Emniyetin `Etkin Mücadele` Mantığı Doksanlı Yıllardan Kalmadır

Emniyetin `Etkin Mücadele` Mantığı Doksanlı Yıllardan Kalmadır

Son olarak yapılan güvenlik zirvesine damga vuran, Emniyet Genel Müdürlüğü`nün hazırladığı &`;Terörle Mücadele Stratejisi” raporu oldu.

Hüseyin Sağlam / Haber-yorum / Doğruhaber Gazetesi

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in isteği üzerine hazırlanarak güvenlik zirvesine sunulan raporda yer alan kimi öneriler, koşulların gerektirdiği yöntemlerden oluşurken, kimi önerilerin ise 1990’lı yılların aşırı güvenlikçi yaklaşımını çağrıştırması açısından dikkat çekiciydi.


Bu bağlamda sıralanan bazı öneriler, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun günün şartlarına göre değiştirilmesi isteği, kurumlararası koordinasyona yargının da aktif katılımının sağlanması, STK’lar tarafından çocuklara ve gençlere yönelik yürütülen çalışmalara destek verilmesi, çocukların terör suçlarından alıkonulması için yürütülmesi istenen sosyal politikalar üzerine kuruluydu.


Raporda en ilgin önerilerden bir tanesinin “Terörle mücadelede güvenlik kuvvetlerimizin CMK 250. Madde ile yetkili mahkemelerce yürütülen projeli çalışmaları ile elde edilen kazanımlar kaybedilmemeli” şeklinde olması, ÖYM tartışmalarının gündemde olduğu ve hükümetin bu alana dair mülahazalarının bilinmesi açısından hayli dikkat çekiciydi.
Bir devletin “tehlike” olarak arz ettiği unsurlarla mücadele stratejisinde “koordinasyon” faktörüne vurgu yapması anlaşılabilir bir şeydir. Ancak tanımında “Hukuk devleti” bulunan bir devlette bağımsızlığı esas olan yargının “mücadele koordinasyonuna” dahil edilmesi, son olarak ÖYM’lerle anılan hukuksuzluğa ilk adımı teşkil ettiği/edeceği aşikardır.


28 Şubat döneminin en fazla tartışılan ve yargıyı en fazla yıpratması bakımından dikkat çeken “Brifing” mantığının işletilmesi demek olan bu istek, aslında yargı erkini adalet duygusundan uzaklaştırıp operasyonel güçlerin etki alanına dâhil edilmesi demektir. Türkiye’de “terör” denince akan suların durması, yargı erkinin çatık kaşlı zevata evrilmesi, bunun sonucunda da yargıya güvenin dibe vurması, tamamen operasyonel yargı süreçlerinin işletilmesinden kaynaklanmaktadır.
Yargının şimdiki gibi örtülü değil, açıktan operasyonel sürece dâhil edildiği 1990’lı yıllarda savcıların “komutan” sıfatıyla sorgulara katıldığı, nöbetçi savcıların beğenmedikleri ifadelere karşın hem de adliye salonlarında sanıklara tekme tokat girişebildiği bir “koordinasyon” sürecinin gelinen noktada Türkiye’ye nelere mal olduğunu söylemek bile gerekmez.
Şimdiye kadar test edilerek yanlışlığı onaylanan bir “operasyonel yargı” sürecine yeniden özlem duyulması, belki de eski güvenlikçi mantığın tamamen kurumsallaşmasına duyulan arzunun rapora bürünmüş hali olsa gerek.


Çocuk ve gençlere dönük “sosyal politikalar”, keza operasyonel yargı sürecinden geri kalır bir yanı kalmamıştır. Elbette genel anlamda sosyal politikaların olması, “tehlike” olsun ya da olmasın zaten gereklidir. Ancak “terör tehlikesinden” gençleri uzak tutalım derken “fuhuş ve ahlaksızlık terörüne” kapı aralayacak alternatiflerle sahaya çıkmak, keza test edildiği gibi fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Gençleri Latin Amerika danslarına özendirmek, karma havuzlarda yüzdürmek, kokteyl, veda partileri vs ile “sosyalleştirmek”, olsa olsa bataklığı yaygınlaştırmak olacaktır.


“STK’lar tarafından çocuklara ve gençlere yönelik yürütülen çalışmalara destek verilmesi” önerisi ise, İslami STK’lara yönelik keyfi baskınlar ve verilen insafsız cezaları hatırladıkça sadece “mide bulantısı”na yol açtığını belirtmekte fayda vardır.
Burada STK’ların ayırıma tabi tutularak “kriminalize STK” üretme veya ihtiyacı STK ithalatında görme projesinden hareketle yerli STK’lara karşı takınılan düşmanca tutum göz önüne alındığında, istenen STK profilinin bölgede “işbirlikçi STK” algısını pekiştirdiği, bunun da sadece STK’cılık oynanmakla yetinmeye yol açtığı bir tabloyu görmemek mümkün değildir.


Yargının alması istenen pozisyon, sosyal politikalar, ÖYM kazanımları, STK faktörü vb göz önüne alındığında, burada genel anlamda bir ıslah raporu yerine Emniyete sirayet eden “grupçuluk” ruhunun tarafgirlik kokan önerilerinin sıralandığını söylemek daha doğru olacaktır.

 

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.