İnler arası diyalog

Tarih: 14 Ağustos 2016...

Yer: Genç - Lice kırsalı arasındaki bölge...

PKK terör örgütü "yıkılmadık ayaktayız " modunda bir eylemde...

Yol sağlı sollu kapatılmış, iki yönden otuza yakın araç durdurulmuş.

Özel araçlarında olanların indirilmeyip toplu taşıma yolcularının indirilmesi örgütün sosyal ve eşitlik(!) noktasında ne kadar mesafe kat ettiğinin bariz göstergesi...

Konuşmacı olan bayan militanın Kürt halkına Türkçe propaganda yapması, Öcalan dönemi "Bekaa Vadisi"nden günümüze dek hiçbir şeyin değişmediğinin göstergesi...

Bekaa'da eğitimin Türkçe verildiğini, Suriye veya Irak'tan örgüte katılanlarla anlaşmayı sağlamak için Türkçe öğrenmek zorunda kaldıklarını biliyordum, ancak bazı şeylerin değiştiğini sanıyordum.

Propagandacı militanın erkeksi bir ses tonuyla "Mahir Çayanların, Deniz Gezmişlerin davasını sürdürüyoruz" sözlerinden sonra içimden "acaba Mahir Kaynaklarla ilişkilerinden mi söz ediyor"u geçirmedim değil.

Hem Deniz Gezmişlerin yolu dediği yolun nereye çıktığını bilmeyenimiz yok zaten...

Deniz Gezmiş'in üniversitedeki ev arkadaşı Celal Doğan, HDP'den milletvekili...

Celal Doğan derken şu Gaziantep'te malum ahlaksız yeri tekbirler eşliğinde, kurban keserek açan zattan söz ediyorum.

"Google"de "tekbir, Celal Doğan, kurban" yazın görsellerde Deniz Gezmiş'in yolu çıkar karşınıza.

Sonra bayan militanın "Dininizi Rehber APO'dan öğrenin, Hz Muhammedi, Hz İsa'yı, Hz Musa'yı Rehber APO'dan öğrenin" ifadelerini kullanması tam bir komediydi.

Ara ara sesinin tonunu yükseltip alçaltan militanın ana hedefinde Ak Parti ve Erdoğan vardı.

Yani konuşmalarından şunu anladım:

Erdoğan bugün "emekliye ayrıldım" derse, PKK yarın silah bırakır.

Sonra çözüm süreciyle ilgili açıklaması da mizansenle uyum içindeydi.

"Süreç boyunca oyalandık ve kandırıldık, sürecin adı çözümsüzlük sürecidir" sözündeki "kandırıldık" ifadesi kulaklarımda "kandırıldık, dıkk, dıkkk dıııııkkkk" biçiminde bir eko yaptı.

"Anadolu insanın kaderi mi" dedim içimden.

Atalay Demirci'nin "ahmaklık yaptım" dediğini, Bülent Arınç'ın "bana ahmak deyin" sözünü, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "kandırıldık" ifadesini biliyordum da dağdaki militanın da "kandırıldık" diyeceği aklımın ucundan geçmezdi.

Kendi adına örgüt tarafından kandırıldığını düşündüğünde bu ifadenin hayatına mal olacağını biliyorum, ama örgütü kandırılmışsa basit bir “kandırıldık" sözüyle geçiştirilir.

Kandırılanlar örgütü militanının sözünden sonra anladım ki dört bir yanımı kandıranlar ve kandırılanlar kuşatmış.

Anadolu, kandıranlar ve kandırılanlar deryası.

Türkiye'de demokrasinin olmadığını söyleyen militanın darbe ile ilgili yorumu da muhteşemdi.

"Erdoğan'ın tiyatrosu" diye tanımladığı darbe girişimine Pensilvanya'daki hain ile Bingöl ili, Genç ilçesinin on beş kilometre ötesinde dağ yolunda yol kesen PKK militanının tanımlamasının aynı olması, stratejik derinlik(!) olarak tanımlanabilir.

Kim bilir, belki de "İnler arası diyalog"...

FUTBOLDA FETO KUMPASI

Yaklaşık bir yıl önce, hinlikten uzak, sade bir vatandaş FETO'nun imamlarından birine "Siz neden sadece zeki çocuklar ve zengin esnafla ilgileniyorsunuz, fakirlerin de iman etmeye ihtiyacı yok mu, amaç İslam'a hizmetse, fakirin de İslam'a ihtiyacı var" deyince; örgüt İmamı:" Fakirler, boynumuzda yük olur, zengin esnaftan alıp zeki öğrenci okutuyoruz, fakirle uğraşırsak gücümüz dağılır" demişti.

Bu anekdotta geçen örgüt imamı belki de örgütün en dürüst imamıdır.

Çünkü adam eğip bükmeden örgütün bütün kodlarını açık açık söylemişti. Yani bir anlamda Allah'ın bildiğini kuldan saklamaya gerek görmemişti.

Yapı, bu denli kirli ve parayı kutsayan bir tıynette olunca, paranın çok döndüğü futbol dünyası da elbette bundan nasibini alacaktır.

Ve Bülent Uygun feryat eder, futbolculara kurulan kumpaslar için.

Ümit Karan'ın anlattıkları, yenilir yutulur cinsten değil...

Bir takımda dokuz kişi FETO'cu olunca maç boyunca geri kalan iki oyuncuya pas atmayıp o iki oyuncunun maçta etkisiz olmasını sağlamaktaymışlar. Yani günlük hayatta muhaliflerini sindirmek için uygulanan mobingin daha beterini futbolda gösteriyorlarmış.

Sen misin himmet vermeyen?

Peki, Hakan Şükür'ün maça FETO'nun gönderdiği okunmuş çorapla çıktığını biliyor muydunuz?

Ya örgüt adına para toplayan sizce kim olabilir?

Size bir ipucu vereyim:

Hani ceza sahasına girmeden kendisini ceza sahasına atan meşhur bir futbolcu vardı...

Penaltı olmayan onlarca pozisyonu penaltı pozisyonuna dönüştüren oyuncudan, hakemleri aldatmakta mahir olan erdemden uzak bir oyuncudan söz ediyorum.

Şimdi ne ilgisi var, diye düşünebilirsiniz.

Ancak Gülen'in hezimet hareketi demek, hile demek, aldatma demek, kumpas demek...

Alt ajandada yığınca planı olan örgüt demek.

Hal böyle olunca hakemleri en iyi aldatan oyuncu da yalanın kitabına iman etmiş bir örgütün faal elemanı olur veya en azından konjoktürel olarak öyle takılır.

FETO'nun darbesi başarılı olsaydı bütün stadyum ve spor salonlarına Gülen'in "Ben futbolcunun gerzek, hımbıl ve aynı zamanda ahlaksızını severim" veciz sözünün yazılacağı muhakkaktı.

ÇETE'NİN AVUKATLIĞINA SOYUNMAK

İsa Gök, CHP Mersin eski Milletvekili...

2011'de TBMM'deki konuşmasında gazeteci Ahmet Şık'ın tutuklanması ile ilgili "Emniyet teşkilatı içinde örgütlenen Fetullah Gülen cemaati için cemaat, tarikat, çete, ne derseniz deyin ama hayırlı hiçbir kelimeyi kullanamazsınız. Bu Fetullah Gülen emniyet teşkilatına sızıyor, her birime giriyor" demiş ve Gülen'e 'Çete' dediği için tazminata mahkum edilmişti.

O zamanlar, Gülen'in iç çamaşırlarını şifa olarak dağıtıp karşılığında yüklü paralar aldığı dönemlerdi.

Evet evet yanlış duymadınız! Tabanında değer verdiği insanlara gönderdiği iç çamaşırları karşılığında yüklü paralar aldığı dönemlerden söz ediyorum.

Hem iç çamaşırlarını öyle herkese göndermiyordu.

Bu şerefe(!) nail olmak için hassss adamı olmakla birlikte paralı ve fedakâr olmak icap ederdi.

Dolayısıyla "çete" demek de tazminatla cezalandırılmayı gerektirirdi.

Bu ülkede Cumhurbaşkanına, kitaba, peygambere bile sövmek mümkün iken Gülen'e edeceğiniz en ufak söz karşısında bir anda kamera ve montaj ekibinin STV binasından çıktığı, senaryosunu hezimet erlerinin yazdığı bir filmin baş aktörü olmanız içten bile değildi.

Dolayısıyla tazminat veya işten atılmanız sizin için şükür secdesi gerektirebilirdi.

Bir filmin toplumun içine çıkılmayacak aktörü olmak da vardı.

Neyse İsa Gök de FETO örgütüne tazminat ödeyen bir eski milletvekili.

Ancak kimsenin FETO elemanlarının davalarına girmediği bir dönemde Fetullahçı Terör Örgütü soruşturmasında tutuklanan Mersin Büyükşehir Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Özgür Sanal'ın avukatlığını üstlenip müdafi pozisyonunu alması akıllara iki şüphe getiriyor:

Bir filmin kirli aktörü olma tehlikesi mi ödenen tazminatların telafisi mi?

BAK KOÇUM!

İstanbul Sanayi Odası üyesi 600'den fazla firmanın katıldığı "Türkiye'ye Güvenenler, Türkiye'de Üretenler" konulu toplantıda konuşan Ali Koç, "darbe girişimi eğitimde laikliğin önemini bir kez daha gösterdi" dediğinde önce biraz duraksadım, sonra başka bir açıdan düşününce, ona hak vermek durumunda kaldım.

Ne diyordu Koç?

"Eğitim sistemimizin laik ve çağdaş standartlara sahip olması ve bilim odağındaki gelişiminin desteklenmesi toplumsal ve ekonomik açıdan geleceğimizin teminatı olacaktır. Bunun önemini 15 Temmuz'da hepimiz çok daha iyi anladık."

Koç'un anladığını sandığı vak'a, tam bir "siyasal komedi" örneği...

15 Temmuz'daki duruşu laiklikle bağdaştırma ve altı yüze yakın üyenin alkışlaması...

Sahiden "komedi dükkanı" gibi değil mi?

Laiklik safsatası ve Koç'un laf salatasının analizi için Koç'uma birkaç soru yöneltmem gerekir:

Söyler misin Koç'um, tankların altına yatan bedenler 28 Şubat'ın mağdurları, 28 Şubat da laiklik ürünü değil miydi?

Peki "Türkiye laiktir, laik kalacak" sloganının atıldığı tek yer var mıydı?

Türkiye'nin 81 ili, 919 ilçesi, 18 bin küsur köyü dahil, Anadolu insanının değerlerine savaş açılan her etkinlikte sloganlar arasında nakarat gibi görülen bu klişe sloganınız nerede atıldı?

Sahi Türkiye'de laikliğin kalesi addedilen Bağdat Caddesi dışında tankların alkışlandığı başka yer var mıydı?

Bedenler tanklara siper olurken çekirdek çıtlatıp darbeyi canlı yayında izleyen sonra da "tiyatro" yaftasını yapıştıran "şerefsiz seyirci" rolündeki kitle hangi tabana aitti?

Darbe kalkışmasına kalkan görevi gören salaların okunmasını "imamımız şaşırmış, ikide bir ezan okuyor" diyen laik elitler hangi kafanın ürünüdür?

Sahi sen o gece neredeydin?

Laik eğitim sisteminden nasiplenen bir bilinçli birey olarak ihanet kalkışmasının hangi ayağını püskürtmek için, nerede savunmadaydın?

Bak Koç'um! Kendinizi emanetçi olarak gördüğünüz Anadolu insanı üzerine analiz yapmanız sizin kalibrenizi aşıyor.

Havsalanız, tankın altına yatan yiğidin cesaretini kaldırmaz, Şerife Bacı'yla yolunuz hayatınız boyunca kesişmedi, kesişmeyecek.

Halil Hoca'nın tunç askerlere insanlık dersi vermek için yol aldığını, Şehit Erol Olçok Abi'mizin on altı yaşındaki çocuğuyla beraber tankın önüne koşacağını ne sen ne de senin sözcülüğünü yaptığın zihniyet anlayabilir.

On altı yaşındaki Abdullah Tayyip'in yaşındaki oğlunuz playstation oyununun bilmem kaçıncı serisini oynamakla meşgul, siz yeni seride belki de darbe görüntülerini kullandığınızda satışın katlamalı geçeceğinin, dolayısıyla cebinize inecek kapiklerin hesabındaydınız.

Nereden mi biliyorum?

Yiğitsen, o gece bulunduğun yerin görüntülerini paylaş!

Paylaş ki mevzu laiklikten çıksın ve aramızdaki ikilik son bulsun.

Anladın mı Koç'um!..

TERS KÖŞE

OHAL'DE KALALIM

MİT TIR'ları davası nedeniyle Silivri Cezaevi'nden tahliye edilen Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, tatil için Almanya'ya gitmişti.

Buraya kadar anormal bir durum yok.

Berliner Zeitung'a demeç veren Dündar, "Benim için oldukça yeni bir durum. Darbe girişimi her şeyi değiştirdi. Cezaevlerinde tekrar işkenceler var ve Erdoğan idam cezasını tekrar geri getirmek istiyor. Bundan dolayı en azından OHAL kaldırılıncaya kadar Türkiye'den uzak kalmak istiyorum. Politik iltica talebim yok. Türkiye'ye tekrar dönmek istiyorum" dedi.

Bu durumu düşününce bir an için Can Dündar ve avenelerinin olmadığı OHAL durumundaki bir Türkiye ile onların olduğu OHAL'siz Türkiye'yi kıyaslama gereği gördüm.

İşin gerçeği Can Dündar ve FETO örgütünün olmadığı bir ülke yaşanılabilir bir ülkedir diye düşünüyorum.

OHAL'de yaşanılabilir bir ülke için Can Dündar gelmesin, OHAL'de kalalım!

Önceki ve Sonraki Yazılar