Hatırlayan var mı? Bilge diye bir köy vardı

Bilindiği üzere 04 Mayıs 2009 tarihinde, Mardin’e balı Mazıdağ İlçesi, Bilge (Zanqırt) Köyü’nde, sadece Türkiye’yi değil, Dünya’yı şoke eden bir olay yaşandı. Birkaç cani yaptıkları katliamla, bölgede süregelen olaylara yeni bir boyut kazandırdılar.  Mayıs ayının ilk haftasında kar maskeli katiller, Mazıdağ İlçesine bağlı Bilge (Zanqırt) köyünde, Çelebi ve Arı aileleri arasında yapılacak bir nişan töreni için toplanan kadın, erkek ve çocukları ayırım gözetmeksizin, hem de namazda kıyımdan geçirdi. Hedefte 6 çocuk, 16 kadın (kadınların üçü hamile) ve 22 erkek olmak üzere toplam 47 can vardı. Bunlardan 44 kişi hayatını kaybetti.

Peki, olayın esas sebebi neydi? Resmi zevata göre; terör eylemi değil. Aslında en büyük terör eylemlerinden biri ile karşı karşıyayız ama kastedilen olayın bir siyasi tarafının olmadığı. Dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Mazıdağı Kaymakamı Aytaç Akgül, olayın terör kaynaklı olmadığını sıcağı sıcağına deklare ettiler. Olayda kullanılan mühimmat ne anlama geliyor diye bir soru sorulabilir. Söz konusu köy yıllardan beri korucu. Devletin kendilerine resmi olarak teslim ettikleri silahlarla saldırıyı gerçekleştirmişler. Resmi silahların yanında bir de ruhsatlı silahlar var.

Açıklananlara göre; siyasi yönü olmayan olayın nedeni ne olabilir? Bir kan davası mı? Kız davası mı? Husumet mi? Köy civarındaki balık tesisleri mi? Yoksa petrol boru hattından yapılan kaçak satışlar mı? Bütün bunlar basında konuşuldu, tartışıldı. Sıralanan nedenler sizlere mantıklı geliyor mu? Mantığını kaybetmiş kişilerce işlenen bir fiilin neresinde mantık arayalım diyebilirsiniz? Ancak olay bilinçli ve planlı bir şekilde yapılmış. Çünkü Adli Tıp’ın raporuna göre; katiller maktullere 1-10 metre mesafe ile ateş etmişler. Bu ne anlama geliyor? İlk önce uzaktan, sonra da hemen yaralıların yanı başından ateş edilmiş. Yine Adli Tıp’a göre namaza duran erkeklerin başı hedef alınmış. Kadınlar çocuklarını korumaya çalıştıklarından daha fazla mermiye maruz kalmışlar. Bu da şu anlama geliyor. Katiller olaya tanıklık edecek hiç kimseyi bırakmak istememişler.

Ben o bölgede doğdum ve ömrümün 33 yılını orada geçirdim. Bu anlamda birçok aşiretsel olaya tanık oldum. Büyüklerimizden konu ile ilgili pek çok hatıra dinledim. Ancak Bilge Köyündeki gibi bir husumet, kan, kız veya töre davası olayı ne gördüm ne de duydum. Hiç kimse beni bu olayın salt kan/kız/töre/kaçak petrol davası olduğuna inandıramaz.

Dicle Üniversitesi’nden Sosyolog Mazhar Bağlı, PKK ve çözüm sürecinin baltalanması şeklinde bir görüşle olaya yaklaşmaktadır. Mazlum-Der ve İHD’nin vaka dolayısıyla “Koruculuk” sistemini sorgular hale getirmeleri, olayın bir başka boyutudur. TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanlığının yayınlamış olduğu rapor, daha çok kolluk kuvvetlerinin olaya neden geç müdahale ettikleri ve yüzeysel birkaç öneriden öteye geçmemektedir. Bundan her kesimin kendi bakış açılarına göre durumdan çıkarımlar yaptıkları anlaşılmaktadır.

Ancak olay öyle kolay ve birkaç nedenle tahlil edilemeyecek kadar ağır bir vakadır. Mutlaka başka başka sebepleri vardır. Bu kanıya varmak için müneccim olmak gerekmez. Çünkü her ne kadar aşınmış olsa da, bölgede yaşanan aşiretsel çatışmalarda uygulanan bir örf vardı. Örneğin karşılıklı mevzilerde birbirlerine ateş edenler, mevziye mühimmat taşıyan, lojistik destek sağlayan kadına ateş etmezlerdi. Bölgede başörtüsüne o kadar saygı vardı ki, bir kadın çatışan iki mevzi arasına girip, yazmasını çıkardığı ve mevzidekiler onu başı açık gördükleri zaman çatışma hemen kesilirdi. Eğer katil biri, maktulün evine gidip, beşiklerinin arkasına atılır ve af dileseydi, beşikteki çocuğun hatırına affedilirdi. Yani kan davası falan diyoruz ya, o da kendi kültürünü oluşturmuştu ve bu kültüre göre kadına, çocuğa, yaşlıya dokunulmazdı. Ama şimdi mutlak manada, kadın ve çocukların özellikle hedef olarak seçildiği bir vaka ile karşı karşıyayız.

Dedik ki, sadece kan/kadın/kız/namus/kaçak petrol/koruculuk meseleleri olayın gerçek nedeni değildir. Peki bize bu olayı açıklayabilecek bir neden var mıdır orta yerde? Anladığım kadarıyla olayı son 30 yıldır bölgede cereyan eden çatışmalarla birlikte değerlendirmek gerekiyor. Bahsettiğim zaman aralığı içinde, bölge insanı birçok kültürel özelliğini kaybetti. Hiçbir zaman tasvip etmediğimiz ama maalesef bölgenin bir gerçeği olan, kan davalarındaki mertlik bozuldu. PKK’nin bölge insanını terörize etmesi ve şiddette kural tanımaması olayın bir başka boyutudur.

Eskiden aşiretler ağalar tarafından idare edilirdi. Feodal yapının eleştirilecek birçok yönü olmasına rağmen, ağalar karizmatik yapıya sahip, dengeleri gözetleyebilen kişiliklerdi. Kendisine bağlı aşiret fertlerini kendilerince idare ederlerdi. Bahsettiğimiz feodal yapıya koruculuk sistemi yeni bir boyut getirdi. Korucu başları, yeni ağalar olarak türediler. İki aşiretten biri korucu olunca, diğeri kendini koruma amaçlı da olsa, bölgedeki örgütlere yanaştırdı. Ya da tam tersi oldu. Aşiretsel bazı emellerini gerçekleştirmek için, bölgedeki örgütlerin güçlerini arkasına almaya çalışanlara karşı, rakipleri Devletin resmi gücünü arkasına aldılar. Devletin bu gücü aynı aşiretin içindeki dengeleri de alt üst etti. Daha düne kadar taziyelerde çay dağıtanlar korucu başı olunca, birden aşiretin başına geçtiler. 100 silahlı adamı arkasında gören korucu başı, aşiretin gerçek ağasını tınmaz oldu. Aşiretin reisi gibi idarecilikten anlamayan ve dengeleri gözetemeyen bay korucu başı, birçok vukuata da imza atabildi.

Bu güne kadar bu tür vakaların hep yeni kararların alınma aşamasında gerçekleştiğine şahidiz. Örneğin, Kürt sorunu ile ilgili olumlu adımların atılmaya hazırlanıldığı bir sırada, 24 Mayıs 1993’te Elazığ-Bingöl karayolunda 33 silahsız er olayı meydana geldi. Tarihler bu kez 2 Temmuz 1993’ü gösterdiğinde, İslami değerleri önemsemeyen ve hatta hakarete varan açıklamalar yapanların, Pir Sultan Abdal şenlikleri çerçevesinde Sivas’a gelmeleri, Madımak olayına zemin teşkil etti. Bu olaydan 3 gün sonra, 5 Temmuz 1993 günü ise 100 kadar eşkıya, Madımak Oteli’nin intikamı diye bağırarak, Başbağlar Köyünde 33 kişiyi katlettiler. İdil’in Peçenek ve Ömerli’nin Pınarcık Köylerinde PKK’nin yapmış olduğu kuralsız katliam olayları hala hafızalarındaki yerlerini koruyor.

Bütün bu olayların bir amacı vardı ve bu amaç çerçevesinde yapılmışlardı. Fakat Bilge Köyü’ndeki olay net olarak ortaya konulamıyor. Katliamı gerçekleştirenlerin hunharca davranması ve tanık bırakmamaya çalışması, olay yerinden ayrılmayıp kaçmamaları, belki olayı PKK’ye mal etmeye matuftu. Her halükarda tamamlanmamış bir planın varlığı kendisini hissettiriyor.  Yukarıda sıraladığımız nedenlerin hemen hepsinin iç içe olduğu bir vaka ile karşı karşıya kaldık. Fakat olayın özünde töre/namus/kaçak petrolü bahane edip bir yerlere varmaya çalışan, ancak tamamlanamayan bir senaryonun varlığı ihtimalini göz önünde bulundurmanın, mantık dışı olmadığı hesaplara katılmalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar