Dava Darbe Öncesi Ve Sonrasını da Kapsamalı
12 Eylül askeri darbesinin baş aktörlerinin "Anayasal düzeni zorla değiştirmeye kalkmak” suçundan yargılanmasına başlandı.
Emrah Tel / Haber Merkezi
Gelişmeler sonrası, 28 Şubat darbesi sürecindeki darbecilerin de yargı karşısına çıkıp çıkmayacakları merak konusu oldu.
Hukukçular, yargılamaları olumlu bir adım olarak değerlendirirken, darbe öncesi ve sonrasında darbe mekanizması içinde yer alan her kesin yargılanmasını, mağdurlara ise hak iadesinin verilmesini istedi.
12 Eylül askeri darbesine ilişkin darbenin baş aktörleri Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya başladı.
Dönemin Genelkurmay Başkanı 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile emekli Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya yargılamalarının yapılacağı Ankara Adliyesi önünde sabah saatlerinden itibaren çeşitli sivil toplum örgütlerinin üyeleri toplandı.
12 Eylül askeri darbesine ilişkin davada mahkeme, sanık avukatlarının davanın düşürülmesi talebini reddetti. Bunun üzerine avukatlar, sanıkların duruşmaya katılmamak için gönderdikleri mazeret dilekçelerini mahkemeye sundu. 8 siyasi parti ve sivil toplum kuruluşuyla birlikte müdahillik başvurusu yapanların sayısı yaklaşık 500 kişi olan davaya, 60 müdahil avukatı ile 3 sanık avukatı katıldı.
12 Eylül darbecilerinin yargılanması gözleri 28 Şubat Post Modern darbesine çevirdi. Türkiye’nin geçmişiyle tam anlamıyla yüzleşerek 28 Şubat Darbesiyle ilgili herhangi bir yargılanmanın başlayıp başlamayacağı ise merak konusu oldu. Darbecilerin yargılanmalarını olumlu bir gelişme olarak değerlendiren Sivil Toplum Kuruluşu temsilcileri ve hukukçular, yargılanmanın sadece iki darbeci generalle sınırlı kalmaması gerektiğini ifade etti. Darbe öncesi ve sonrasında darbe suçuna karışan herkesin yargılanması gerektiğini vurgulayan hukukçular, her mağdurun olduğu ilde darbecilere yönelik davalar açmalarını istedi.
28 ŞUBAT DARBE DAVASI NE ZAMAN
Kendi hegemonyalarını kurma adına darbeler yapan, milleti işkencelerden geçiren ve insanları katleden darbecilerin davalarının görülmesi olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyor. 12 Eylül darbecilerin yargılanmalarının başladığı bugünlerde 28 Şubat darbesiyle ilgili davanın ne zaman açılacağı ise merak konusu oldu.
28 Şubat süreciyle her ne kadar kimi oluşumlara karşı yapılan entrika ve desiseler deşifre ediliyorsa da, bir bütün olarak 28 Şubat darbesinin masaya yatırılıp dava konusu olması gerektiği ve bu minvalde bütün kesimlere yönelik yapılan cürümlerin ortaya çıkarılması hususu merakla beklenmektedir.
Kısacası, 28 Şubat darbesi de dava konusu olup kime/kimlere nasıl zulümler edildi, alınan yasa dışı kararlarla kimlerin infazına hükmedildi, kim ve kimlere kumpaslar kuruldu ve ayrıca bu darbeyle kimlerin yolu açıldı, kimler destek çıktı bütün bunların lokal manada değil bir bütün olarak ortaya çıkartılması büyük bir beklenti oluşturmuş durumda.
YÜREKLERE BİRKAÇ DAMLA SU SERPTİ
12 Eylül’deki darbe faillerinin yargılanmasının Türkiye’de adalet beklentisine karşı bir cevap niteliği taşıdığını ifade eden Mazlum-Der İstanbul Şube Başkanı M. Cüneyt Sarıyaşar, “12 Eylül’de mağdur olan insanların yıllardır bekledikleri adalet ile ilgili geleceğe yönelik ümit bağlamında birkaç damla bir su serpintisi gibi değerlendirebiliriz.
Tabi 12 Eylül yargılanmasına sadece 12 Eylül darbe gerçekleşmesi ve sonrasında darbecilerin oluşturduğu fiiller çerçevesinde değerlendirmemek lazım. Fatih Altaylı gibi 12 Eylül’ü temize çıkarma ameliyesinin çok yanlış olduğunu, darbeci zihniyetin zaten bundan hareketle kendi meşruiyetini oluşturduğunu da özellikle belirtmek isterim, Yani 12 Eylül sürecini o gün yapılan askeri darbe bağlamında değerlendirmemek lazım.
Çünkü darbecilerin daima kendi meşruiyetlerini oluşturmak için önceden işledikleri suçlar var. Sağ sol çatışmalarında devletin bunları engelleyememesi değil, engellememesi hatta bu çatışmaları oluşturması gibi bir fiilin içinde olduğunu da biliyoruz.
Bu noktada 12 Eylül yargılamalarının, 12 Eylül şartlarını oluşturan tarihin sorgulanması ve oradaki suç ve faillerin tespit edilmesi çok önemli. Yoksa 12 Eylül yargılaması yarım kalmış bir yargılamadır diye bakıyoruz” dedi.
YENİ ANAYASA ŞART
“12 Eylül’ün sonuçları açısından baktığımızda ise biz hala 12 Eylül’ün sosyolojisiyiz” diyen Sarıyaşar, “Çünkü 12 Eylül’ün darbeci Anayasası ruhunu koruyarak, en başındaki Kemalist ideolojiyi kutsallaştıran ve onu koruyan maddeleriyle beraber caridir.
Bütün hukuk ve siyasi mekanizma bu anayasa ile yürürlüğünü sürdürmektedir. Kesinlikle hiçbir ön şartı olmayan ön şartı insanların özgürlüğü olan her hangi bir ideolojiyi dayatmayan bu manada kendince beşeriyet olarak kutsal oluşturup ona da dokunulmazlık zırhı oluşturan maddeleri bulunmayan bir anayasa bu toplumun önündeki tüm darbelerden kurtulmanın olmazsa olmaz şartlarından bir tanesidir” ifadelerini kullandı.
İNSANLAR HALA ‘MÜSLÜMANIM’ DİYEMİYOR
Bu yargılama sürecinin sadece iki darbeci generalin yargılanmasıyla çözülemeyeceğini belirten Sarıyaşar, “Darbe süreçlerinin failleri darbe öncesi ve sonrasında bu ülkenin kaynaklarını sömüren sermaye odaklarına bakmak lazım. Bu sermaye odaklarına baktıktan sonra onların payandaları olan bürokratik mekanizmalara bakmak lazım.
Gerek eğitim gerek yargı gerekse askeri bürokrasinin bu manada bu ülkenin kaynaklarını sömüren sermaye odaklarıyla birlikte işin içinde olduğunu görüyoruz. Bu ülkede insanların taleplerine, arzularına gelecek ve haklarına yönelik onların kaynaklarını sömürenlerin oluşturdukları hak gaspıdır. Bu bağlamda baktığınız zaman ilk darbeyi bu millet ikinci mecliste yemiştir.
İkinci meclisle beraber bu milletin gerçek iradesi meclise yansıtılmayıp meclis bir oldu bittiyle oluşturulmuş ondan sonra oluşturulan 1924 anayasasıyla bir deli gömleği bu ülkede halkın üzerine giydirilmiştir. Bunun en temel öğesi de bir kültürel soykırım olan harf devrimidir.
Çünkü bu milletin aklını aldılar geçmişini aldılar hafızasını aldılar. Ondan sonrada 10 yılda 15 milyon genç oluşturmak için bu deli gömleği ile milletin aklını makasla şekillendirmeye çalıştılar. Onun için de bu millet müstakilim, mütedeyyinim, muhafazakarım, diyor ama Müslüman’ım diyemiyor.
Bu kimlik bunalımıdır. Bu konuda da biz darbelerin bu kadar geniş hak kaybı oluşturduğunu bu süreçte de bu yargılanmaların toplumda bir bilincin gelişmesinde etkili olmasına aracı olacağını düşünüyor bu açıdan da olumlu görüyoruz” şeklinde konuştu.
SÜREÇ İKİ GENERALLE SINIRLI TUTULMAMALI
Zarar gören tüm birey ve kurumların dava açmasını ve davaya müdahil olmalarını öneren Sarıyaşar, “Bunu önemsiyoruz. Tabi ki mahkeme süreci içerisinde konunun birkaç generalle sınırlı tutulması söz konusu olursa ona yönelik de hem kamuoyu nezdinde hem de hukuki yönde müdahilliğimiz olacaktır” dedi.
ADALETİ YARGIDAN BEKLEMEK İÇİN ÇOK ERKEN
“Türkiye’de yargının gerçekte Adaleti tesis etmek için olduğunu görebilecek miyiz?” diye soran Sarıyaşar sözlerini şöyle sürdürdü; “Açıkçası buna pek ümidimiz yok. Çünkü yakın geçmişimizde bir Uludere olayı gerçekleşti. Ve Uludere’de 34 can hayatını kaybetti. Olay sonrasında birkaç genç tarafından darp edilen ve yine aynı köylüler tarafından korunan kaymakam ile ilgili saldırıyı yapanlara yönelik gençler ile ilgili süreç çok hızlı başlatıldı.
Gençler içeri alındı ve adam öldürmeye tam teşebbüsle yargılanmaları başlatıldı. Ama Uludere’deki faili meydanda olan 34 insanın katilleri ve mekanizma ortada dururken hala yargılanma başlayamadı. Bu da maalesef yargıya yönelik ümitsizliğimizin daha da dün yaşadığımız bir örneği olarak önümüzde duruyor. Onun için Türkiye’de adaleti yargıdan beklemek için henüz erken olduğunu düşünüyorum.
Türkiye’de Yasama Yargı ve Yürütme kuvvetler ayrılığı prensibi içerisinde ayrıdır. Ama bunlar halkın lehine bir ayrılık değildir.
Çünkü yargı halktan beslenmemektedir. Yargı Türkiye’nin yönetiminde kendini birincil hak sahibi gören aslında derin devlet dediğimiz, bu ülkenin kaynaklarına ve geleceğine çöreklenmiş insanların ellerinde. Bu süreç değişmediği sürece Türkiye’de yargının adaletin tesisinde bir mekanizma olduğunu söylememiz zor.
Bu noktada da geleceğe yönelik fazla ümitli değiliz. Eğer doğru bir anayasa, özgürlükçü bağımsız ve halkın taleplerini dile getiren bir anayasa söz konusu olursa böyle bir ümidimiz de olur”
OLUMLU BİR GELİŞME
Yargılanmanın Türkiye’nin geleceği açısından olumlu bir gelişme olduğunu ifade eden Avukat Emin Güneş de, Bu durum kaba ifade ile yapılan zulmün dünyada bile karşılık bulacağının göstergesidir.
Bu dava biraz daha erken açılmış olsaydı diğerleri de yargılanmış olurdu. Geç oldu ama herkes bunu gördü ki ahiret boyutu ayrı, dünyada da kimsenin yaptığı yanına kar kalmıyor. Ayrıca Türkiye’de gelinen nokta açısından önemli bir gelişme.
Bundan sonrası için olumlu bir katkısı olacak. Ama sivil iradenin buradaki iradesizliği hala görünüyor. Adamı kendi Anayasa’sıyla yargılama çelişkisi açık ve ortada” dedi.
TÜM MAĞDURLAR DAVA AÇABİLİR
Bu iddianamenin kabul edilmiş olması darbe sırasında mağduriyetler yaşatan herkesin yargılanmasının önünü açabileceğini ifade eden güneş, “Mahkemenin bu iddianameyi kabul etmesi önemlidir.
En azından emsal oluşturabilir. Bu anlamda da mağdurlar kendilerini mağdur eden şahısları biliyorlarsa herkes suçun işlendiği yerde suç duyurusunda bulunabilir.
Onların cezalandırılmasını isteyebilir. Bunun önünde bir engel yok aksi halde tüm sanıkları Ankara’daki dosya’ya yüklerseniz, bu davayı etkisizleştirir fayda yerine zarar verir. Bu davalar tanıklar vasıtasıyla açılabilir veya o dönemde kalıcı hastalığa yakalananlar var onlar aracılığıyla yapılan işkenceler ispatlanabilir” şeklinde konuştu.
ASKERİ KİMLİKLERİ ALINMALI
Mahkemenin sanıklara yönelik kısıtlamalar getirmesi gerektiğini ifade eden Güneş, “Örneğin, elde ettikleri haksız servete el konulabilir. Tedbiren askeri kimlikleri silah ve rütbeleri alınabilir. Buna benzer kısıtlamalara gidilirse insanlara bir nebze de olsa umut verir. Bunun da uygulanmasında bir sakınca yok” ifadelerini kullandı.
12 EYLÜL 1980’DE NE OLDU?
İşte; 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin Türkiye için bilânçosu;
—650000 kişi gözaltına alındı
—1 milyon 683 bin kişi fişlendi
— Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı
—7 bin kişi için idam cezası istendi
—517 kişiye idam cezası verildi
—Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı
—İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi
—71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163 maddelerinden yargılandı
— 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı
—388 bin kişiye pasaport verilmedi
—30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı
— 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı
—30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti
—444 kişi kuşkulu bir şekilde öldü
—171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi
—937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı
—23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu
— 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hakimin işine son verildi
—400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi
—Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi
—31 gazeteci cezaevine girdi
— 300 gazeteci saldırıya uğradı
— 3 gazeteci silahla öldürüldü
—Gazeteler 300 gün yayın yapamadı
—13 büyük gazete için 303 dava açıldı
—39 ton gazete ve dergi imha edildi
— Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi
—14 kişi açlık grevinde öldü
— 16 kişi (kaçarken) vuruldu
—95 kişi (çatışmada) öldü
—73 kişiye (doğal ölüm raporu) verildi
—43 kişinin (intihar ettiği) bildirildi.
—650000 kişi gözaltına alındı
—1 milyon 683 bin kişi fişlendi
— Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı
—7 bin kişi için idam cezası istendi
—517 kişiye idam cezası verildi
—Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı
—İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi
—71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163 maddelerinden yargılandı
— 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı
—388 bin kişiye pasaport verilmedi
—30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı
— 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı
—30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti
—444 kişi kuşkulu bir şekilde öldü
—171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi
—937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı
—23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu
— 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hakimin işine son verildi
—400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi
—Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi
—31 gazeteci cezaevine girdi
— 300 gazeteci saldırıya uğradı
— 3 gazeteci silahla öldürüldü
—Gazeteler 300 gün yayın yapamadı
—13 büyük gazete için 303 dava açıldı
—39 ton gazete ve dergi imha edildi
— Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi
—14 kişi açlık grevinde öldü
— 16 kişi (kaçarken) vuruldu
—95 kişi (çatışmada) öldü
—73 kişiye (doğal ölüm raporu) verildi
—43 kişinin (intihar ettiği) bildirildi.
Doğruhaber Gazetesi
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.