İHANET ve ŞEREFSİZLİK!

Garé bölgesinde yaşananlar, siyaset gündeminin önemli konu başlıkları arasında. Doğal olarak hedef noktalardan birisi, PKK’nin “Arka bahçesi” konumundaki malum parti.

Olaylar, suçlama ve ithamlar kızışınca doğal olarak işler eski defterlere kadar uzanıyor. Siyasete kazık çakanlar, siyasetin cilvesi olsa gerek eski defterleriyle meşhur olurlar. Kimisi için duayenlik belgesi olsa da eski defterler bazıları için kuyruk acısı haline gelebiliyor.

“Arka bahçe” partisi asılır mı, kesilir mi, kapatılır mı bilinmez. Kesin olan tek şey, şimdilik okların hedefinde olduğu. “Çözüm süreci”nde hükümet medyasının MİT-İmralı-Kandil üçgeninden allayıp pullayarak servis ettiği “Barış fotoğrafları”, bugünlerde “Terörün belgesi” haline gelmiş durumda.

Fotoğrafların ayrılmaz parçası olan “Kraliçe” oldukça sinirli. Konuşmasında “Çelik-çomak oyununa” dönüşen çözüm sürecindeki yaşananlara değindi. “Barış havariliği” falan derken ağzındaki baklayı çıkarıverdi:

“Çözüm sürecinde bize vaat ettiklerinizi yeri ve zamanı geldiğinde ayrıca paylaşacağız. Bunun böyle bilinmesini tarihe not düşüyorum. (…) yeri ve zamanı geldiğinde açıklamazsak namerdiz.”

“Namert” ne kelime efenim! Dahası da var; Üstelik eski siyasi partnerinizden!

En son Saadet partisinde karar kılan Altan Tan, çözüm koşullarının parlayan ilk yıldızlarındandı. Görüşme heyetinde yer aldı. Öcalan ile görüştü, “Demokratik İslam” elçiliğine/misyonerliğine kadar yükseldi. Sonra ne olduysa “Heyet-i Temsiliyye”den tardedildi. Zahiren tek malumat, İmralı’da yediği “Kuru fasulye”nin azizliğine uğramış olmasıydı. Gerisi kendisinde saklı.

O günlerden kalma elbette hatıraları, bildikleri, paylaştıkları ve belki de paylaşmadığı bir takım malumatları vardır. Yine de “Kraliçe”ye çok sert çıkmayı ihmal etmedi.

“Politikacılar yetkilerini seçim yoluyla halktan alır.” dedi; “Öncelikle vekaletini aldıkları halka karşı sorumludurlar ve müvekkillerinden bir şey saklayamazlar” diye de ekledi. Sonrası ise zehir zemberek!

“Böyle bir durum emanete ihanet etmek demektir ve en hafif ifadesiyle şerefsizliktir.”

“Abooovvv!..” dedirten cinsten bir tepki yani.

Gelelim şu vaat edilenlere!

Devlet o gün ne vaad etti, vaadler neleri kapsamaktaydı, hala tartışmalı. Malum örgüt ve “Arka bahçe” bileşenleri, devletin “TEK’çi” politikalarının Kürt halkına yegane armağanı oldu. Devletin “TEK!çiliğinden” neş’et eden yapının çözüm sürecinden aldığı cesaret ile Kürt toplumuna Stalinizmin en pespaye versiyonunu dayatma çabasındaki canhıraşane çabalarında en büyük motivasyon kaynağının aldıkları vaatler olduğunda kuşku yok.

6-8 Ekim vahşeti…

Çukur kampanyaları…

Şehirlerin yıkılması…

Binlerce gencin bir hiç uğruna kırıma uğratılması..

Hepsi ve daha fazlasının arkasında vaatlerin verdiği motivasyon olduğu noktasında zerre kuşku yok.

Haa… Vaatler gerçekçi miydi?

Tiyatronun ana fikri “Çözüm ve Barış” mıydı?

Örgüt silah bırakacak mıydı?

Devlet normalleşecek miydi?

“Evet” dersek kargalar güler!

Neyse…

Eski siyasi partnerlerin arasına girmeyelim. Bir bakarsınız “Kraliçe” Altan Tan’ın çağrısının etkisinde kalıp Addison’un şu sözünü hatırlayıverir:

“Şerefim zedeleneceğine binlerce defa ölürüm daha iyi.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.