İhsan GÜZELER

İhsan GÜZELER

İnsana Lazım Olan Toprak 8

BÖLÜM 8

Ağanın konağı binlerce dönüm sulak arazinin ortasında yeşillikler içinde yüksek bir yerdeydi. Kale duvarını andıran çevre duvarı ve büyük bir giriş kapısı ile korunaklı ve görkemli bir yapıya sahipti. Konağın kendisi alanın tam ortasında üç katlı bir villa tarzındaydı. Konağın etrafında çevre duvarının dibinde önü konağa bakacak şeklide yan yana dizili çok sayıda büyük kapılı tahıl ambarları, eşya depoları, ahırlar  ve araçların park alanı olarak tasarlanan çelik direkli üstü panel ile kapatılmış yapılar vardı. Park alanlarının tamamında bir çoğunu tarım makinalarının doldurduğu araçlar mevcuttu. Konağın arka tarafı çok güzel bir bahçeydi. Bahçede büyük bir yüzme havuzu, havuzun etrafı ise her türlü meyve ağacı, rengarenk çiçekler ve güller ile donatılmıştı. Alanın tamamı sürekli bakım gören çimler ile yemyeşildi..

Konağın ön tarafında kalan meydanın bir bölümünde balya halinde üst üste istiflenen samanlar diğer bölümü ise birbirine yakın ama birbirine karıştırılmamış arpa buğday ve mercimek tepeleri ile doluydu.

Konakta gün her zaman ki gibi erken başlamış çalışanlar oraya buraya gidip işleri ile meşgul olmaktaydı. Bayan bir çalışan tavukları kümesten azad edip önlerine yem atarken bir diğeri ahırda tutulan inekleri dışarı çıkarmaktaydı. Tarlalara doğru yol alan traktörler, iş makinaları kısacası konağın her tarafında hareketlilik vardı..

Buğday tepesinin önünde duran kamyon helezon yardımı ile doldurulmaktaydı. Dört arkadaş gözleri hariç yüz ve başlarını puşi ile kapatmış durmadan çalışmaktaydı. Ağanın yaveri az ötede oturmuş onları seyretmekteydi.

Yaver altmış yaşında uzun boylu, düz vücutlu ve ak saçlı biriydi. İşi gereği ciddi ve disiplinliydi. Çok konuşmaz ve neredeyse hiç gülmezdi. Bütün işler ondan sorulur ağadan çok ondan korkulurdu. Bundandır ki seveni de yoktu.

Kamyon un şoförü çekingen adımlarla Yaverin  yanına varıp boş duran kürsüye oturdu. Çekingen bir ses tonu ile;

-Sizce dünkü kazanın ağaya zararı olur mu? Diye sordu…

Yaver göz ucu ile ona bakıp ciddi bir ses tonu ile yanıtladı.

-Ne zararı olacak oğlum, ağamı adama çarptı.

-Şeyy... araba onun ya… ondan şey yaptım…

-Araba adına diye onu mu suçlayacaklar? saçma sapan konuşma…

Şoför hatasını anlamış telafi etme derdindeydi.

-haklısınız efendim… Ağamızı ne ilgilendirir… Kim kaza yapmışsa cezasını o çeker…

Yaver surat eşkitip öfkeli bir sesle;

-Lan git işine bak, diyerek onu yanından kovdu.

-Pardon efendim, diyen şoför ayağa kalkıp kamyona doğru koştu…

Yaver küfür savurup sigarasını yudumladı. kendi kendine konuşuyordu..

-Adam kırmızı ışıkta geçmiş kimin ne suçu var canım… Allah Allah…

Ağanın sesi yaveri kendine getirdi. Ağa  konağın ikinci katından kendisine sesleniyordu.

Hızlı adımlarla konağa doğru yürüdü. Ağanın durduğu balkonun dibine gelip durdu.

-Buyur ağam diye sordu.

Süleyman ağa, Henüz elli yaşında siyah gür saçlı, beyaz tenli, geniş omuzlu, orta boylu ve atletik yapılıydı… Ağalık kendisine babasından miras kalmıştı. Kendisi ziraat mühendisiydi. Uzun süre İngiltere de okul okuyup master yapmış babası hastalanıp yatağa düşünce geri dönmüştü. Babasının ölümü üzerine yetki eline geçmiş bütün malın yegane ve tek varisi olmuştu. Bir ara her şeyi satıp İngiltere’ye gitmeyi planlamış fakat babasının vasiyetini hatırlayıp hemen vazgeçmişti. Babasının aksine bilgi ve teknolojiyi kullanarak işleri ilerletmiş her alanda başarısını ispat etmişti... Bu da onu herkesin gözünde saygın ve danışılır bir konuma getirmişti… Ağa kelimesi ilk etaplarda ona çok ilkel gelse de bir süre benimseyip hoşlanmaya başlamıştı…

Süleyman ağa konağın altında hazır ol vaziyete kendisini bekleyen Yaver’e;

-Arabayı hazırlasınlar Diyarbakır’a gideceğim diyerek emir verdi.

Yaver, elleri önünde bağlı halde;

-Emredersin ağam dedi.

Ağanın içeri girmesi ile az ötede bekleyen bir çalışana arabayı içeriden çıkarıp hazır etmesi için talimat verdi. Talimatı alan işçi hangarın kapılarını açıp, içeriden son model beyaz renk bir jipi dışarı çıkardı. Jipi konağın yanına park ederek aşağı indi ve oradan uzaklaştı.

Yaklaşık on dakika sonra Süleyman ağa her zaman ki şık hali ve etrafa saçtığı parfüm kokuları ile dışarı çıktı. Kendisini uğurlamaya gelen eşi ve eşinin kucağındaki beş yaşındaki oğluna eli ile bay bay yaparak arabanın önüne geldi. Küçük çocuk annesinin kucağından kurtulmak istercesine annesini itip ‘baba… baba…’ diye seslenmekteydi. Annesi ise onu sıkı sıkıya tutmuş ‘babanın işi var gidip hemen dönecek ‘diye teselli etmekteydi…

Süleyman ağa geri dönüp oğluna hitaben;

-İşim bitsin gelip seni gezdireceğim, şimdi annen ile beraber yukarı çık, tamam mı dedi…

Eşine bakıp;

-Onu yukarı çıkar bugün dışarı çıkmasın, toz vücuduna girip rahatsız olmasın diyerek talimat verdi.

Evin hanım ‘tamam’ diyerek gözden kayboldu.

Süleyman ağa yaverin ağzını açmasına fırsat vermeden söze girdi;

-Avukat aradı, dünkü kaza için emniyete gidip ifade vermem gerekiyormuş, umarım işim erken biter.

-Sizi neden çağırmışlar?

-Şoför ifadesinde benim işime giderken kaza yaptığını söyleyince polisler iş kazası diye tutanak tutmuşlar… Güya adımı verip işleri kolaylaştıracakmış… Neyse önemli bir şey değil ben öğlene varmaz dönerim. Hem gitmişken hastaneye gidip yaralıları da ziyaret ederim.

-Tamam ağam… dedi  Yaver saygıyla

Süleyman ağa arabasına binip konağı terk etti. Yaver ardından bakıp az önce oturduğu yere döndü…

Öğlene doğru Fehmi ve arkadaşları üçüncü kamyonu doldurmuştu. Mola veri saçağın altında yığılırcasına oturmuş gölgelenmekteydiler. Konak çalışanı genç bir delikanlı yanlarına varıp;

-Gelin yemek yiyin diyerek önlerine düştü. Dört arkadaş çağrıya icabet edip gencin ardı sıra yürüdü..

Devam edecek...

Önceki ve Sonraki Yazılar