Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin aldığı karar ve yankıları

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin aldığı karar ve yankıları

Herşey, 12 Temmuz günü bazı haber ajanslarına yansıyan belediye meclisinin "Oy çokluğuyla" aldığı imar değişikliği kararı ile başladı.

Daha önce sadece yeşil alan olarak ayrılmış iken, kayyum döneminde yapılan imar değişikliğiyle belirlenen yeşil alanlara talepler doğrultusunda ibadethanelere de yer verilmişti. Yerel seçimde belediyenin yeniden HDP’ye geçmesiyle beraber göze çarpan ilk somut proje olarak ibadethanelere yer verilen yeşil alanların apar topar imar değişikliğine gidilerek sadece yeşil alan olarak kararlaştırılmasıydı.

İmar planı değişikliği kararı, AK Parti grubunun karşı oylarına rağmen çoğunluğu oluşturan HDP grubunun oylarıyla alınmıştı.

19 Haziran’da alınan belediye meclis kararının yaklaşık 25 gün sonra ancak medyaya yansıyabilmiş olması elbette bu hususta kamuoyunu bilgilendirmeyen AK Parti grubunun büyük ayıbı olsa gerek.

Belediye meclis kararı, dört ayrı yeşil alan bölgesini kapsamaktaydı. Her yeşil alan içerisinde kaba inşaatları bitme noktasına gelmiş birer caminin olması ise tartışmaların fitilini ateşledi. Alınan kararların detayına bakıldığında yapılan değişiklikle  söz konu alanlar hali hazırda cami inşaatı alanı iken Fırat Mahallesi 1894 nolu parselde Ebu-l Hasal El Harakani Camii, yine Fırat Mahallesi 1730 parselde Hoca Ahmet Yesevi Camii, Mezopotamya Mahallesi 2454 nolu parselde Yunus Emre Camii ve 8022 parseldeki Tepeşehir Camii alanında imar değişikliği yapılması belediye kararının aslında neyi amaçlandığını ortaya koymaktaydı.

Meclis kararının medyaya yansımasıyla beraber tepkiler çığ gibi yükselmeye başladı. HDP’de mevcut olan zihniyetin camiler konusundaki yaklaşımı, alınan kararların camileri hedeflediği gerçeğini zihinlerde sorgulamaya yer vermeyecek kadar berrak olması, tepkilerin artmasına neden oldu.

İmar değişikliği haberin medya organlarına yansımasıyla valilik, kararın iptal edilmesi için idari yargıya müracaat ederken, oluşan tepkilere karşı belediye derhal atağa geçerek SMS’ler ve bildirilerle açığa çıkan durumu inkar etme yoluna gitti. Haberi yapan ajansları ve buna tepki gösterenleri hedef almaya başladı.

Oysa niyetleri deşifre olmuştu ve halk nezdinde savunulacak bir tarafı da bulunmamaktaydı. Dolayısıyla varsa şayet bir yanlış anlaşılmanın giderilmesi yerine haberi yapan ajansları ve tepki gösteren kesimleri suçlama yoluna gitmesi, belediye meclisinin suçüstü yakalanmış olmasından kaynaklanmaktaydı.

Belediye Başkanı ve Meclis Üyeleri adına sosyal medya hesabından açıklama yapan Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı şu görüşlere yer veriyordu:

"Yanlı medya gruplarında ve sosyal medyada Belediye meclisimizin Cami yıkım kararı aldığı şeklinde yalan ve iftiraya dayalı haberler servis edilmektedir. Bunu kınıyor ve gerekli hukuki süreci başlatacağımızı duyuruyoruz. Belediye Meclisimiz tarafından İmar Planı’nda yeniden park alanına dönüştürülen yerlerden sadece birinde mevcut kabası bitmiş bir cami inşaatı vardır ve buna ilişkin herhangi bir yıkım kararı alınmamıştır. Yıkım kararı almadığımız halde bu yapılan haberler belediyemizi ve meclisimizi karalama haberleridir. İtibar edilmemelidir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur."

Mızraklı yaptığı bu açıklamanın altına da 2454 ada 1 No’lu parsel ile ilgili karar tutanağını eklemeyi de ihmal etmemişti.

Mızraklı, sadece bir parselle ilgili kararı açıklamasına iliştirip dört yerine sorunu sadece bir camiye indirgemesi bir yana, suçlama ve hukuki süreç vurgusu yaparak bir nevi tepkileri dizginlemeyi hedeflediği gözlerden kaçmamaktaydı.

1894, 1730 ve 8022 nolu adalar da vardı ve 2454 nolu ada ile aynı niteliklere sahip idi. Plan değişikliği kararları ortada iken "Cami yıkımına dair alınmış bir karar yok" demesi de alınan kararların ruhuyla pek bağdaşmamaktaydı.

Oysa apar topar yapılan imar değişikliğinin anlamı gayet açıktı. Herhangi bir parseli yeşil alan olarak belirlerseniz, bunun dışında hiçbir değişikliğe izin vermezsiniz. Yeşil alana aykırı yapılaşma varsa da doğal olarak yıkarsınız. Kararda camilerin yıkılacağına dair bir ibare yok tabii ki. Ve belediye yetkililerinin ardına saklanıp inkara başvurdukları nokta da budur. Herhangi bir yıkım kararı yok, yalan haberler yapılıyor diye. Madem öyle, o halde zaten yeşil alan olarak ayrılmasına karşın sadece ihtiyaca binaen cami yapımına izin verilmişken, neden sadece yeşil alan için yeni bir meclis kararı alma gereği duyuldu? Aslında belediye yetkililerinin tepkilerinde çamura yatmak yerine bu noktaya cevap vermeleri yeterli olacaktı. Halbuki sızan bilgilere göre kimi HDP’li meclis üyeleri bile bu duruma itiraz edip yanlış yapıldığını belirtmelerine rağmen bu kararlar alınmıştı.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi internet sitesinde tepkilere dönük yayınlanan bildiri ise tamamen saldırganca bir dile sahipti.

Bildiride yer alan açıklamanın bazı bölümleri şöyleydi:

"İlk olarak açıkça belirtmek isteriz ki Büyükşehir Belediyemizin herhangi bir yerde cami yıkmak gibi bir kararı yoktur… Daha da önemlisi, bugüne değin sürdürdüğümüz belediyecilik anlayışımızda ‘cami yıkma kültürü’ yoktur. Bu konuda özellikle vurgulamak isteriz ki ne vatanseverlik ne de inanç alanı hiç kimsenin veya hiçbir siyasi çevrenin yarış pisti değildir. Belirleyici olan pratiktir. Bugüne kadar var olan pratiğimiz de dinlere, dillere, kültürlere yaklaşımımız da gayet açıktır… Alınan kararla, mevcut kabası bitmiş camilerin etrafının yeşillendirilmesi, ilgili parsellerde camiler dışında bulunan alanların yeşil alana / park alanlarına dönüştürülmesi planlanmıştır… Yapılan plan değişikliği herhangi bir biçimde bir caminin yıkılması sonucunu doğurmamaktadır. Bununla birlikte, halkın özgür iradesiyle seçtiği meclisin kararlarını çarpıtan bu tarz yanlı haberlerin halkımızın dini inançlarını sömürmesine de izin vermeyeceğiz. İtibarsızlaştırma ve kutuplaştırma amaçlı yapılan tüm bu haberler için gerekli hukuki süreç derhal başlatılacaktır."

Bildiride kısaca; Camileri yıkma kararı yok… Tam tersine camilerin etrafı yeşillendirilerek daha güzel bir görünüm kazandırılacak… Anlayışımızda cami yıkma kültürü yok… İnanç alanı hiç kimsenin siyasi yarış pisti değil, belirleyici olan PRATİK’tir… Halkın "ÖZGÜR İRADESİYLE" seçtiği meclisin kararlarını çarpıtan YANLI haberlerin halkımızın dini inancını sömürmesine izin verilmeyecek… falan filan…

Sormazlar mı; madem öyle, madem amacınız var olanı güzelleştirmekti, o halde sizin bazı üyelerinizin itirazlarına rağmen neden yeni bir imar değişikliği kararı aldınız? Karar red oyu verenler park/yeşillik düşmanı mıydılar? Mevcut imar planı camilerin etrafını yeşillendirmenizi mi engelliyordu?

Hakim zihniyet, Kürdistan’ın dört bir tarafında cami düşmanlığı yapacak, buna itiraz edenler de inanç sömürücüsü olacak. Öyle mi?

Belirleyici "PRATİK" aslında olup biten her şeyin açıklayıcısı değil miydi zaten? Bir anda oluşan tepkiler, bu "Belirleyici PRATİK" yüzünden değil miydi?

Diyarbakır, son yirmi yıldır hızlı değişti, gelişti. Bu süre zarfında yerleşime açılan alanların büyüklüğü eski Diyarbakır’ı kat kat geçti. Özellikle Kayapınar bölgesi kocaman bir şehir haline geldi. Bu olağanüstü gelişme ve büyüme esnasında Büyükşehir Belediyesi sürekli sizlerin elindeydi. Sürekli gelişen imar alanları, siteler, bulvarlar, parklar, bahçeler, sosyal tesisler, dev yeşil alanları… Hepsi bugünkü HDP çizgisindeki belediyeler döneminde gerçekleşti. Bu süre zarfında belediye kaynaklarıyla yıkık kiliseler onarıldı, Cemevleri inşa edildi. Peki kaç tane cami inşa edildi ya da onarıldı? Bırakalım inşa veya onarma işlerini, yeni yerleşim alanlarında camilere rastlamak neredeyse mucize haline geldi.

Açıkçası hayırseverlerin inşa etmek istediği camilere bile imar planları gerekçe gösterilerek belediye eliyle engel olundu. Yeşil alanlarda ne idüğü belirsiz şeylere izin verilirken camilere özellikle yer verilmedi. Zorlama imkanlarla yapılan tek tük camilerle yeni yerleşim alanları Müslümanların diyarından ziyade Avrupa kentlerini andırır hale geldi. Planlı programlı bir şekilde "Beyaz Kürt" mahalleler inşa edilirken bu mahalleler camilerden arındırıldı. Kimleri, hangi odakları memnun etmek istediğiniz pekala ortadayken, amacınızın Diyarbakır halkını mutlu etmek olmadığı gayet açıktır ve vicdan sahibi her Diyarbakırlı bunu gayet iyi bilmektedir.

Yeni yerleşim bölgelerinde namaz vakitlerinde ibadet edilecek bir cami bulmak neredeyse imkansız hale geldi. Olan camilere ulaşmak ise özel vasıta gerektiren imkanlarla ancak mümkün hale gelebildi.

Başka şehirlerde açılan park ve dinlenme alanlarında en azından ufak da olsa küçük mescitlere yer verilmektedir. Diyarbakır’ın sonradan açılan kaç tane parkında baraka dahi olsa namaz kılınabilecek kaç yer açtınız?

Belirleyici olan "PRATİK" idi değil mi? Buyurun sizin pratiğiniz!

Ara dönemde belediyeye kayyum atanması, yıllardır cami özlemi çeken halkı ve vicdan sahiplerini harekete geçirdi. Yeni yerleşim alanlarının az da olsa "Müslüman mahallesine" benzemesi ve ihtiyacın karşılanması için talepte bulundular. Camisiz alanlara cami yapma izni çıktı ve halk kendi imkanlarıyla seferber oldu, camilerin inşaatı başladı. Kaba inşaatlar bitme noktasına gelmişken bu durum galiba ağırınıza gitti. Henüz haşeratla mücadeleyi bile başlatamamışken apar topar yola koyulup bu camilere nasıl engel olabilirizin derdine düştünüz. Tepkiler yükselip niyetiniz somuta dökülünce de cami arzusunu "İnanç sömürüsü" olarak lanse etme pişkinliğine başvuruyorsunuz. Pratik ise herkesin pratiği zaten ortada.

Büyükşehir belediyesi farklı başkanlarla, farklı parti isimleriyle bunca zamanı geçirmiş olsa da zihniyet ve pratik çizgi asla değişmedi. Zihniyet – Cami ilişkisi sorgulanacaksa emin olun bunun altından asla kalkamazsınız.

Bu zihniyet değil miydi ki bölgede yüzlerce imamı zamanında katletti. Susa’yı, Başbağlar’ı camileriyle beraber katliam ve enkaza dönüştürdü?

Sahi, "Çukur siyaseti" döneminde yakılıp yıkılan cami sayısını hatırlayan var mı? Yakılıp yıkılan bu camilerden kaç tanesini yeniden inşa ya da onarma yoluna gittiniz?

"Çukur" döneminde malum zihniyetin yakıp yıktığı, ya da yakılıp yıkılmasına sebep olduğu camilerin sadece isimlerini yazarsak sayfalar dolar.

Mesela Şırnak’ta "Çukur" döneminde yakılıp yıkılan cami sayısı 13 tane. Bunların yerine şimdiye kadar ancak 4 cami yapılabildi.

Diyarbakır Suriçi’nde yakılan, yıkılan ya da büyük ölçüde kullanılamaz duruma gelen cami sayısı 7.

Silvan’da 3

Nusaybin’de 18

Silopi’de 9

Cizre’de 52 cami ve Kur'an kursu

Derik’te 3

Dargeçit’te 1…

Bunlara Kur’an kursları ve diğer dini mekanları da eklersek, geniş bir alanın cami ve benzeri dini mekanlardan arındırılmak istendiği gerçeğini kim inkar edebilir ki?!

Bazı emperyal odaklara yaranarak uluslararası arenada siyasi destek arayışları, köhne ideolojik bağnazlıkla birleşince camilere engel olma, imar planlarını camilerden arındırma, var olanları her türlü vesileyle yıkma faaliyetleri, yıllar yılıdır sözde "ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ" adına uygulanan mezalimin en canlı örnekleri olarak gözler önündedir.

Her fırsatta dini mekanlara, dini eğitim merkezlerine, dindar insanlara olan kin ve nefret söylemlerinin çoğu zaman açık saldırılara ve hatta katliamlara kadar varması, hangi "PRATİK" sonucudur acaba?

Tarih şahittir ki, kendi halkının geleneklerine, inancına, dini mekanlarına, cami ve diğer ibadethanelerine düşmanlık yapan hiçbir zihniyet muvaffak olmamış ve bundan hayır görmemiştir. Kimi zaman batıl zihniyet köpük dağları gibi kabarmış olsa da eninde sonunda tarihin lanetle anılan çöplüğüne yuvarlanmaktan kurtulamamışlardır.

İLKHA-ANALİZ

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.