Emîrin kulağına vezirlerin üflediği çözüm

Hz. Aişe (ra), Peygamber Efendimiz(sav)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

“Allah bir için hayır diledi mi ona doğru sözlü bir vezir nasib eder. Bu, ona unutunca hatırlatır, hatırladığı zaman da yardım eder. Allah emîre hayır dilemezse, kötü bir vezir musallat eder. Bu vezir, ona unuttuğunu hatırlatmaz, hatırlayınca da yardımcı olmaz.” [Ebû Dâvud, Harâc 4, Nesâî, Bey'at 33]

Bugün herkesin malumu olduğu üzere, Türkiye Cumhuriyeti devleti, bir kişi(emîr) ile yönetiliyor ki, bunun doğruluğunu ve yanlışlığını tartışmayacağız. Ancak bir emîrin yönettiği ülkede, konuşulacak olan tabi ki, yanındaki adamlardır. Erdoğan'ın, eskiden beri yanında olan adamların, ülkenin içinde bulunduğu sorunların esas müsebbiplerinden oldukları, maalesef bugün ısrarla gözden kaçırılmaktadır.

Halkla, komünist örgütü aynı kefeye koyan sabık çözüm süreci konusunda, Erdoğan'a fikir veren danışman veya vekiller, bugün yaşananların birinci dereceden sorumlularıdır ve Allah, mezkur emîre hayır dilemişse, onları da, bir gün, paralel deyip safdışı bıraktığı adamları gibi, saha dışına atacaktır. Karşılıklı bir müsabaka düşünün, takımın yöneticisi, maç sonucundaki mağlubiyeti için, hep karşı tarafın kendilerine yaptığı faulleri, kural dışı hareketlerini gerekçe gösteriyor ancak kendi takım oyuncularına hiç dokundurmuyor. Neyse bu konuda feraset dileyelim de asıl konuya gelelim.

En tepeden başlamak üzere, devlet yetkililerinin tam olarak doksanlı yıllara değil belki ama, o yılların diline döndüklerini görüyoruz. ‘Bitireceğiz, kökünü kazıyacağız, söküp atacağız gibi daha çok haşeratla mücadelede kullanılan bir söylem ve eylem pratiği geçmişte, sorunu ne kadar çözdü ki, bugün de çözecek' dediğinizde, önceleri devlet içinde etkin olan bir takım derin yapıların bugün o nitelikte bulunmadığından hareketle, şu andaki askeri müdahalenin net sonuçlar getireceğini söyleyenler oldukça rahatlar. Tabi bunu söylerken, habire o bölgeye gönderilen ve seçimde HDP'ye oy verdikleri ayan beyan ortaya çıkan asker, emniyet ve yargı içindeki binlerce paralel yapı mensubu kişilerin ne tür engeller çıkaracakları konusunda da kimse emin değil.

Eskiden beri halkın mağduriyet damarından kan emen bölgedeki komünist yapı, aslında doksanlı yılların ortalarında güçlü olduğu bir çok bölgede silinip gitmişti. Bu da, devletin değil, oradaki Hizbullah cemaatinin hem cami çalışmaları ile halka ve özellikle gençlere sahip çıkmasıyla, hem de malum örgüte karşı cesaretli duruşuyla oldu.

Çok değerli âlim, önder ve fertlerini şehid verme(kazanma) pahasına da olsa, tehditlere aldırmadan ve bölgeyi terk etmeden gösterilen izzetli duruş, tabiri caizse İslam'ın ve Müslüman halkın gerçekte düşmanı olan vahşi örgütü felç etti, sersemletti. Tabi o zaman, olanları izlerken zevkten dört köşe olan devlet, Hizbullah'ın bu etkisini görünce, tedbir almakta gecikmedi. Camilere gelen çocukları, gençleri Allah'ın evlerinden kovdu, yetmedi onbinlercesini topladı, işkencelerden geçirdi. Keyfi mahkûmiyetler ve kumpaslar da hala bitmiş değil.

Bugün bölgeyle ilgili emîrin(!) kulağına çözüm üfleyenler, dün Hizbullah'ın, PKK'den daha tehlikeli olduğunu söylerken, niyetleri, bölge insanının huzuru ve refahı mıydı sanıyorsunuz. Elbetteki hayır! Eğer öyle olsaydı, zamanında; “güneydoğuda mazlum ve mağdur Müslümanlar için” toplanıp Mazlumder'e teslim edilen paraları PKK'ye aktarmazlar, sadece Öcalan ve örgütünün muhatap alınması için de, bu denli çaba göstermezlerdi.

Hizbullah cemaatini birazcık tanıyanlar, bu İslami yapının asıl amacının -kendisine karışmadığı sürece-, Marksist veya demokrat, silahlı ya da silahsız herhangi bir yapıya karşı savaşmak olmadığını çok iyi bilirler. Çünkü samimi bir Müslümanın, kendisinin ve halkının ıslahından, irşadından ve felahından başka ne amacı olabilir. Dolayısıyla o bölgenin asli unsuru ve büyük bir gerçeği olan Hizbullah cemaatine karşı duran herkes, bugün oradaki sadece fiili çatışma ve mağduriyetlere değil aynı zamanda, bölgenin İslamsızlaştırılmasına da doğrudan sebep olmaktadırlar.

Bugün yine emîrin(!) çevresindeki kimi İslamcıların da anlamak istemediği nokta burasıdır. Onlara göre Kürt orjinli bir İslami yapı, PKK'ya karşıtlıkta elverişli(!) olduğu kadarıyla kaale alınmalıdır. Tabi çözüm süreci, istedikleri şekilde bir netice verseydi, diyecekleri şu idi: “Orada Kürtlerin tek siyasi temsilcisi silah bırakmış olan sosyalist yapıdır, gidin ne istiyorsanız onlarla müzakere edin.”

Elhasıl, “duamız olmasa hiçbir ehemmiyetimiz olmadığına” göre diyoruz ki, “Allah'ım, bizim işlerimizi kendilerine teslim ettiğin emîrleri de vezirleri de hayırlı kıl.” Amin

Önceki ve Sonraki Yazılar