Esra GÜLŞAHİN

Esra GÜLŞAHİN

Bu nasıl bir bağlantı?

Başörtülü milletvekillerinin meclise girmeleriyle birlikte ortalıkta dolaşan söylemler rotasından kayıp iticiliğini hissettiriyor. Tüm bunlar özgürlüğü kendilerinden olmayan kişilerde gördükleri ve yine kendilerinden olmayanların haklarını yaşadıklarını izleyip bunu hazmedemedikleri içindir.

Değinmek istediğim konuysa bir tartışma programında eski bir milletvekilinin sarf ettiği sözlerdir. Bu sözler gündeme otururken bir yandan da trajikomik bir halin yansıması herkesçe doğaldır. Zira birçok kimse sözleriyle nasıl bir bağlantı kurduğunu ve nereden neyi birleştirdiğini düşünüp yüzünde bir gülünç ifadesi belirmiştir.

Yani başörtü, (çok afedersiniz) tecavüz ve çocuğu aynı denklemde tutup küçük çocuklara başörtü takıldıkça kendilerine kadınlık duygusu verilip tecavüz oranlarının arttığını söylüyordu. Nasıl bir anlayış ki günümüze kadar dediğinin hiçbir tutar yanı olmadığını ve hiçbir ispatının yapılamayacağı ve yaşanmışlığı olmayan bir sözü getirip söyleyebiliyor.

Bir kere sorulmaz mı bırakın çocukları tacize uğrayan kadınların kaçı kapalı? Hiç kapalı kadınlardan yana böyle bir haber alındığı görüldü mü ki, kalkıpta olay başörtülü bir çocuğa nispet ediliyor… Gülünç, değil mi?

Yine sormak lazım küçük çocuklara yapılan makyaj, tırnaklara sürülen ojeler, ahlaklarına on yaş büyük elbiseler apaçık giydirmeler çok masum gösterilmiyor mu? Peki ya küçük yaşlarda erkek çocuklarla el ele göz göze dans etmeler… Eğer başörtülü çocukta bu kadınlık olgusu aranıyorsa makyajlar da buna dâhil edilmelidir…

Başörtüsüyle meclise girmiş bir bayandan, bir çocuğa kadar tüm hayata hâkimiyetlerini kurmak istiyorlar. Tek sorunsa başörtüsü… Gidip gelip, dönüp dolaşıp durdukları tek nokta; başörtüsü… Sonrasında da bilim insanı olduğunu vurguluyor. Bilimselliğin de kanıta dayanması gerekir. Fakat sözlerini dayatabileceği tek örnek, tek delil ve tek kanıt yok…

Ama kendi sözlerini ‘açıklığa’ dayandırıp önüne binlerce delil sunabiliriz. Sadece başörtüyü çıkaralım o cümleden ve tecavüz oranlarının daha çok nerelerde yükseldiğini müşahede edelim. Bugün Amerika’da, Avrupa’da oranlar yükseldikçe bu olayların en çok kimlere yapıldığını kelama dökmeye gerek yok, anlamışsınızdır artık değerli okuyucular…

Bu arada manevi bir tacizden bahsedilecekse de bu konuda ‘başörtüye düşman olanlar’ cümlemizin öznesi olur. Çünkü senelerce hak ve özgürlükler gasp ediliyor. Ve zaten olması gereken ve Allah’ın kullara vermiş olduğu bir hakka müdahale ediliyor senelerce… Buna rağmen meclise başörtülü girmek gibi olması gereken bir hak tanındığında yaygaralar kopuyor, fütursuz söylemler dile geliyor.

İnsan kaybettiklerinin ya da hazmedemediklerinin hıncını ya susarak ya dile dökerek karşılar. Sanırım bu kaybediş dile dökülüyor bu başörtüsü olayında... Tamam dökülsün de, dilin oto kontrolünden geçip ahlak çizgisine de uğrasa kelimelere daha çok hâkim olunabilir belki…

Bize düşense yolumuza bakmak, upuzun ve (u)mutlu geleceğe…

Nasıl olsa başörtüsü her şeyiyle suçlu. Başörtünün atacağı her adım suçluluğunu(!) bir kez daha gösterir dillerde...

Hâlbuki sen ne de masumsun başörtüm… Sen çok özgürsün başörtüm… Sana daha çok bağlandıkça özgürlüğü derinden yaşıyoruz. Ve bu özgürlüğümüzü biz İslam’a borçluyuz!  Hamdolsun…
Önceki ve Sonraki Yazılar