Brüksel-İstanbul “fay” hattı

Her hafta bombalardan söz etmek istemezdik ama netice bunu doğuruyor. Geçen hafta Ankara bombası, bu hafta İstanbul ve en son Brüksel'de 34 kişinin ölümüne sebebiyet veren bombalar… İşin dikkat çeken boyutu ise eylemlerin benzerliğidir. Türkiye'nin eylemlerine ses çıkarmayan AB'nin kalbinde patlayan bombaya şaşırmışlar. Bir yandan bunun şaşkınlığını yaşarken bir yandan da güvenlik tedbirlerini en üst seviyeye çıkarmış bulunuyorlar. Metroların durdurulması, uçuşların yasaklanması, kalabalık ortamların oluşmaması için uyarılar… Türkiye'den çok daha fazla güvenlik tedbirlerinden söz edilebilir. Özellikle üçüncü saldırganın kaçması ve bombalı yeleğini arkada bırakması, halkı fazlasıyla endişelendirmiş. Hatırlanacağı üzere Fransa'da gerçekleşen olaydan bugüne kadar “olağanüstü hal” hala devam etmektedir. Brüksel'deki ne kadar sürecek onu da göreceğiz…

Ancak burada dikkat edilmesi gereken Avrupa'nın dilidir. Müslümanlara karşı kullandıkları dil çok önemlidir. Bu olaylar sonrasında takınmış oldukları dil ve tavır dikkat çekicidir. Her zaman olduğu gibi bu tür olayları “bütün Müslümanlara mal ederek” tavır takınmışlar. İlk günden itibaren Müslüman mahallelere operasyonlar düzenlenmiş ve birçok gözaltı söz konusudur. Özellikle Türkiye ve Arap ülkeleri vatandaşlarının yoğun olarak yaşadıkları mevkilere yönelmiş bulunmaktalar. IŞİD'ın çıkışıyla “kullandıkları algıyı” her tarafa yaymaya çalıştılar. “İslamofobi” hastalığını Avrupalılar arasında yaymaya çalıştılar. Anlaşılan bu olayı da bu yönde kullanacaklar.

Birkaç gün önce Brüksel'in merkezinde PKK çadırını açtıranların “terör” anlayışını sorgulamak gerekir. “Bana faydası dokunan terörist bin yıl yaşasın” mantığını sürdüren Avrupa'nın düşüncesi değişir mi bilemem. Ama bu son saldırıyla bunu sonuna kadar his ettiklerini söyleyebilirim. Türkiye içerisinde de bu düşünceye sahip “yerlilerin” olduğunu da söyleyebiliriz.  IŞİD tarafından İstanbul'da patlatılan bombayı sonuna kadar eleştiren bazı kesimler; PKK tarafından Ankara'da patlatılan ve çok daha fazla can kaybı olmasına rağmen “ağız bükerek” yorumladılar. Brükseldeki zihniyetin fotokopisi Türkiye'de yaşanmaktadır. İstanbul olayı üzerinden bütün Türkiye cemaatlerini zan altında bırakmak isteyen zihniyet, fırsat kollamaktadır. Aynı kesim, PKK'nın gerçekleştirdiği Ankara saldırısında farklı yorumlarla meseleyi sulandırma peşindeydi. “Yerel İslam düşmanları” Avrupalıların verdiği düşünce tarzıyla hareket etmeye devam etmektedir.

Sonuç olarak; bu güne kadar başta Ortadoğu olmak üzere İslam âleminde fitne tohumları ekenler ve bu ateşin kendilerine ulaşmayacağını düşünenler yanıldılar. Avrupa ne yapacağını şaşırmış durumda. “Ne ekersen onu biçersin” gerçeğindeki sonucu yaşıyorlar. Özellikle Suriye kaynaklı yaşanan birçok terör hadisesini kendi hanesinde görmeye başladılar.  Bugüne kadar göçmen meselesine duyarsız kalan ve Türkiye'nin “güvenli bölge” gibi taleplerine burun bükenler bu sonuca sebebiyet vermiştir. Suriye politikasıyla “terör” ve “göçmen” üreten Avrupa'nın kendisini yeniden gözden geçirmesine vesile olabilir mi? Ortadoğu'daki politikalarını yeniden gözden geçirmeye sebebiyet verir mi? Sözün özü; Ankara, İstanbul ve Brüksel'deki patlamalar, Avrupa için aynı şeyi ifade etmiyorsa kendileri de rahat etmeyecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.