BUGÜN MİLLET Günü!

 “MİLLET günü” dediysem Cumhuriyet Bayramı'nı falan düşünmeyesiniz!

Yazının BUGÜN'e yani 29 Ekim'e denk gelmesi, tamamen bir tesadüf.

Buna tevafuk da denebilir.

Bu bol güneşli günde, güneş dediysem gökyüzüne bakmayın, “Basına Özgürlük” diye Cevşen okuyan ananas beyinlerin Nedim ŞENER ve Ahmet ŞIK, yayımlanmayan kitaplarından dolayı ceza aldıklarında, dünya basın tarihine kara bir leke, vicdanlara derin bir yara bırakan olayda DUMANLI kafanın “suçlamaların gazetecilikle ilgisi yok” dediğini hatırlatmayacağım.

Suçlamaların GÜLEN'le ilgili bilgileri ifşa etmek olduğunu yazmaya gerek duymuyorum.

Çevik BİR'e yalvarmalar, Kenan EVREN'i Cennet'e göndermeler, Ecevit'e şefaat…

Bunların da hiçbirine değinmeyeceğim.

Kurulan kumpaslar ve malum kasetleri hatırlatarak bu güzel gününüzü zehir etmeye niyetim yok.

Ancak “Kimse Yok mu”ya akıtılan muslukların kesilmesinden sonra İHH'yı toplumda itibarsızlaştırmak için El Kaide operasyonunu İHH'ya bağladığınız haber unutturulmamalı.

israil menşeli haberi üç saat sonra kaldıran BUGÜN gazetesinin ve zihniyetinin alçaklığını “unutursam yüreğim kurusun” demiştim.

Algı operasyonu maksadıyla yalan haberi servis eden siyon tetikçisinin önünde ucuz cennet yolcuları Cevşen şovlarına devam ededursun, benim için BUGÜN en mutlu gün.

Ya adalet ve hukuk mu demiştiniz?

Kumpaslar ve sahte delillerle hâkim ve savcılarınızın Adalet Hanım'ın ırzına geçtiğini herkes biliyor.

Öyleyse BUGÜN MİLLET günü, yani bir illetten daha kurtulma günü.

NEDEN HDP DEĞİL?

Evvela kurulduğu zaman bütün Kürt bileşenlerinin aksiyoner elemanlarını infaz edip onların tabanlarını emrine amade ederek Kürtlere ihanet ettiği için.

Dört yüzden fazla köyde her olayda ondan fazla vatandaşı katlettiği için.

Kürtlerin örf, adet, gelenek ve göreneklerini yok edip onları geçmişle bağları olmayan bir topluma dönüştürdüğü için.

Eşcinselleri aday göstererek toplumun ifsadına yol açıp bu ahlaksızlığı olağanlaştırmaya çalıştığı için.

Billboardlarda “Namus toplumsal kâbustur.” “Biz kimsenin emaneti değiliz.” “Ayaklarımızın altındaki Cenneti istemiyoruz.” gibi ifadelerle toplumun kutsalına açıkça savaş açtığı için.

Silopi, Mazıdağı, Cizre gibi yerlerde çarşaflı kadınları zincire vurdukları tiyatralı meydanda canlandırarak, İslâm'ın şiarlarıyla dalga geçtikleri için.

Elin gâvurunun Danimarka'da yayımlamaktan korktuğu Peygamberimize hakaret karikatürünü Diyarbakır'da billboardlarda asıp Batı'ya taşeronluk yaptığı için.

Güçlü olduğu yerlerde halkı haraca bağlayıp etkili olduğu sokaklarda vatandaşa kan kusturduğu için.

Kendisinin dışındaki hiçbir sivil toplum kuruluşlarına hayat hakkı tanımadığı için.

Kepenk kapatmalarla bölge ticaretinin hayat damarlarını kurutup vatandaşı alışveriş merkezlerine yönlendirdiği için.

Türkiye'deki bütün marjinal sol örgütlerle aynı çatıda buluştuğu için.

6-8 Ekim olaylarında bölgeyi savaş alanına çevirip elli insanın ölümüne yol açtığı için.

Kurban eti dağıtan Yasin ve arkadaşlarını insanlık tarihinde eşi görülmemiş işkence yöntemleriyle katlederek vahşi yüzü ifşa olduğu için.

Oy toplamak için tabanlarının arasında patlatılan bombalarla ilgili IŞİD'le iş çevirdiğine kanaat getirildiği için.

Çocukları uyuşturucuya alıştırıp bağımlı hale getirerek, eylemlerde ve bilumum kirli işlerinde kullandığı için.

Yine 6-8 Ekim olaylarında zarar gören Atatürk büstünden dolayı Kemalistlerden özür dilediği için.

Seçimden önce “PKK'ya silah bıraktırırım” deyip seçimden sonra “PKK beni dinlemez ki” diyerek toplumun aklıyla alay ettikleri için.

PKK'yla ilişkim yok yalanını gözümüzün içine baka baka, yüzü kızarmadan ifade ettiği için.

….

Peki, HDP' ye oy vermem için siz bir neden söyleyin?

Öyle başınızı önünüze eğerek değil.

Bir utanmaz,” Kürt olduğun için!” diye fısıldadı.

“Kürtler HDP'ye Türkler MHP'ye; diğer otuza yakın partiye ne hacet!” dedim.

Ses çıkarmadığı gibi yüzü de kızarmadı.

Çok komiksiniz, vesselam.

HDP'nin KEMALİSTLERLE MUHABBETİ

Ertuğurul KÜRKÇÜ Türkiye'de bütün sol kesimlerin yakından tanıdığı ancak herkesin isminin yanına bir soru işareti kondurduğu bir isim.

Sevgilisiyle olan ilişkisini HDP'nin diğer vekillerinden bazılarının özel hayatının yanında bir yaşlının masum(!) davranışı olarak görürüm.

Ancak herkesin kafasında bu KÜRKÇÜ'nün neden aday gösterildiği ile ilgili soru işaretleri var.

Ben önceleri ÖCALAN'la ortak kaderi paylaştığı için diye düşünüyordum. Hani ÖCALAN'ın da isminin yanında şaibeli durumları gösteren soru işaretleri var ya.

Ancak KÜRKÇÜ'nin bir başka özelliği var:

KÜRKÇÜ'nün babası Atataürk tarafından Diyarbakır'a milletvekili olarak atanmış.

Dikkat edin; seçilmemiş, atanmış.

Baba Kemalist.

Peki, ya oğul KÜRKÇÜ?

O da Kemalizmin Kürt versiyonu tarafından atandı.

Dedelerimizin başına atanan Kemalist KÜRKÇÜ'nün torunu, Kemalist Kürtçüler tarafından atandı bu sefer.

Alnı secdeye giden Hacı Amca'ya KÜRKÇÜ'yü dayatmak, atanmışlıktan başka bir şey değildir.

Oyunu kullanmasına izin verilmeyen birilerine bu ihanet şaibelisini dayatmak atanmışlıktan başka bir şey değildir.

Sahi Kürtler, bu KÜRKÇÜ'lerle niçin imtihan ediliyor.

Yoksa Kemalizmin dönüştürme projesinin taşeron firmasının sağlam bir elemanı mıdır?

TERS KÖŞE

Biraz Erdemli Olsanız!

HDP ve PKK'yi savunanların ortak bir karakteri var.

Siz zihniyet de diyebilirsiniz.

Biliyorum karakter sözcüğünü kullanmamdan rahatsız oldunuz.

Bunların ortak noktaları el âleme gaz verip kendi çocuklarını terör belasından uzak tutmak.

Çünkü onlara göre başkasının çocuğu Kürdistan için kanını dökmeli, canını vermeli; ancak bu kan kendi ailelerinden uzak olmalı.

Kan tutmuyor, kanda yüzmeye alışıklar; fakat kendi çocuklarının kanları nedense onları çok etkiliyor.

On üç yaşındaki kızların Duran KALKAN'ın yanı başında olmasından rahatsız olmazlar, ancak kendi çocuklarının Duran KALKAN'la karşılaşmalarından acaaiip rahatsızlar.

Ve işte onlardan biri; Hasan BİLDİRCİ.                  

Oğlu dağa çıkınca veryansın ediyor eski tüfek PKK'lı.

Akıl veriyor örgüte, racona ters diyor.

Aşağıdaki satırlarda bold kısımlar Hasan BİLDİRİCİ'nin PKK'ya gönderdiği mektuptan, parantez içindekiler de benim mırıltılarım.

İsteyenler sadece bold kısımları okuyup mektubun orijinaline de ulaşabilirler.

19 yaşındaki Oğlum Erdem Bildirici, 18 Ekim Pazar günü sabaha doğru, gerilimli ve sapsarı bir yüzle PKK'ye katılacağını söyleyerek çekip gitti. (Niye gerilimli ve sapsarı, bir ülkeyi inşa edecek zihniyetle büyümemiş miydi Erdemcağız) Ancak beş dakika görebildiğim oğlum, buna mecbur olduğunu söyledi. Ondan önceki üç gün boyunca Erdem okulunu bıraktı, bana Venedik'e gittiğini söyledi. Annesine Budapeşte'ye gittiğini söylemişti.(Yalan söylemeyen PKK'li var mı ki; oğlun doğru konuşsun veya PKK'li takılıp bu satırları karalaman bir paradoks değil mi) Sonradan öğrendik ki, bu birkaç gün içinde kendisine yoğun bir ikna baskısı uygulanmış, bilmediğimiz, tanımadığımız, kimliklerine ait bilgi sahibi olmadığımız kişi veya kişiler tarafından kuşatılmış.(Baskıyla dağa giden mi var, Kur'an ekmek çarpsın yalan. Olur mu öyle şeyler?)

Erdem götürülmeden önce bir hafta içinde başka kararlar da verdi. Kendisine bir oda tuttu, bir şirketle yeni iş sözleşmesi yaptı, sık sık kararlar değiştiriyordu. On beş gün kadar önce Küba'ya Fidel Casto ile röportaj yapmaya gideceğimizi söylüyordu. Küba elçiliğiyle ile ilişkiye geçmişti.(Bu kutsal ilişkinin mekânı neden Kandil olmasın? Endişelenme, röportaja gitmiştiiir, takma kafana.)

Dünyanın en modern ülkesi İsviçre‘de, mesleğini tamamlamaya çalışan üç dilli bir çocuğu bulunduğu yerden anne ve basından, çevresinden, mücadele arkadaşlarından ve mesleğinden illegal ve habersiz böyle acil koparıp götürmek neyin ihtiyacıydı?(Modern ülkelerden veya şehirlerden dağa çocuk götürülmemeliydi, doğru. Varoşlardan veya ne bileyim toz toprak içinde çalışanlar dağa götürülmeliydi ki, modern şehir çocuklarına iş kalmasın. Hem hangi siteden PKK'lı cenazesi kaldırıldı şimdiye kadar. Üstelik üç dil bilen çocuk'... Mesela Abdullah ÖCALAN bile sadece Türkçe biliyor. Tek dilliler ölsün, üç dilliler de üç ayrı dilden edebiyatını yapsın. BİJÎ PKK/YAŞASIN PKK/ HURRAY PKK!)

Oğlum Erdem Bildirici, 18 Ekim Pazar gününden beri kayıptır. Nerede olduğuna ve nerede tutulduğuna dair en ufak bir bilgimiz yoktur. On gün içinde oğlumuzun akıbetini öğrenmek için PKK Avrupa örgütüne yaptığımız resmi iki başvuru cevapsız bırakıldığı ve geçiştirildiği için bu açıklamayı yapmak zorunda kaldım.(Bak Hasancığım on beş bin PKK'lı, örgüt arkadaşları tarafından infaz edildi, bunlara PKK taziye çadırı da kurdurdu. Sen şanslısın, en üst düzeyde PKK'dan hesap soruyorsun, ya Anadolu'da çocuğunun elbisesine sarılan Kürt kadını ne yapsın. Ha onun çocuğu tek dil biliyor. O ölsün. Hatta bir kekeme komşumuzu görünce Apo'nun Fedaileri grubuna katıl, senin yarım dilin var dedim. Bana bön bön baktı. Telefonunu verdim anlatırsın ona Hasso!)

Anne ve babalık görevi çocukları 18 yaşına geldiğinde bitmez. Amerika'da reşit olma yaşı 21'dir. Çocuğumuzun nerede olduğunu ve nasıl ilişkiler içinde tutulduğunu bilmek hakkımızdır. Onun değişken 19 yaş iradesinin başkaları tarafından, istendiği gibi kullanılmasına itiraz etmememiz, can güvenliğini ve geleceğini gözetmememiz bir anne ve baba suçu olur.(Yani suçlanmamak için bunca yırtınman. Bizim Doğu'da, Cizre'de, PKK'nın güçlü olduğu yerlerde, gelini bile YDG-H'li gençler kaçırır. Kimse bir şey diyemez. On üç, on dört yaşındaki bir sürü kızımız Duran KALKAN'ın emrine amade.)

Çocuğumuzun götürülüş biçimi insan haklarına ve demokratik Kürt mücadelesinin esaslarına terstir. Açık olmayan şaibeli bir götürülüş biçimidir. Paris ve diğer alanlarda yaşanan trajik olaylar akla geldiğinde çocuğumuzun hayatından ve güvenliğinden endişe duymaktayız. Oğlumuz nerede ve kimlerin yanında tutuluyor? Bundan emin olmamız gerekiyor.(işte buna üzüldüm. Çok ayıp etmişler. Sahi çocuğunu şaibeli mi götürmüşler. Bizde davul zurnayla anne babası tarafından Kandil'e kadar götürülür çocuklar. Lice'de pikniğe götürülüp oradan zorla militanlara götürülen yirmi dört genç… İşte onlar bile pikniğe gönüllü gitmişlerdi.)

Anne baba olarak çocuğumuzun hayatından endişe duyuyoruz. Kandil'deki KCK yönetiminden ve HDP'den çocuğumuzun izole edildiği yerden serbest bırakılmasını, anne ve babasıyla bağlantı kurmasının sağlanmasını istiyoruz.(bir telsiz verseler size, çocuğunuza da bir telsiz. Hiii! Telsiz İsviçre-Kandil arası çekmez ki! Sen de çocuğunun yanına git birader, yıllardır elin çocuğunu gönderip durdun.)

Açık, demokratik, saydam bir ilişki ve mücadele biçimi içinde oğlumuzun iradesine ve kararlarına saygılıyız. Onun mücadelesiyle onur duymaya da hazırız. Kaldı ki onu yetiştiren biziz.(Hah, işte buna sevindim. Ektiğini biçmektesin. Şimdi hasat zamanı, karıştırma sapla samanı)

PKK yönetiminden, oğlumuz Erdem'in gizli tutulan akıbetiyle ilgili bir açıklama bekliyoruz.(Açıklama pek yakında. Taziye çadırının nerede kurulmasını arzulardınız? İç infaz dış infaz, oraya takılma. Çadır için adres ver.)

Saygılarımla,

Hasan Bildirici

Benden de saygılar, roj baş, iyi günler, have a nice day!

Önceki ve Sonraki Yazılar