Menderes YILDIRIM

Menderes YILDIRIM

Çözüm Sürecinin Zencileri Bu Kez Adana'dan

Peygamber Sevdalıları, Hz Peygamber adına meydanları doldurup coştururken; Server-i Kâinat ve O”nun âşıklarından bahsetmek, âşık ve maşuktan konuşmak lazım.

O coşkuyu, her yaş grubundan kendinden geçenleri, özellikle de genç yüreklerden konuşmak, o meydanları, bayrakları, o tekbirleri; kardeşliğe, birliğe çağıran o haykırışları görmek; Allah'ı razı, Resulünü şâd etmektir. Bu sevda ile gururlanmamak; kardeşliğe “sağır, kör ve dilsiz” olmaktır.

Gururlandık, ancak sevdamıza; zencileştirilenlerin çiğnenen hukuku karıştı, yine sevincimizin hemen yanına hüzün düştü. Adana'da tarih tekerrür etti; hukuk yine şaşırtmadı, vicdanları yaraladı. Hak-hukuk ve insanlık onuru adına şaşırıyor; endişeleniyor,  anlam veremiyorum.

Kime;  kimler, nerede, ne zaman, ne için ceza veriyor Allah aşkına?

“Kürdistan'ın CHP'si rolüyle faşizme, ulusalcılığa, nifaka soyunanlarla yaka paça olanlar,” ağır ceza mahkemelerinde yargılandı; yetimlere ceza yağdı, hem de eski Türkiye'nin usul ve esaslarıyla.

Suça bakın; “elif-ba, yetime yardım..” faaliyetlerinden 30 kişiye 150 yıl hapis! İlgililer; “hesap günü olan yewme la yenfe'u” gelmeden sorumluluklarının gereğini yapmalıdırlar; yazıktır, günahtır.

Keyfi davranan yargıçların anında açığa alınabildiği bir ortamda; “paralel, yatay, dikeyleri suçlamak” artık duygulandırmıyor. Anladım, “Yetimin başına vurmuşlar, -neden- AH  SIRTIM(!) dediğini.”

Zülfü yâre dokunacağız.

Adana'da mahkûm edilen zihniyet;  yaşadığı zorlu bölgede, gücü nispetinde daima “can, mal, namus emniyetinin teminatı” oldu.

Peygamber Âşıkları mazide; seçilmek için namzet olmadı, siyaset düşünmedi; ne de olsa kardeşleri siyasette idi ve zaten “Müslümanlar da kardeşti!”  Karşılığı mı?

El cevap: En ağır ceza olan; “görülmeme, duyulmama, konuşulmama” klasik deyimle “red ve inkâr”  Yalan mı?

Soruyorum; red ve inkâra muhatap olan her hak sahibi, hukuku adına “var olabilme” mücadelesine girişmez mi? “HÜDA PAR da nerden çıktı” diyenler duysun! İşte KAYNAĞI:

“17 bin fail-i meçhul dosyaya, yakılan-boşaltılan binlerce köy, asitli kuyular; “bir” isim okunduktan sonra adları okunmayan onlarcasına “..diğerleri” diyerek, tek cümle ile “sair” ve “haiz üyelikten” 10-20 yıllık cezalar; yargısız infaz yapılanlar; TEM, JİTEM ve DGM dişlilerinden geçirilenler; halkı toplayıp “Allah bile sizi kurtaramaz(!?) diyen fosiller..” ve niceleri.

Ba'dehu; “güzelim dağlardaki malum veya meçhul kimlikli şaibeli silahlılara; imamı minarelere çıkartıp şarkı söyletenlere; dindara “sofik” diyenlere; kafayı demlediğinde, Kitaba, imana küfredenlere; zincire vurulmuş çarşaflı kadın teşhir edenlere; yırtılan-yakılan Kur'an sahifelerine; Kemalistlerin yayamadığı dinsizliği şehir, köy ve mezralara yayanlara, -yavrumu isterim- diyen annelere..” bakıp düşünsün gamsızlar!

“Büyük Türkiye” ve “Bin yıllık desende bir ve beraber olmak” gerekir ama lafla olmuyor işte!

Beyaz adam; KIZILDERİLİ'yi yok ederek keşfettiği memlekete hâkim oldu, olmadı; ZENCİ türetti, olmadı; zencileri sokak ortasında infaz etti, yine olmadı; -adalet adına- bir iki polisi AÇIK cezalandırarak GİZLİden beraat ettirdi, tamamen olmadı; olamazdı da! Adalet mülkün temelidir ve herkese lazımdır.

Eleştirirken; iktidar ve muktedirler olsa dahi, “belden aşağı vurulmaması gerekir” biliriz ancak zat-ı alileri de “yargıdaki keyfiliği, terörizmi, ihale ile verilen kararları..” görmekle mükelleftirler. Hukuk, Doğu'da kelle alıyor, ÂH alıyor, yuva yıkıyor.

Her şeyi hayra yormaya çalışıyoruz ancak her defasında;  “pusudaki kirli mazi sevdalıları” sosyal ve siyasi alanlara “sille indiriyor” hercümerç ediyor. Adana bunun son örneği.

Mahkûm edilenler;  “dindarlar, dünün resmi ve gayri resmi ihanet çetelerini görüp karşılarında dik duranlardan” başkası değil. Dünün “komplo, kumpas; şantaj, montajcı güruhu” hala pes etmemiş, küçücük fırsatlarda keskin nişancı kıvraklığıyla davranıyor. Weyl olsun; ahiretteki hesabı düşünmüyorlar bile!

Adana'daki mahkûmiyet, vicdanları yaralamıştır, hak tecelli etmemiştir, hem Vallahi hem Billahi! İnanç, vicdan, insanlık, Türk-Kürt kardeşliği mahkûm edilmiştir.

Mahkûmiyet; Elâzığ, Adıyaman, Batman; Diyarbakır'da verilenlere tamamen benzediğinden ihalecilerin hala diri ve işbaşında olduğunu da kanıtlıyor.

İlgili, etkili ve yetkili mercilerin; -vebalden kurtulmaları için- özellikle belli bir kesime karşı dün ve bu gün yapılagelen; daha da kötüsü, yarınlarda da devam edecek hissi uyandıran bu “hukuk faciasına” dur demeleri lazımdır. Tutuklananların; eş, çocuk ve müştereklerinin ÂH'ı helaket getirecektir. “Sakın, Allah'ı, zalimlerin yaptıklarından gafil sanma!”

Bilirim; mazlum ve mustaz'aflar; Rabb'den istedikleri zaman; “Ya Rabbi, önce ümmete, sonra bize..” derler. Kızdıklarında;  “Allah senden razı olsun; Allah (hepimizi) hayırla ıslah etsin..!” derler. Sakının bu temiz yüreklerin bedduasından; daha da “kızdıklarında, cehennem kesilen Müslüman” türetmeyin Allah aşkına!

“İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri helak edecek misin Rabbim”(Araf:155). Derûnî dualarımla!

Önceki ve Sonraki Yazılar