Boynuz Kulağı Geçti

Boynuz Kulağı Geçti

Burada `kulak` lağvedilen DGM`ler ise, `boynuz` Özel Yetkili Mahkemeler`(ÖYM)dir. Hukuksuzluğun, adaletsizliğin, vesayet rejiminin simgesi olan DGM`ler kapatılarak yerine tesis edilen ÖYM`ler ise, hukuksuzlukta geldikleri nokta itibariyle DGM`leri hayli g

Hüseyin Sağlam / Analiz - Haber - doğruhaber
 
Hasbelkader DGM’lerin çarkından geçtiğimiz için işleyişine, bakış açısına aşinalığımız olmuştu. Katı kurumlardı. Heyetteki askeri yargıcın çatık kaşları hala gözlerimin önündedir. Ancak tüm olumsuzluklarına rağmen DGM’ler için şunu tereddütsüz söyleyebilirim ki, işleyişlerinin katılığına, verilen kararların hak ve adaletten uzaklığına rağmen alacakları kararları en az yüzde seksen oranında tahmin etmek mümkündü. Dosyaların içeriğine az buçuk vakıf olan bir insan, sanıklar hakkında verilecek muhtemel kararları büyük oranda tahmin eder ve tahmininde büyük oranda isabet ederdi.
 
Ancak yine de katı kurallar esasına göre işleyen müesseseler olduğu için doğal olarak verdikleri kararlar kabullenilmezdi. Nitekim devran değişti ve bu kurumlar lağvedildi. Yerine getirilen ÖYM’lerle ilgili hayli iddialı sözler edildi. Hukuki kriterlerin esas alınacağına vurgu yapıldı. Sivilleşmeye paralel olarak daha insani yorumlar yapıldı. Ancak bu kurumlar, her ne kadar sivil kisveye büründülerse de askerlerden devralınan vesayet düzeninin ikinci adresi/aktörü olmaktan kurtulamadılar. DGM’lerden devralınan katılık prensibine ek olarak kuralsızlık aldı başını yürüdü. Öyle kuralsız bir hal aldılar ki şu an için ÖYM’lere intikal eden bir dava dosyasının muhtemel sonucu için bir tahmin yürütmek bile imkânsız hale gelmiş durumdadır.

Elbette oluşan ‘Özel garabet’, ÖYM’lerle sınırlı kalmadı. Aynı hastalıklı gen, Yargıtay’a da sıçradı. Hatta Yargıtay, şu an ki pozisyonuyla ÖYM’leri bile geride bırakan bir kafa yapısına bürünmüş durumdadır.

Yine iki kurumun kıyaslanması için şu genel örnek belki daha aydınlatıcı olur. Mesela Hizbullah dosyalarından yargılananlar hakkında verilen kararlarda eski DGM düzeninde epeyce dosya, esastan olmasa bile en azından usul yönünden Yargıtay’dan dönerdi. Kaldı ki DGM/Yargıtay işbirliği döneminde silahlı eylemler söz konusuydu ve bazı sanıkların dosyaları “Faili meçhullerin aydınlanması” adına şişirildikçe de şişiriliyordu.
Oysa ÖYM/Yargıtay işbirliğinin sivilleşme dönemine denk gelen dava dosyalarında verilen hukuksuz kararların hiç birisi ne esas ne de usul yönünden Yargıtay’dan dönmediği gibi, verilen kararlar adeta Yargıtay’ın kapısında onaylanarak hukuk cinayetlerinin örneklikleri sergilendi.
Oysa ÖYM/Yargıtay işbirliği döneminde silahlı eylemler söz konusu olmadığı gibi, sanık dosyalarının büyük çoğunluğu STK çalışmalarının zoraki yorumlarla örgütsel suçlar kapsamına alınmasından ibaretti.

DGM’ler, baskı dönemlerinin ürünüydü, oysa ÖYM’ler baskıya karşı hukuki normlar sloganıyla ihdas edilmişti. Ama gel gör ki ÖYM’ler, uygulamalarıyla sadece vesayeti devralan kuruluşlar noktasında kaldı. Hatta gerçekleşen sızmalarla malum bir grubun tüm kesimlere vesayet dayatmasının aracına dönüştürüldü. Bu konuda tüm yakınmalara rağmen kimse oralı olmadı, ta ki MİT Müsteşarı üzerinden Başbakan’a da kanca takmaya yeltenene kadar.
 
Ve bugün, vesayete özenen belli bir kliğin kanlı sopasına dönüşen ÖYM’lerin yetkilerinin sınırlandırılması, hatta lağvedilmesine dönük kanuni düzenlemeler yapılma yoluna gidiliyor. Açıkçası yapılacak değişikliklerin ne oranda etkili olabileceği noktasında iyimser olmamızı gerektirecek bir durumu şimdilik göremiyorum. Mustazaf-Der’in kapatılması ve başörtülü öğrenci velilerine hapis cezalarının verilmesinin Asliye Hukuk mahkemelerinin eliyle gerçekleştiği bir konjonktürde değişikliğe uğrayacak ÖYM’lerin hukuk adına umut verecek bir durumunun olacağına inanasım gelmiyor.
Ama yine de bu haliyle “Paralel devlet” kurmaya özenen belli bir grubun elinde terbiye sopasına dönüşen bu kurumun ıslah edilmesi gereği ortadadır.

Hükümet cenahı, hukukilik yaklaşımıyla değişikliği savunurken ÖYM’ler üzerinden toplumu baskılama stratejisi güden “Camianın” sert direnişi, hükümetin ÖYM yaklaşımının aslında yaşanan iktidar mücadelesinin bir sonucu gibi görünüyor. “Camia”, Ergenekon, Balyoz, KCK paranoyası pompalayarak, ÖYM’lerdeki ayrıcalıklı konumunu halka mal etme stratejisi güdüyor.

“Camia”nın ÖYM’leri şimdiki haliyle koruma telaşını birçok yorumcu, bu kurumlarda kazandığı “kazanımlarını” koruma refleksi olarak yorumlasa da aslında gösterdikleri aşırı direnç, bunun ötesinde bir anlama tekabül ediyor. Kaldı ki üçüncü ve dördüncü değişiklik paketlerinin içeriğine bakıldığında kağıt üzerinde de olsa köklü ve de olumlu değişiklikler içerdiği görülüyor. Bu değişiklikler de sadece ÖYM’lerle sınırlı kalmıyor. Oysa “Caminın” aşırı refleksi, iki noktada odaklanıyor. Bir tanesi ÖYM’lerin statüsünü koruma iken, öbürü yasa dışı dinleme/izlemelerin haber yapılmasına getirilen sert cezalar oluşturuyor.
 
Haydi “kazanımları” adına ÖYM’leri kollama reflekslerini anladık da, çoğu zaman rakiplerinin yatak odalarına kadar dadanmayı neden savunmak durumunda kaldıkları hususu, kocaman soru işaretlerini barındırıyor. Kendilerine “Erdemliler hareketi” diyen bir kesimin hem yasadışı hem de ahlak dışı dinleme/izleme kayıtlarına meftun kılan temel saik ne olabilir ki? Bunların servis edilmesine getirilen kısıtlamayı “sansür” diye takdim etmelerinin anlamı nedir? Hani bu tür sızdırmalarla bir ilgileri yoktu?!
Acaba bugüne kadar Ergenekon vs ile ilgili kesimlerin kayıt stoklarını tutan, servis eden “Camianın özel ayağı”, sadece işi Ergenekoncularla sınırlı tutmamış mıdır?. Olası tüm rakiplerinin kayıt stoklarını tutarken, iktidar partisinin kimi unsurları da bu stoklara dahil edilmiş midir?
Burada da iki önemli ihtimal ortaya çıkıyor. Birincisi, rakiplerini pespaye yöntemlerle nakavt etme stratejisi, yeni düzenlemeyle suç kapsamına alınıyor ve bu da mücadelede kirli yöntemlere alışmış elleri zayıflatıyor. İkincisi, hükümet bu alanda yapacağı düzenlemeyle giderek şiddetini artıracağı anlaşılan iktidar içi çarpışmada kendini koruma altına alma ihtiyacı hissediyor.

Ve bir ihtimal daha… Yargı paketi değişiklikleri geniş bir kapsama sahiptir. Bu ani ve kapsamlı değişiklik, bir yönüyle Ergenekon operasyonları öncesi girişilen kapsamlı değişiklikleri çağrıştırıyor. Ergenekon operasyonları öncesinde ÖYM’ler ihdas edildi, tanık koruma programları kanunlaştırıldı, imzasız mektuplar delil kapsamına alındı vs. Tüm değişikliklerin hikmeti, ancak Ergenekon operasyonları sürecinde anlaşılabildi.

Şimdi gündeme alınan değişikliklerin kapsamı göz önüne alındığında, bu değişikliklere de iktidardan pay isteyen “Camianın” çok aşırı refkleksi eklendiğinde şu soru akıllara gelmez mi dersiniz?

Acaba “camia”, elinin zayıfladığını görmesinin yanı sıra kendilerine veya en azından kendi “Derin ayağına” olası bir operasyonun kokularını mı almaya başlamıştır?

Yapılabilecek her türlü değişiklik elbette eleştirilebilir. “Camianın” da eleştirme hakkı vardır. Ancak “Camianın” tutumu salt eleştirinin çokça ötesine düşüyor. Eğer meselenin kaynağında bu korku yani olası operasyon korkusu yok ise, ÖYM’lerin hareket alanının daraltılması ya da müstehcen kasetlerinin servis edilmesine dönük bunca agresif tutumun nedeni başka ne ile izah edilebilir?
 
Doğruhaber Gazetesi
 

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.