse ibadete dini uygulama ve törenlere katılmaya, dini inanç ve düşüncelerini açıklamaya zorlanamaz. Ya da bunları yapmaktan men edilemez. Dini inanç, düşünce kanaatlerinden ve inancının gereklerini yerine getirmekten ya da getirmemekten dolayı kınanamaz, suçlanamaz ve farklı bir uygulamaya tâbi tutulamaz” şeklindeki ifadeyle kamusal alana başörtüsü serbestiyetini getirebileceği ifade ediliyor; fakat bu da yeterli değildir.

Çünkü bu sorun çözülecekse kamusal alan, ilköğretim, ortaöğretim değil, insanların inançlarının sembolü konumundaki başörtüsünün önündeki engellerin ve başörtüsüyle ilgili tüm yasakların her yerde kalkması için bir çalışmanın yapılması gerekir. Kılık kıyafet sınırlandırılması gerekiyorsa “kılık kıyafet, toplumun örf adet ve geleneklerine ve toplumun genel ahlakına aykırı olmamalı” kaydıyla sınırlandırılabilir. Bu kayıt da insanların inançları gereği giyinip kuşanabilme hakkını ihlal etmemesi şartıyla konulabilir. Bu açıdan bakıldığında başörtüsü-tesettür, toplumun genel ahlakına aykırı olmamakla birlikte Müslüman kadınların inançlarının gereğidir. Onun için kangrenleşen başörtüsü yasağı, açık ve net olarak her alanda kaldırılmalıdır. Sorunun çözümünü -Başörtüsü serbestiyetini- ertelemekten ve ötelemekten vazgeçilmelidir.  Unutmayalım ki  “erteleyenler helak olmuştur.”

Selametle kalınız.

Önceki ve Sonraki Yazılar