Güvenlik mi, Özgürlük mü?

Güvenlik mi, Özgürlük mü?

İnsanoğlunun hayatını planladığı gibi sürdürebilmesi için hayati derecede önemli olan unsurlardan ikisi, kuşkusuz ki güvenlik ve özgürlüktür.

İnsanoğlunun hayatını planladığı gibi sürdürebilmesi için hayati derecede önemli olan unsurlardan ikisi, kuşkusuz ki güvenlik ve özgürlüktür. Güvenlik insan hayatını tehlikeye atan ya da hayatı çekilmez hale getiren durumlara karşı mutlaka gereklidir. Özgürlük ise insanın hayattaki zevklerini, tercihlerini rahatça elde edebilmesi ve yaşayabilmesi için olmazsa olmaz olarak algılanmaktadır. Ne var ki gerek tarihsel süreçte, gerekse de güncel hayatta güvenlik ve özgürlük kavramları sıklıkla karşı karşıya gelmekte, birbirlerinin sınırlarını aşabilmektedir.

Yeryüzünde var olagelmiş tüm devletler ve benzeri yönetim organizasyonları bir taraftan varlığını devam ettirebilmek adına güvenlik ağları oluşturmuş; diğer taraftan himayesi altında yaşayan insanların refah içinde bir hayat sürmelerini sağlamayı amaçlamışsa da arzulanan ortamın her zaman gerçekleştiğinden bahsedilemez. Bunun birtakım nedenleri olsa da en önemli nedenin yöneten ile yönetilenin karşılıklı taleplerinin uyuşmazlığı olduğunu söyleyebiliriz.

Konuyu güvenlik açısında ele aldığımızda; herhangi bir devlet belirli bir inanç ya da ideolojiyi yönetim mekanizmasının temel esasları olarak uygulayıp toplum içerisinde resmi ideolojiyi benimsemeyen toplum kesimlerine karşı birtakım müeyyideler uyguladığında mevcut durumdan rahatsız olanlar uygulanan güvenlik politikalarının inanç özgürlüğüne engel oluşturduğunu düşünerek tepki gösterebilmektedir. Özgürlük penceresinden bakıldığında ise alabildiğine sınırsız ve ölçüsüz serbestlik arzulayan bir kitle karşısında devlet kaos ortamı oluşmasını önlemek adına birtakım tedbirler alabilmekte, yasakçı bir tutum sergileyebilmektedir.

Tarih boyunca her devlet idare ettiği halk içerisinde tehdit olarak algıladığı toplulukları sindirmekten imtina etmemiş, buna karşın her zaman ve mekanda günümüzdeki deyimiyle marjinal gruplar da varlığını sürdürmüştür. Güvenliği önceleyip özgürlüğü hiçe sayanlar ile özgürlüğü tek ölçüt kabul eden ve hiçbir otorite tanımayan zihniyetin savaşı kimi zaman kanlı devrimleri, kimi zaman da büyük can kayıplarına neden olan savaşları beraberinde getirmiştir.

Antik Çağ’dan bugüne Batı dünyası kendi içerisinde yaşadığı savaşlar ve getirdiği önemli reformların altında totaliter yönetimleri koruyan güvenlikçi politikalar ile özgürlükçü-aydınlanmacı düşünce arasında yaşanan gerginlikler yatmaktadır. İslam dünyasında hüküm süren devletlerde de merkeziyetçi bir yönetim anlayışı olsa da yönetime bağlılıklarını bildirmesi koşuluyla halkın inanç özgürlüğü ve yaşam biçimine müdahale edilmemiştir.

Güvenlik ve özgürlük alanlarının toplumsal huzuru bozmayacak şekilde ölçülü olarak belirlenmesi adalet ilkesinin eksiksiz uygulanmasıyla mümkün olur. Hangi inanca sahip olduğu fark etmeksizin bu kaideyi hakkıyla ikame etmeyi başarabilen devletler uzun ömürlü olmuş ve dünyaya yön verebilmiştir. Bu devletlerden biri olan Osmanlı Devleti de ilk 400 senesini bu kaideye uygun biçimde geçirmiştir.

Fransız Devrimi sonrası Avrupa’da özgürlükçü mantalite lehine değişen siyasal konjonktür emperyalist Batı’nın dünyaya uzanan yeni Truva atı rolünü üstlenmiştir. Liberal-özgürlükçü dalga Osmanlı’nın Batılılaşma politikaları sayesinde İslam dünyasına hızlı bir giriş yapmıştır. Avrupa’daki feodalite ve kilise düzenine karşı hak arayışlarının aksine İslam dünyasında ayrılıkçı düşüncelere zemin hazırlama işlevi gören bu anlayış, etnik temelli topluluklara özgür devlet fikrini aşılamıştır. Böylelikle günümüzde İslam dünyasının baş etmek zorunda kaldığı milliyetçilik akımı Müslüman halklarda yayılmaya başlamıştır.

I. Dünya Savaşı sonunda İslam dünyasını parçalamayı başaran Batılı ittifak, kendi içerisindeki aşırı totaliter-güvenlikçi yönetim anlayışını tam olarak sindiremese de bu idare tarzını İslam dünyası üzerinde bir sopa olarak kullanmıştır. Orta Asya’da Sovyetler ve Çin, Ortadoğu’da ise kukla idareciler eliyle Müslüman halklar Batı’nın katı güvenlikçi politika tarzıyla idare edilerek birçok zulme maruz bırakılmıştır.

Avrupa’da asırlar boyunca birbirleriyle mücadele eden güvenlikçi politika ile marjinal özgürlükçü düşünce, bu sefer II. Dünya Savaşı’yla kozlarını paylaşmış ve kazanan bir kez daha liberaller (özgürlük taraftarları) olmuştur. Batılı güçler İslam dünyasındaki işgal ve sömürü ajandasını birbiriyle çatışan bu iki düzen çerçevesinde tasarlamıştır. Müslüman coğrafyanın bazı bölgelerinde güvenlik ambalajlı diktatoryal-baskıcı politikaları desteklerken bazı bölgelerinde ise özgürlük ambalajlı kapitalist ve anarşist ahlakın Müslüman halklarda yer edinmesi için çalışmaktadırlar.

Ülkemiz bahse konu ikilemin olumsuz yansımalarını ziyadesiyle yaşamıştır. Kuruluşunda yeni rejimin halk tarafından kabul görmesi amacıyla katı güvenlikçi bir yönetim tarzı benimsenmiştir. Bu uğurda kurulan istiklal mahkemeleri ‘Sanığın idamına, delillerin bilahare toplanmasına.’ diye hüküm vermiş, darağaçlarında nice âlimlerimiz hakka yürümüştür. 1950’den itibaren Avrupa ile uyumlu olarak özgürlük yanlısı anayasalar (1961) çıkarılmış, liberalizmin sloganı olan ‘Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.’ ilkesi gençliğin zihin kodlarına işlenmeye başlanmıştır.

Adalet ilkesi gözetildiği takdirde insanlığa huzur getireceği şüphe götürmez bir hakikat olan bu iki kavram, birbiriyle çatıştırıldığında dünyayı bir anda felakete sürükleyebilmektedir. Batı bu çatışmadan fazlasıyla zarar görmüş olmalı ki aynı taktikle İslam dünyasını da kendi sömürge alanına çevirmek istemektedir. Bir yandan Müslüman halkları uyanışa geçiren İslami şahsiyet, hareket ve platformları terör ve güvenlik kılıflarıyla örtbas etmekte; bir yandan da sınırsız tutku, idealsizlik ve başıboşluğu özgürlük paketiyle gençliğe sunarak ümmetin geleceğe dair umutlarını bertaraf etme amacı gütmektedir.

İslam dünyasının kapsamlı kuşatmaya reaksiyon gösterebilmesi ve atağa kalkabilmesinin tek yolu kolektif akılla hareket etmekten geçmektedir.

Allah’a emanet olun, selam ve dua ile.

Yusuf Bingöl

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler