Bi ga kî cot nabe-2

Bu tarihi hakikatler ışığında ABD'nin dışişleri bakanı Tillerson'un Ankara temasları daha bir anlam kazanıyor.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan'la tam 3 saat 15 dakikalık bir görüşme yapan Tillerson, daha sonra Mevlüt Çavuşoğlu ile de görüşerek beraber basının karşısına geçtiler.

Bu her iki görüşmeden çıkan özet şu:

“ABD attığı adımlardan kesinlikle vazgeçmiyor ve kafası oldukça net.

Türkiye'nin ise kafası bir hayli karışık ve ABD'ye karşı nasıl bir strateji izleyeceğine henüz tam olarak karar verebilmiş değil.”

Bu arada ABD Savunma Bakanı James Mattis'in Nurettin Canikli'ye, “Merak etmeyin, biz YPG'yi PKK ile savaştırırız” dediğini de bu arada öğrenmiş olduk.

Güler misin, ağlar mısın?

Türkiye'nin ABD karşısında net bir tavır takınamamasının altında yatan bir diğer husus ise Rusya ve İran'la geliştirdiği ancak çok da bel bağlamadığı anlaşılan ilişkiler bütünüdür.

Zira Rusya, ABD'den farklı olarak PKK'yı terör örgütü saymıyor ve PKK'nın bölge-dışı temsilcilerinin toplantılarını kendi ülkesi sınırları içerisinde yapmasına izin de veriyor.

Ayrıca PYD'nin Moskova'da bir temsilciliği de bulunuyor.

Türkiye-İran ilişkileri ise “Türkiye'nin İran'ı Pers yayılmacılığı, İran'ın ise Türkiye'yi Osmanlı yayılmacılığı” ile suçlaması bariyerini bir türlü aşamamaktadır.

Bütün bu hususlar Türkiye'nin ABD'ye karşı savaşmaya değil, anlaşmaya niyetli olduğuna dair yorumları da beraberinde getirmektedir.

Bize göre ise asıl sorun, ABD'nin kimi partner olarak kabul edip etmediği değil, ‘işgalci' kimliği ile topraklarımızdaki varlığı sorunudur.

Bu gerekçe ile hem PKK-PYD'nin antiemperyalist kimliği ile ABD'nin güdümüne girmesi, hem de bu kadar düşmanlığa rağmen Türkiye'nin hala ABD ile müttefik olarak kalmada istekli davranmasının birbirinden farkı yoktur ve yanlıştır.

Türkiye'nin ABD ile mücadelesinde samimiyet testi “ABD'den yakasını kurtarmak isteyip istememesi” hususudur.

Bu, birinci adımdır.

İkinci adım ise yazımızın ilk bölümünde ifade edilen her iki Kürtçe atasözünün gereğinin yerine getirilmesidir.

Bu cümleden olarak Türkiye;

1-Türkiye tek başına ABD ile mücadele edemeyeceği gerçeğinden hareketle başta kendi komşuları olmak üzere, ABD'nin hedefindeki bütün ülkelerle stratejik ilişkiler geliştirmeli ve bu konuda muhataplarla yaşanabilecek muhtemel bir güven bunalımına izin vermemelidir.

2- ABD'nin kendi aleyhine kullanacağı bütün kartları bilmeli ve bu konudaki hamlelerini boşa çıkartıcı adımlar atmalıdır.

Bu kapsamda olmazsa olmaz olan Kürt meselesini salt bir güvenlik sorunu olarak görmekten vazgeçmeli ve bu meseleyi bir an evvel hak ve adalet temelinde çözmelidir.

3-ABD'nin başını çektiği modernist politikaları son sürat uygulamaktan artık vazgeçmeli ve bu ülkeye dayatılan sosyal-siyasal bütün tasarımları reddederek sözde değil, özde “yerli ve milli” tasarımları acilen uygulama alanına koymalıdır.

4-3. madde ile bağlantılı olarak anayasanın sorun üretme merkezini oluşturan “Laikçilik ve Türkçülük”le yüzleşmelidir.

Bu her iki hususun, inancını bir bütün olarak yaşamak isteyen mütedeyyin insanlar ve farklı kavim mensupları aleyhine bir ötekileştirme hatta şeytanlaştırma aracı haline getirilmesine daha fazla izin vermemelidir.

Selam ve dua ile…

Görüş ve Önerileriniz için... myavuz@dogruhaber.com.tr

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.