HÜDA PAR üzerinden İslam'a ve Müslümanlara düşmanlık!

 27 Aralıkta Cizre'de başta HÜDA PAR tabanı olmak üzere, dindar kesimlere saldırıldı. Katledildiler. Evleri araçları yakıldı. Tıpkı 6-8 Ekim olaylarındaki olayların başlatanı, saldıran PKK ve bağlı şebekeleri olduğu halde; halen HÜDA PAR ya da o bölgedeki dindarları olaylardan sorumlu tutmak, provokatörlükle suçlamak en hafif tabirle aymazlıktır. Vicdandan, insanlıktan nasiplenmemiş olmaktır. Adaletten, tarafsızlıktan, objektiflikten de dem vurmak ise ayan beyan yalancılıktır…
Cizre'de 2 aya yakındır olup bitenleri sağır sultan bile duydu. Bırakın dışarıdakileri, dışarıyla tüm ilişkileri kesilmiş cezaevindeki mahkûmlar bile en sıradan TV kanallarından, PKK'nin; Cizre'yi, Suriye'deki kantonlara benzer bir yapıya kavuşturma çabalarını naklen seyrediyor.

İş makinaları ile bazı mahallelerin girişlerine hendekler kazılarak buralara polis-askerin girişinin önlendiği, bu mahallelerin, hatta aşama aşama Cizre'nin kurtarılmış bölge ilan edilmekte olduğu, PKK şebekelerinin güya asayiş timlerinin (Apo'nun öz savunma güçleri) giriş çıkışlarda arama, araç ve kimlik kontrolü yaptığı, şehir içinde gerilla kıyafeti ve uzun namlulu silahlarla gezerek halka gözdağı verdiğini ve tüm rezalete devletin oradaki idari ve asayiş güçlerinin seyirci kaldığı âyan beyan ortada.  Aylardır süren bu durumu şu an HÜDA PAR'ı provokatörlükle suçlayan tüm oluşumlar ve medya kurumları, biz görmüyoruz ya da böyle bir durum yok diyorlarsa kendi kendilerini yalancı duruma düşürürler…

Kısacası, hem 6-8 Ekim olaylarından sonra, hem de 27 Aralık Cizre'deki PKK'nin, HÜDA PAR ve dindar kesimlere saldırılarından sonraki gazete manşetleri, TV kanallarının olayları çarpıtarak verdikleri haberleri, kimden ve hangi kesimden gelirse gelsin verilen beyanatlar sahiplerinin niyet ve tavırlarını deşifre etmektedirler.

Bilinmelidir ki HÜDA PAR ya da bölgedeki İslami STK ve oluşumlara yöneltilen bu kin ve tarafgir tutumlar aslında “İslam'a ve Müslümanlara karşı bir hazımsızlığın ve düşmanlığın dışavurumudur.” Başta PKK ve bağlı şebekeleri; sonrada, PKK'nin bu saldırılarına rağmen dinler dindar kesimlere karşı PKK'den yana duruş sergileyenler de bilmelidirler ki; İslam'a ve Müslümanlara zarar ve düşmanlık bu güne kadar hiç kimseye bir fayda vermemiştir vermeyecektir de inşallaah…

PKK VE BAĞLI ŞEBEKELERİNİN; “KÜRTÇE VURUN-TÜRKÇE DURUN SİYASETİ”
1980'lerde bir suikasta kurban giden Malatyalı Hamido'ya (Hamit Fendoğlu) atfen bir mesele anlatılır: Şehirde geniş çaplı bir olay patlak verir. Hamido, aslında taraftır. Fakat belediye başkanı olması hasebiyle aracı olur. Taraftarlarına Kürtçe bağırıyormuş “Kurro lêxin = Gençler vurun!” diyormuş. Gerek Şırnak-Cizre olaylarında, gerekse de buna benzer tüm şiddet ve saldırı olaylarında BDP/HDP/PKK siyasetçilerinin tavırları bu türdendir. Perde gerisinde çoluk çocuğu (kendi çocuklarını olaylardan uzak tutarlar) kışkırtırlar. Sonra da Medyada güya provokasyona gelinmemesi, sağduyulu olunması, “ÇÖZÜM SÜRECİ”ne sabotaja izin verilmemesi gibi riyakâr beyanlarda bulunurlar. Temel gerekçeleri de güya “söz dinlemeyen, kalıba sığmayan asi bir genç nesil (?) varmış da zapt edilemiyormuş. Peki, adama sormazlar mı? Cizre'de, çay parası bulamayan o asi gençlik “Hangi iş makinalarıyla o hendekleri kazıyor. Gerilla üniforması, keleşleri, mühimmatı nereden/kimlerden sağlıyor?” “Yalana” taktik stratejik propaganda ya da “işlevsel siyaset” demekle bir yere varılmaz. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar… Cizre'deki olayın, olgunun, hesabın ne olduğunu bilmiyor musunuz? Halkı bir yere kadar korkutup sindirebilirsiniz, ama unutmayın karşınızda çocuk yoktur. Yalçın Akdoğan da Cizre'deki olaylar üzerine: “Ne zaman çözüm sürecinde önemli bir adım atılsa, devreye bir karanlık el giriyor” diyor.
PKK'nin Cizre'yi kantonlaştırmaya yönelik en az iki aydan beri zirveye taşıdığı hazırlıkları, kazılan hendekleri, polisten arındırılmış/kurtarılmış mahalleleri ve yukarıda pek çok boyutuyla dillendirmeye çalıştığımız durumu tüm detaylarıyla, hatta bizden kat kat fazlasıyla siz biliyorsunuz… Günlük rapor alıyorsunuz. Âyan-beyan olan saldırı ve sindirmeleri PKK'nin yaptığını neden söylemiyorsunuz ki? Yoksa PKK heyetleri sizinle görüştüklerinde sizi etki altında mı bırakıyorlar… Oradaki mevcut durum, “Çözümün” nihaî hali midir ki görmezden geliniyor? Çözümle hedeflenen böyle bir durum mudur? O zaman herkes kendi başının çaresine baksın… Kolluk kuvvetleri 10 saat olaylara müdahale edemiyor. Böyle bir iklim oluşturulmuş. Bu iklim nasıl oluştu, onun değerlendirmesini yapsanız, karanlık elde kendiliğinden ortaya çıkar. Saldırgan; aylardır saldırının planlarını-unsurlarını göz önünde hazırlıyor. Bir provokasyon varsa ortadadır. Siz halen hangi karanlık elden bahsediyorsunuz?

Sayın Bülent Arınç, olay günü katıldığı bir TV programında bölgeden aldığı bilgiye dayanarak net bir tespitte bulundu. “PKK bölgede kendisi dışında bir varlığa tahammül göstermiyor, HÜDA PAR, o olaylarda hem mazlumdur-hem mağdurdur, PKK saldırmıştır.” Olay bu kadar net… Sayın Arınç'ın da yanıltıldığı bir nokta var. Sayın Arınç bilmeli ki hendek-siper kazan iş makinaları, o hacimde silah mühimmat o gençlerin işi olamaz. O mühimmatın sahibi kimse, o gençlerin ipi de onların elindedir. Şurası da bilinmelidir ki, Sayın Arınç'ın dillendirdiği gibi Yüksekova, Çukurca, Şemdinli ve daha pek çok yer, Cizre'nin şuanki durumundan aşağı değildir. Buralarda patlak verecek olaylar da yarın öbür gün provokasyon olarak değerlendirilmesin.

CNN TÜRK AMERİKA KANALI MI, YOKSA PKK KANALI MI?
Gerek 6-8 Ekin olaylarının hemen ardından, gerekse 27 Aralık Cizre olaylarının ilk haberlerinde, gerekse de PKK'nin bölgedeki HÜDA PAR gibi mütedeyyin-dindar kesimlerine saldırılarında CNN Türk açık bir şekilde PKK ve bağlı şebekelerini himaye edici, aklayıcı, dindar kesimleri de suçlayıcı, karalayıcı yayınları arşivlerde duruyor.

Türkiye'nin huzur ve sükûnu önemli derecede o bölgenin huzur ve sükûnuna bağlıdır. Eğer huzura o bölgenin düzelmesine, Türkiye'nin sükûnetine bir katkıda bulunmak istiyorsa; Aydın Doğan'ın medya sektöründeki bazı çalışanlarının o bölgenin sosyal-siyasal yapılarının tavırlarını gözden geçirmesi iyi olur. HÜDA PAR – HDP, ya da Hizbullah-PKK gibi durumlarda tarafmışçasına HÜDA PAR'a ya da diğer İslami yapıları karalamaya iftiraya, suçlamaya yönelik yayınlar yapılıyor.

Mesela CNN'de Şırnak-Cizre'deki olay ilk etapta şöyle duyuruldu ve bu duyuru gün boyu haber bülteninde devam ettirildi: “Cizre'de Yurtsever Demokratik Gençlik Hareketi ile HÜDA PAR üyeleri arasında silahlı çatışma çıktı..?” olaylarda PKK, BDP, HDP, KCK hiç birisinin ismi anılmıyor, olayların bizzat failleri olan bunlar olayların dışında tutuluyor. Legal, siyasi ve silahlı yöntemi benimsemediğini deklare eden HÜDA PAR'da PKK'nin silahlandırılmış kolu YDG-H'de ki sosyalizmden alınan “Devrimci” gençlik bile “Demokratik gençlik” olarak sempatikleştirilip veriliyor. Şirin Payzın, Namık Durukan, Ferit Aslan, Cüneyt Özdemir hatta Taha Akyol ve diğerlerinin bölgedeki HÜDA PAR gibi dindar kesimlere yönelik haberleri arşivlerden tetkik edilirse ne demek istediğimiz kolayca anlaşılır. Açıkça düşmanlık yapılıyor…

TRT 6 DEVLET KANALIYSA;  İDEOLOJİK KAPRİSİ NİYE?
TRT 6'ın Kürtçe yayın yapması, bazı detayların ilgili kurumların dikkatinden kaçmasına neden olabilir. Ama yanlı yayın yaptıkları bilinsin. Hatta hem Sayın Cumhurbaşkanı Devlet Denetleme Kurulunu, hem de Sayın Başbakan'ın ilgili denetim mekanizmasını devreye koyması gayet isabetli olur. TRT 6'ın yayın politikasında belirleyici olan kadronun ideolojik tercihlerini devlet kanalı üzerinden harekete geçirdikleri kolayca tespit edilecektir. Misalen TRT 6 neden HÜDA PAR üzerine ambargo uyguluyor? Arşivlerinden 6-8 Ekim olaylarında PKK lehine sergiledikleri tavır yine, 27 Aralık Cizre olaylarında mağdur edilmiş HÜDA PAR'ın ismini sansürlemesi bir yana, gazete manşetleri programında diğer gazetelerin HÜDA PAR hakkında yaptıkları haberlere bile yayın sansürü uyguluyorlar. TRT'nin Türkçe kanallarında olmayan bir tavır var burada. Mesela yıllardır Peygamber Sevdalıları platformunun düzenlediği Diyarbakır'daki büyük Mevlit programlarında yayın ambargosu uygulanıyor, görmezden geliniyordu. Sonradan tepkiler üzerine bir parçacık yer verildi. Orada da yayın hilesi ile önce “BDP”nin, “Kimse Yok mu Derneği”nin alternatif olsun diye düzenledikleri benzer etkinlikler uzun uzadıya veriliyor, hatta Peygamber Sevdalıları Platformunun etkinliğinin görüntülerinin üzerine diğer etkinliklerin haberini koyarak kendilerince karartma uyguluyordu. Peki, o bölgedeki yüzbinlerce, hatta milyonu aşkın halk kitlesinin peygamberlerine olan sevgilerini, mevlitlerini bu televizyon vermeyecekse, bu niye açıldı. Hani bölge halkına yönelikti. Öyle bir etkinliği gün boyu canlı yayında vermesi gereken TRT 6; maalesef bir şekilde kendilerini hükümetin çeşitli kadrolarına benimseterek orayı adeta işgal eden; bölge uzantıları olan bir kaç ideolojik yapının denetimine geçmiştir. Bir dönem TRT'nin diğer kanallarındaki kadrolaşmaya benzer bir kadrolaşma etkindir. Yanlı yayın vardır. Devletin ilgili kurumları burayı denetlemelidir. Aksi takdirde devletin bölgeye yönelik objektif tavır yaklaşımı bu kanalın yayın politikası üzerinden inandırıcılığını yitirir…

Öz itibari ile bütün samimiyet ve iyi niyetine rağmen HÜDA PAR üzerinden legal siyaset tercihini kullanmak isteyen mütedeyyin bir kesime karşı, çok boyutlu bir ön tıkama, yol kapatma, hatta mevcut sistemin dışına itme çabaları, pek çok kesimden ve çok boyutlu olarak icra edilmektedir. Sahipleri bu tavırlarından bir fayda görmeyeceklerdir. Oysa daha önceleri bu tavır sahipleri, legal siyaseti, güya bölgenin siyasi aktörlerine en makul alternatif olarak sunuyorlardı. Ne oldu da şimdi bu ikircikli tavırlar sergileniyor. Şu an bölgede Ak Parti, devletin kolluk kuvvetleri; HDP-BDP ise PKK'nin silahlı güçleri desteği ile seçim faaliyetlerini yürütüyor. Diğer partiler ise bölgeden el çekmişler. Belli şehir merkezlerinde sadece tabelaları vardır. Anlaşılan HÜDA PAR'da, bu saikle bölgeden silinmek isteniliyor. Unutulan bir şey vardır ki; HÜDA PAR hem o bölgenin en asli unsurudur, hem kâğıt üzerine kurulmamıştır, aksine onlarca yıldır o bölgedeki siyasi fırtınaya, şimşeklere, bahozlara rağmen temelini atmıştır. Muhtemelen ileriki süreçte tavrı da bu temelde şekillenecektir. Herkes müspet tavır takınırsa, olumlu sonuç alır. Yoksa rüzgâr eken, fırtına biçer…

Cizre'de İslami inançlarından dolayı katledilenlere Allah'tan rahmet diler, Allah katına şehit olarak kabullerini dua eder ailelerine, sevenlerine, camialarına taziye dileklerimi iletirim. Zalimler için yaşasın cehennem…
Allah'a emanetsiniz.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar