İkinci Kandil mi?

FETÖ, kırk yıllık bir örgüt.

Hamurunun yoğrulmasında Anadolu insanının fedakârlığı, Fethullah GÜLEN'in riyakârlığı, kırk yıllık dönemde iktidara gelen her hükümetin ihmalkârlığı, ABD'nin ise sinsi planları ve kişisel çıkarları vardır.

Anadolu insanı,  17-25 Aralık sonrası fedakârlık üzerine kurulu olan bağını kesti. Çünkü ihanet çetesinin günah çetelesini gözleriyle gördü.

Geçmiş hükümetler yoksa bile, mevcut hükümet de ihmalkârlığının farkına vardı ve geçmiş dönemlerde önlerini açma adına atılan adımların kefaretini ödercesine bir hesap sorma, bedel ödetme dönemine girdi.

 Onca çabasına rağmen mutlak sonuca gitmek mümkün mü?

Hayır, diye düşünüyorum. Zira akidesi bozulan, bir meczubun sohbetine peygamberimizin teşrif ettiğine inanan bir beyinsiz güruhun örgütü terk etmesi kolay olmayacaktır.

Bu güruh, peygamberimizin yere oturarak meczubun sohbetini dinlediğine inanmakta…

Yani meczup, koltukta oturup öğrencileriyle birlikte peygamberimize ders vermiş oluyor. Peygamberimizin sohbetten feyz aldığına inanmakta. Kullanılmaya amade bu meczubun peygamberlik makamını basite indirgeme çabasındaki hinliğini görmekten aciz olan bireylerin ayılması için bir neslin değişmesi gerekiyor.

Ancak geç de olsa hakikati gören küçük bir azınlığın olduğun görmekle birlikte asıl bundan sonra kalan tehlikeye işaret etmek istiyorum.

Evet, gelinen süreçte halkın fedakârlığı ve hükümetlerin ihmalkârlığı son buldu artık.

Fakat GÜLEN'in riyakârlığını ve ABD'nin sinsi plan ve kişisel çıkarlarını yabana atmamak gerekir.

GÜLEN'i ilahlaştıran zihniyetin her bireyinin bir intihar bombacısı olmaya namzet olduğunu söylediğimizde, karıncayı incitmemekten dem vuranları(n)mız vardı.

15 Temmuz'da her bireyin kamikaze dalışıyla nasıl bir anda ölüm makinesine dönüştüğünü gördünüz.

Bittiler mi sanırsınız bu kurşun askerler?

Hayır, sanılanın aksine uyuyan hücrelere dönüştüler.

Her birine bir doları bile çok göreceğiniz bu beş kuruşluk adamların yeni yapılanması tamamen yurtdışında, kutsal belde belledikleri ABD'de olacak.

Çünkü riyakâr ile sinsi plan sahibinin buluştuğu yerdir ABD.

ABD, GÜLEN ve tabanının bundan sonra ümmete füze sallayacakları yeni bir kamp yeri verdi örgüte.

Bakmayın, satın aldık dediklerine. ABD, yeri vermekle kalmaz, maddi finans da sağlayacak, dün sağladığı gibi.

Çünkü aylar öncesinde Rus devlet başkanın “bundan sonra savaşlar, ülkeler arasında değil; ülkelerin destekledikleri örgütler üzerinde olacak” sözünü yabana atmamak gerekir.

Nitekim ABD hükümeti, işi fazla öteleme gereği görmedi ve yaklaşık iki yüz dönümlük bir araziyi FETÖ örgütüne tahsis etti.

Her ne kadar basına satma, alma gibi ifadelerle verilse de FETÖ'nün ABD'ye o iki yüz dönümlük arsa için neyi gözden çıkardığını herkes anlamıştır sanırım. 

Yani ortada bir satış var.

Washington'da Amerika'nın en büyük havaalanlarından Dulles International Airport'a oldukça yakın olan bu devasa projenin amacı FETÖ'nün Türkiye'den kaçan ihanet şebekesine bir üs kurmaktır.

Terör suçundan arananların Türkiye'den kaçarak FETÖ'nün Amerika'daki evlerine yerleşmesini amaçlıyorlar. Çünkü şu anda 6 kişilik bir evde 20 kişi kalıyor.  Proje gerçekleştiğinde  bu isimler, tesiste konaklamaya başlayacak ve ihanet çarkı dönmeye devam edecektir. 

Projede dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise 9 dönümlük bir arazinin özel alan olarak belirlenmesi. Projede, bu alana dair hiçbir detay yer almazken uzmanlar,  FETÖ'nün bu alanı; din tüccarlığı, şantaj gibi çeşitli yollarla elde edilen gelirleri aklama, gayri resmi para transferi, rüşvet için gizli bir bölüm olarak kullanacağını düşünüyor.

Ancak onlar gibi düşünmediğimi peşinen belirteyim.

Bence Hollywood sinemasına yeni bir rakip çıkıyor. Kırk yıllık hayatında her renge girme yeteneğine sahip binlerce eleman yetiştiren; en yakınındaki insanın yatak odasına kamera koyacak kadar şahsiyetsiz, çekilmesi en güç sahneleri çekebilecek kadar mahir, üstelik bu çekimleri yaparken kimseye görünmeyecek kadar da profesyonel elemanları nerede kullanacak. Bu örgütün bundan böyle dünya sinemasına tahminlerin çok çok üstünde bir katkı sunacağı muhakkak. Görünmez kamera/kameramanlarla çekilen filmler rekorlar kitabını alt üst edecek.

Film sektörünün babası olmaya namzet GÜLEN'in filmlerinin tek kusuru her yaş grubuna uygun olmaması.

Yani demem o ki Müslüman toplumlarda ahlaksız diye tanımlanan sınıftan.

Sinema sektörünü bir tarafa bırakırsak, bu örgütün ileride Türkiye'yi PKK'dan çok daha fazla meşgul edeceğini de unutmamak gerekir.

PKK, her ne kadar ideolojik bir örgüt olsa da öte dünya ile ilgili çizdiği kara tablo, eyleme giden elemanlarında kimi zaman tereddütlere yol açmaktadır.  FETÖ örgütü elemanları ise her türlü ahlaksızlığı öte dünyada kurtuluş vesilesi sanmakta.

Yani işin özü Kandil'i bugün bombalamak mümkün, ancak Washington'u bombalamak o kadar kolay görünmemekte.

YAZAMADAN EDEMEDİM

HDP'li vekillerin dokunulmazlığı kaldırıldıktan sonra haklarında fezlekeler çıkarıldı, iddianameler hazırlandı.

Zaten dokunulmazlıkların kaldırılmasının nedeni de bu değil miydi?

Dolayısıyla fezleke ve iddianamelerin hazırlanması değil esas mevzumuz.

Bizim dikkatimizi çeken, iddianamede geçen Figen Yüksekdağ'ın 8 Ağustos 2015'te, Almanya'da, Deutsche Welle'ye verdiği röportajdaki detay.

Dolayısıyla iddianame, geçmişteki bir röportajı gün yüzüne çıkardı.

Muhabir soruyor:

 "Kürt kökenli politikacılar  tarafından kurulan HDP'nin, PKK ile bağı olduğu söyleniyor. Buna ne dersiniz?" 

Yüksekdağ:

“Partimizin PKK ile bağı yoktur. Ancak PKK bir halk  özgürlük hareketidir. Aynı zamanda demokrasi ve eşitlik mücadelesi veren bir  örgüttür.”

Yani soru ile cevap arasındaki ilişki muazzam.

Hangi takımı tutuyorsun, sorusuna spor yapmanın faydalarını anlatmak gibi bir şey.

Eşitlik, özgürlük mücadelesi veren bu özgürlük hareketiyle ilişkisinin olmadığını söylemeye gerek var mı? Böyle bir harekete insanın katılası geliyor. Mademki bu kadar meziyeti olan bir hareket söz konusu, Figen Hanım'ın yerinde olsaydım, HDP'den ziyade PKK'ye katılırdım. HDP'nin özgürlük hareketi olduğunu söyleyen oldu mu bugüne kadar? Ama PKK  özgürlük hareketi.

Figen Hanım'ın konuşması bununla da sınırlı değil tabi ki:

“Bizler PKK'nın bu hedeflere ulaşma konusunda başvurduğu yöntemleri onaylamıyoruz. Ancak şunu da kabul etmeliyiz ki, uyguladığı program terör değildir."

Yani anlayan varsa beri gelsin.

Başvurduğu yöntemi onaylamıyoruz, ancak onaylamadığımız yöntemin terör eylemi olduğunu da düşünmeyin. Onaylamadığımız eylemi neden onaylamadığımıza gelince onu da ne siz sorun ne biz söyleyelim. Ne bileyim arkadaşlar öyle diyor.

Kamera nerde kamera?

Hah şöyle gülümseyen yüzümü göster, danışmanım bir şeyler yazmanız için mailinize atar.

Mailiniz neydi mailiniz?

Not: Ne yazık ki röportaj kısa kesildi.

TERS KÖŞE

BİRAZ DA FUTBOL

“Tez elden maçlarda bir golden fazlası yasaklansın ve birden fazla farklı skorla maçı bitiren takımların insanlığı tartışılsın.”

Hiç de fena bir fikir değil, hani!

Ziraat Türkiye Kupası 3. ön eleme turunda Dersimspor'u 5-1 mağlup ederek gruplara kalan Galatasaray, rakibin güçsüzlüğünü görüp bir iki golle yetinmeyip beş gol attı.

Bu sonuç, kapitalist dünyanın ezilen halkları sömürmesinden başka bir şey değildi.

Neyse ki çok geçmeden HDP'nin eski milletvekili Ağrı Belediye Başkanı Sırrı Sakık, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla duygularıma tercüman oldu.

Sakık'ın "Galatasaray 1-0'da işinizi görürdü... Gücünüz mağdura mı yetiyor...! Nedir bu kibir... nedir bu ihtiras... kibirin sonu kabir" sözleri duygularımın da ifadesi.

Bu sonucu ve Sakık'ın açıklamasını görünce Öcalan'ın Beka Vadisi'ndeyken örgüt elemanlarıyla yaptığı bir futbol maçını hatırlattı.

Maçta Öcalan'ın takımında top kime geçerse Öcalan'a pas atıyordu, rakip takım oyuncuları da Öcalan'a en fazla iki metre yaklaşabiliyorlardı.

Sizce maçı hangi takım kazandı, diye sormayacağım; ama en çok gol atanın kim olduğunu anlamayan okuyucum kusura bakmasın özel eğitime muhtaç demektir.

Gol kralını anladınız değil mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar