Evet, şaşırdık: uzun atlayacak atlet, sadece bir adım attı

Diller ve ırklar Allah’ın ayetleridir. Tıpkı kâinattaki diğer varlıklar Güneş, ay, yıldız, gece, gündüz, ateş, su, yaz, kış gibi…

Allah, varlık âlemindeki ayetlerini farklılıklar ve zıtlıklar üzerine bina etmiş. Ne ilginçtir ki hayatı bu farklılıklar ve zıtlıklardan yaratıyor. Hayat, kainattaki zıtlıkların ve farklılıkların el ele vermesi sonucu meydana geliyor. Ara sıra tabiat içindeki bir maddenin diğerlerine üstün gelir şekilde haddine tecavüz etmesi de yıkım ve ölüm oluyor. Bu yönüyle kâinattaki düzene ve hayata bakıldığında hayatın temel kanunu cidal ve savaş değil, yardımlaşma ve dayanışmadır.

Zıtlıklar ve farklılıklar, yardımlaşma ve dayanışma vesilesi olursa hayat meydana gelir; çekişme ve savaşma sebebi olursa meydana çıkacak olan ölümdür.

Allah; renkleri, dilleri, kavimleri ve milletleri kendisinin ayetlerinden sayarken bu farklılıkların hikmetinin de tanışma/kaynaşma olduğunu bildiriyor. Tanışma aynı zamanda tanıma ve kabuldur. Farklılıkları inkâr, ret ve imha hikmet olan tanışmayı/kaynaşmayı ve hayatın temel esası olan yardımlaşma ve dayanışmayı ayrıştırır, savaşmaya dönüştürür.

90 Yıllık Cumhuriyetin kurucu ideolojisinin temel felsefesi farklılıkları inkâr, ret ve imha ile tek tipleştirme olduğundan toplum hayattan çok ölümü, kardeşlikten çok düşmanlığı yaşadı. Yani bu ülkedeki çatışmaların, düşmanlıkların, ölümlerin temelinde devlet ve farklılıkları inkâr, ret ve imhaya çalışan güçler vardır. İnkar, ret ve imha politikaları çok büyük toplumsal sorunlar ve mağduriyetler doğurdu.

Ak Parti iktidarı ile birlikte devlet politikası değişmeye başladı. Kabule, tanışmaya ve kaynaşmaya yönelik adımlar atıldı. Bu konuda ciddi mesafeler de kat edildi. Son açıklanan demokratikleşme paketi de bunlardan bir tanesi.

Paket, temel hak ve hürriyetler konusunda elbette ileriye doğru atılan bir adımdır. Ancak paketten önce Başbakan, hükümet yetkilileri ve hükümete yakın medya, paketin uzun bir atlayış olacağını duyurmuşlardı. Toplumsal beklentiyi yüksek tutmak için de paketi hemen açmadılar, süreyi uzattılar.

Toplumun bütün kesimleri, atletin uzun atlayacağı ümidiyle ekranlar başına kilitlendi. Atlet, Cumhuriyetin kurucusu ve kuruluşuna kadar geriye doğru tarihi bir açılış yaptı. Koştu, koştu, atlama çizgisine geldi, aniden durdu ve sadece ileriye doğru bir adım attı. Büyük bir kesimi hayretler içinde bırakarak şaşırtmıştı. Hani yalan da söylememiş oldu: “Herkes şaşıracak” demişti kendisi.

Paket ileri doğru bir adımdır ama bu adım da bazı yönleri ile kör, topal, sorunlu bir adımdır.

Başörtüsüne yargı ve güvenlik birimlerinde yasak getirmek, diğer yönleri bir tarafa başörtülüyü sorunlu kılar. Bu alanların yasağı, karşı olanların gerekçelerini tasdik etmek oldu. Gerekçe: Başörtülü kişi, kararlarında ve muamelelerinde tarafsız ve adil olamaz. Bu yasak, başörtülüleri adalet özürlü kabul ve ilan etmektir. Böyle bir kabul, diğer alanlarda da başörtülüyü sorunlu kılar.

Paketin anadilde eğitim, seçim barajı ve hazine yardımı gibi maddeleri de gerçek adaleti sağlamayan sorunlu çözümlerdir. Ergenekondan yargılananların mağduru olan 90’lı yıllardan beri cezaevinde bulunanlar dâhil, 28 Şubat ve sonrası binlerce mağdurun hak iadesi ve terörün yeniden tanımı ile ilgili düzenlemenin olmayışı, paketin tadını kaçırdı.

Paketin takdir edilecek en olumlu içeriği, andımızın kaldırılmasının yanında Romanlardır. Romanlar, bu ülkenin ve insanlığın bir ayıbıydı. Devlet ve toplum dışlanmışlığı, onları insan altı bir hayata itmişti. İnsan olarak normalleşmeleri lazımdı. Bunun için de devlet ve toplum tarafından kabul görmeleri gerekirdi. Devletin ve toplumun kucak açtığı Romanların zamanla yaşamları insan vasatına dönüşür. Bu konuda bence hükümetten önce “Peygamber Sevdalıları”nı tebrik ve takdir etmek gerekir. Çünkü “Roman Açılımı”nı ilk başlatan onlar oldu. Her sene Adana’da Romanlara yönelik Kutlu Doğum etkinliği düzenliyorlar. 

İdeolojisi inkâr, ret ve imha olan, sorun ve çatışmalardan beslenen statükocu zihniyetin olumlu taraflarına rağmen paket karşıtlığı anlaşılabilir. Ancak olumsuz ve eksik taraflarını görmeyen yeni statükonun, paketteki hakları Allah’ın bir lütfu gibi savunması anlaşılamaz. Zira Allah’ın verdikleri “LÜTUF”tur, dilerse vermez; bununla da zulmetmiş olmaz. Ama hükümetin verdiği haklar, bu halkın daha önceden “GASP EDİLMİŞ HAKLAR”ıdır. Hükümet bunları vermek zorundadır, hem de yaşatılan acılara karşılık devlet özrüyle; vermezse zulmetmiş olur.

Hakkı hak bilip tabi olmak duası ile...

 

Önceki ve Sonraki Yazılar