Gam yemeyin, Mısır Yusuflarındır

Mısır yine kaynıyor. Gösteriler, baskılar, kararlar... Mısır’da ne olduğu, darbe yönetiminin ne yapmaya çalıştğı ve İhvan-ı Müslimin’in terör örgütü olarak ilan edilmesinin ne anlama geldiği gibi sorular gibi sorular havada uçuyor. Bunların cevabı için biraz hafızamızı yoklayalım, Mısır diktatörünün devrilmesine dönelim. Mısır’da diktatör Mübarek’in devrilmesiyle, on yıllardır diktatörlük rejiminin baskıları altında inleyen mazlumların yüzü gülmüştü, ümitleri yeşermişti. Ne yazık ki kirli ve derin güçler uşakları, işbirlikçileri Mübarek’in devrilmesinden çok hoşnut olmamışlardı. Fakat bu değişikliği bir şartla kabul etmeleri mümkündü. Gelecek yönetimin, kurulacak hükümetin Amerika, israil ve Batıya olan bağlılığını ilan etmesi ve onların kutsal(!) çıkarlarına hizmet etmeyi görev bilmesi halinde diktatörün devrilmesi görmezden gelinecek, hatta diktatörün devrilmesine sevinildiği imajı verilecekti. Gelen yönetim, kurulan yeni hükümet; Amerika, israil ve batıyı hayal kırıklığına uğratmıştı. Onlara uşak olmayacaklarının mesajını vermişti.

 

Bunun üzerine alttan alttan seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye karşı muhalefet oluşturuldu. Diktatörden kalma kalıntılar bu işin gönüllüleriydi. Nihayetinde liberal ve laik muhalefet Temerrüt Hareketi olarak bir araya gelerek, Mursi’nin cumhurbaşkanlığının birinci yılı olan 30 Haziran da görevi bırakması için harekete geçti. Mursi karşıtı ve yanlısı protestolarda 5-10 kişi ölünce darbeye hevesli Sisi kendine pay çıkarıp hükümet ve eylemcilere verdiği 48 saatlik uzlaşma süresinin dolması üzerine 3 Temmuz 2013 tarihinde ülke yönetimine el koydu.

Yani anlayacağınız şer güçleri, söz konusu çıkarları için dillerinden düşürmedikleri demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri by pas geçerek Sisi’ye darbeyi yaptırmışlardı. Sisi’ye el altından değil aşikâr verdikleri desteği kesmemek için darbeye darbe bile diyememişlerdi. Darbeyle Mısır’da hukuk rafa kaldırılmış, milletin kararı yok sayılmıştı. Sisi güya bunu halk için, istikrar için, ölen 5-10 kişi için yapmıştı. Bunun koca bir yalan olduğunu, sadece darbe için kılıf olduğu özellikle 14 Ağustos’ta ortaya çıkmıştı. Çünkü 14 Ağustos 2013’te, Muhammed Mursi’nin darbeyle devrilmesinin ardından Kahire’de Adeviyye ve Nahda meydanlarında toplanan Müslüman Kardeşler yandaşlarına güvenlik güçleri müdahalesine “vahşet” kelimesi yetersiz kalıyordu. Darbeyi 5-10 kişinin canı için, istikrar için yapan cani zihniyet beş bin kişiyi katletmiş, on bin kişiyi yaralamıştı.  Cunta yönetimi baskı kurmakta, kaçırmakta, gözaltına almakta ve katletmekte mahirdi, tuttuğunu adeta koparıyordu; zulümde sınır tanımıyor, bazen Mübarek’i bile arattırıyordu. Fakat İhvan’ı bitirmek için onu bir türlü şiddete sürükleyemiyorlardı. Bu onları kahrediyordu. En son çürük bir dal buldular. ‘Ensar Beyt el-Makdis’  adlı bir oluşum Dekahliyye Emniyet Müdürlüğüne bir saldırı gerçekleştirdi. Netice, o saldırı bahanesiyle cuntanın bakanlar kurulu, geçen hafta İhvan`ın, Mısır ceza kanununun 86`ncı maddesi uyarınca “terör örgütü” ilan edildiğini ve üyeliği belirlenen herkese cezai müeyyide uygulanacağını açıkladı.  Cunta Dışişleri Bakanlığı,  Terörle Mücadele Anlaşması’na imza atan 17 Arap ülkesine Mısır’ın, İhvan’ı “terör örgütü” ilan ettiğini bildirdi.

Mısır kanunlarına göre, terör faaliyetinde bulunmak ve terör örgütü yöneticisi olmak da idamı gerektiriyor. Bu şekilde İhvan yöneticilerinin idamına kılıf uydurdular.

Bu karardan sonra Mısır’da İhvan liderlerinden 572 kişinin mal varlığına, 87 okula ve 1054 derneğe el konuldu. Gözaltı furyasındansa bahsetmiyorum.  Bu karar ne demek mi? Darbe yönetiminin köşeye sıkıştığının, usandığının, ayağına sıktığının göstergesidir. Darbe yönetiminin kanun kural tanımadan İhvana karşı topyekûn bir savaşa giriştiğinin göstergesidir.  Suud’un, İsrail’in ve ABD’nin verdiği desteğe karşılık dayattığı bir karardır. Özelde Mısır’da genelde Arap dünyasında İhvan’ı köşeye sıkıştırmaya, yalnızlaştırmaya hatta bitirmeye yönelik bir ataktır. Bu karar şu an için darbe karşıtı eylemleri azaltmadığı aksine gösteri ve tepkileri artırdığını görmemek mümkün değil. Global, uluslararası etki doğuracak bir karar olan bu kararın diğer Arap ülkelerindeki İhvan teşkilatlarını nasıl etkiler,  ilerde göreceğiz. Bu kararın İhvan’ı daha da kahramanlaştıracağı, mazlumluğunu daha da duyuracağını düşündüğümüzde İhvan’a karşı gönül bağı olanların sayısı da artacaktır. Bununla birlikte kısa vadede İhvan’ı kötü günlerin beklediğini tahmin etmek zor değil. Zindan, muhacerat, baskı, zulüm, fakirlik, yokluk,  ve şahadetin gölgesinde muhalefetini sürdürmek zorunda kalacaktır. İhvan da bunlara yabancı değildir. Hasan el-Benna’dan el-Bedii’ye kadar zindanlarla, idamlarla, beinsaf baskılarla bu güne gelmiştir. Acıyla, hicranla, baskıyla, yoklukla yoğrulan bu dönemden sonra gelecek günlerin İhvan için asıl baharı doğuracağı muhakkaktır. Gaybı ancak bilen Allah’ın “her zorluktan sonra bir kolaylık vardır” buyruğundan yola çıkarsak uzun vadede bahar İhvan için doğacaktır. Tecrübelerle, bedellerle bu güne gelen yarım asırlık İhvan bu gün üzerine düşeni yapıyor, yarın da yapacaktır. Öyleyse kendimize dönüp, biz kardeşlerimize karşı görevlerimizi hakkıyla yapıyoruz muyuz, ona bakmalıyız. Rabbim cümlemizi, kardeşlerinin derdiyle dertlenen, derdine derman olan, onlar için koşturan, meydanları hıncahınç dolduran, onların duyan kulağı, haykıran dilli, düşünen aklı, hisseden kalbi, tutan eli olanlardan eylesin. Allah’a emanetsiniz.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.